Diriliş: Ertuğrul – 3. Sezon 66. Bölüm İncelemesi

Kasım 28, 2016

Diriliş, Diriliş 65. Bölüm, Diriliş 65. Bölüm inceleme, Diriliş 66. Bölüm, Dizi, Dizi Yorumları, Ertuğrul,
Cahil Okur’dan herkese selamlar…

Geç kalan bir bölüm yorumlaması ile karşınızdayım.  Yeni bölümümüze İbnü’l Arabi’nin “Beyin mahareti belanın sağdan mı soldan mı yaklaştığını bilmekten geçer” öğüdüyle başladık. Tam bu sahne de Ertuğrul’un bir Simon’a bir Ural Bey’e bakışı ise oldukça güzel bir ayrıntıydı. Lakin bu sefer bela iki taraftan birden gelmekte ne yazık ki…

Bölümde ilk dikkat çeken nokta Ertuğrul’un Söğüt hakkında yaptığı açıklamaydı bana göre. Osmanlı Devleti’nin temellerinin atıldığı Söğüt’ün öneminden bahseden Ertuğrul’un gelecek bölümlerde burayı alma adına yapacağı hamleleri izlememiz mümkün olabilecek gibi.

Ancak konuyla ilgili konuştuğum bazı arkadaşlarım dizinin oralara kadar sürmeyeceğini ifade ediyor. Şimdilik bilemiyorum ama umarım devam eder.

Diriliş, Diriliş 65. Bölüm, Diriliş 65. Bölüm inceleme, Diriliş 66. Bölüm, Dizi, Dizi Yorumları, Ertuğrul,

Turgut Alp hakkındaki tahminim doğru çıktığını görmek güzel. Kendisinin obaya ihanet edeceğini zaten hiç düşünmemiştim. Lakin bu sefer Ertuğrul olmadan oyun kurması ise Turgut Alp karakterinin etkinliğinin giderek artabileceğinin bir göstergesi.

Diriliş, Diriliş 65. Bölüm, Diriliş 65. Bölüm inceleme, Diriliş 66. Bölüm, Dizi, Dizi Yorumları, Ertuğrul,

Turgut’un Maria ile olan çekişmeleri ise izlemeye değer. Maria, Turgut’a oyun kurarken, Turgut zaten Maria’ya oyun oynamakta. Bu bağlamda Simon içinde çember giderek daralmakta ki Ertuğrul’un onun işini sezon sonuna kadar görmeyeceğini düşünüyorum.

Bu arada Bamsı’nın Turgut’un hain olmadığını öğrendiği sahnedeki haline bayıldım. Gerçekten bu adamın bu tip davranışları diziyi farklı bir boyuta geçiriyor bence. O epik tarzdan kopup daha karmaşık ve bizden hale gelen bir dizi oluyor bir anda.

Diriliş, Diriliş 65. Bölüm, Diriliş 65. Bölüm inceleme, Diriliş 66. Bölüm, Dizi, Dizi Yorumları, Ertuğrul,

Bu bölümde değinilmesi gereken bir diğer nokta ise sanırım Aslıhan’ın Ertuğrul’a olan duyguları. Şu aşk işini bir sokmasınız şu işlere süper olacak gerçekten. Bu durum dizinini bayan izleyicileri için olduğu o kadar aşikar ki. Şu var kİ bu kadar Hak yolunda olan insanların bu kadar ahlaka mugayit işler düşünmesini anlamıyorum. “Muhteşem Yüzyıl” tadı alıyorum konu ne zaman kadın-erkek ilişkileri olsa.

Son olarak Sadettin Köpek yine sahnede. Beklediğim buydu ama şunu da söylemeden edemeyeceğim muhakkak ki yine paçayı sıyıracaktır. Gelecek bölüm fragmanı da bunun sinyallerini veriyor zaten.

Diriliş, Diriliş 65. Bölüm, Diriliş 65. Bölüm inceleme, Diriliş 66. Bölüm, Dizi, Dizi Yorumları, Ertuğrul,

Son olarak gelelim dizinin hatalarına… Ne yazık ki bu kadar güzel bir dizi, birçok tarihsel hatayla dolu. Aynı zamanda sinematografi hataları da mevcut. İşte onlardan biri; Simon’un mektup yazarken kalemin kağıda değmiyor oluşu acaba sadece benim mi dikkatimi çekti. Diğer bir konu ise mürekkebin o denli hızlı kuruması o devir için mümkün değilken Simon hemen mektubu mühürledi ki bence bu da dikkatli izleyiciler ile dalga geçmekten başka bir şey değil.

Diriliş, Diriliş 65. Bölüm, Diriliş 65. Bölüm inceleme, Diriliş 66. Bölüm, Dizi, Dizi Yorumları, Ertuğrul,

Bir diğer hata ise zaten Güzdüz’ün ölümü. Kayı ve Candar Beyliği kadınlarının saldırıya uğradığı sahneyi gördünüz. Normalde Osman Bey’in kardeşi olan Güzndüz'ün zaten ilk çocuk olarak doğması bir hatayken şimdi de öldürdüler küçük yaşta. Hoş belli değil henüz daha ama büyük ihtimal öldü. Nasıl öldüğünü de anlamazsak da bu da bir hata olarak karşımıza dikilmiş durumda.


Şimdilik bu kadar haftaya görüşmek dileğiyle…. 

Diriliş: Ertuğrul – 3. Sezon 65. Bölüm İncelemesi

Kasım 17, 2016

Dizi, Dizi Yorumları, Diriliş, Ertuğrul, Diriliş 65. Bölüm, Diriliş 65. Bölüm inceleme, Diriliş 66. Bölüm
Cahil Okur’dan herkese selamlar…

Yeni yayın dönemine gireli fazlaca bir zaman olmadan geçtiğimiz sezon aklımda olan lakin bir türlü yapamadığım bir Türk Dizisi’nin incelemesini sizlerle paylaşmak istiyorum. İzlediğim ender Türk dizilerinden biri olan Diriliş Ertuğrul dizisi ile karınızdayım.

Diziyi ne kadar takip ettiğinizi bilmiyorum lakin ben oldukça beğeniyorum. 3. sezon ile birlikte oyunculuklar noktasında bazı hoşlanmadığım konular olsa da yine de severek takip ettiğim dizilerden biri olmaya devam ediyor Diriliş dizisi.

Dizi, Dizi Yorumları, Diriliş, Ertuğrul, Diriliş 65. Bölüm, Diriliş 65. Bölüm inceleme, Diriliş 66. Bölüm
Lafı uzatmadan hemen az önce sonlanan 65. Bölüm ile ilgili incelememi sizlerle paylaşmaya başlayayım. Beklediğim gibi Candar Bey ile Ertuğrul arasında ticari bir ortaklık oluştu. Bu noktada her ikisi de anlaşmanın altındaki gizli nedeni bilseler de şimdilik sessiz kalma kararındalar. Lakin Candar Bey’in oğlu Ural Bey ve Çolpan Hatun bu ittifakı bozmak adına ellerinden geleni yapacaklarına eminim.

Diğer taraftan Simon’un Alaeddin’in adamını bulma çabaları zekice bir oyun ile alt edildi. Belediğim gibi Kurt postunun altından Doğan Alp çıktı. Lakin Doğan’ın görevi noktasında halen bir ipucu bulunmuyor. Daha büyük bir sebep için şimdilik obadan uzak kaldığına eminim. Bu sürenin artması Halime Sultan ile Balçiçek’i daha birçok defa karşı karşıya getirebilir.

İzleyenlerinizin dikkatini çekti mi bilmiyorum lakin Turgut Alp’in bu değişimi de bana oyun gibi geliyor. Yaralanması ardından Ertuğrul Bey, Simon’un yakınında bir adamının olmasının iyi olacağını belirterek kendisini handa bırakmıştı. Ertuğrul Bey ile Turgut Alp arasında gizli bir bilgi alışverişi gelecek bölümlerde ortaya çıkabilir. Bunu 66. Bölüm fragmanında gösterilen Turgut Alp ile Bamsı arasındaki kavga görüntülerine rağmen söylüyorum. Sadece ikisinin bildiği bir durum olduğundan eminim bile diyebilirim.

Bu sezon diziye girmiş ve benim favorilerimden biri olan Haçaturyan Usta’ya gelirsek; kendisi sonunda altını buldu. O dönemde gerçekten Anadolu’da böylesi bir altın arama durumu var mıydı bilmiyorum. Lakin onca uğraş sonrası bulunan bu altın yatağı obayı refaha kavuşturma adına ciddi bir adım olacaktır.
Dizi, Dizi Yorumları, Diriliş, Ertuğrul, Diriliş 65. Bölüm, Diriliş 65. Bölüm inceleme, Diriliş 66. Bölüm

Bu sezon favorilerimden bir diğeri olan Aliyar Bey’e de dikkat çekmekte fayda var. Gerçekten de isminin anlamı gibi ulu bir kimse olduğunu geçtiğimiz bölümlerde kanıtlayan bir karakter. Hz. Ali’yi kendisine rehber seçtiğini kaftanından ve taşıdığı Zülfikar benzeri kılıç ve kamadan anlamak mümkün. İlerleyen bölümlerde Ertuğrul’u da vazifelendiren o meşhur ihtiyarlar tarafından görevlendirilmiş bir kimse çıkma durumu yüksek. Artuk Bey gibi obasından vazgeçip Ertuğrul Bey’e de katılabilir.


Genel anlamda 65. bölüm oldukça güzel ve heyecanlıydı. İlerleyen bölümlerde daha fazla Alpleri izleyeceğimizden eminim. Glecek hafta yayınlanacak 66. Bölüm ile ilgili olarak şunu söyleyebilirim, işler genel anlamda Ertuğrul’un istediği gibi  ilerleyecektir. Yaşanan kavgalar ve o ağır lafların (fragman bazında konuşuyorum bunları) sadece Simon Efendi’yi kandırmak için olduğuna eminim.


66. Bölüm Fragmanı



53: KİTAP YORUMU : Gölge Şehir - Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları Serisi 2

Kasım 14, 2016
Kitabın Adı: Gölge Şehir - Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları Serisi 2
Yazar: Ransom Riggs
Baskı Tarihi: Nisan 2016
Sayfa Sayısı: 440
ISBN: 9786053755456
Orijinal Adı: Hollow City
Çeviri: Aslı Dağlı
Yayınevi: İthaki Yayınları
Kitabın Türü: Roman, Fantastik, Edebiyat

KİTAP HAKKINDA


Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları'nın Macerası Gölge Şehir'de Devam Ediyor!

3 Eylül 1940.

On tuhaf çocuk, ölümcül canavarlardan oluşan bir ordudan kaçıyor. Ve onlara Yardım edebilecek tek kişi var, o da bir kuşun bedenine hapsolmuş durumda.

Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları'nda başlayan olağanüstü yolculuk, Jacob Portman ve arkadaşlarının, dünyanın tuhaf başkenti olan Londra'ya yaptıkları yolculukla devam ediyor. Orada, müdireleri Bayan Peregrine'e yardım etmenin bir yolunu arayan tuhaf çocukları, savaş yüzünden yaralanmış bu şehrin karanlık köşelerinde korkutucu sürprizler bekliyor. Serinin ikinci kitabı Gölge Şehir de merak uyandıran eski fotoğraflarla heyecan verici bir hikâyeyi bir araya getiren, eşsiz bir kitap. Gölge Şehir'e yapılacak bu yolculukta siz de yerinizi ayırın!

“Gergin, duygusal ve tuhaf mı tuhaf. Fotoğraflar ve metin birbirini tamamlayarak unutulmaz bir hikaye yaratıyor.”

– John Green, Aynı Yıldızın Altında'nın çoksatan yazarı

“Tuhafın tadını almışları heyecanlandıracak bir macera…”

– Kirkus Reviews

“İlk kitabın hayranları, bu kitabın içindeki ganimetlere bayılacak.”

– School Library Journal

“Güçlü bir devam kitabı, ilki kadar sürükleyici ve bağımlılık yaratıcı.”

– Hypable

KİTAP YORUMU


Cahil Okur’dan herkese selamlar…

Çok çok uzun bir zaman sonra yeniden buralara dönmüş bulunuyorum. Buralardan kopmak istemiyorum ama kimseye de bu konuda söz vermeyeceğim. İnşallah her şey istediğim gibi gider ve içerik yayınlamaya devam ederim.

  1. İçerik Yorumu
“Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları” serisinin 3. kitabı yayınlanmışken ben henüz daha 2. kitabı okuyabilmiş durumdayım.  İlk kitaba göre biraz daha heyecanın üst seviyede olduğu bir kitaptı diyebilirim.

Öncelikli olarak olayların akışı ilk kitaba nazaran daha tahmin edilemez ve sürükleyiciydi. Birçok yerde olayları takip ederken “İşte bundan sonra da bu olacak?” gibi çıkarımlar yapsam da genelde ters köşeye yattığım itirafında bulunmam lazım. Bu anlamda hepinizin hoşlanacağı bir kitap olacağından eminim.

Sevgili kahramanımızın bu kitapta artık “tuhaflar”ın dünyasına daha da alıştığını ve olaylar karşısında o ilk kitaptaki şaşkınlığını geride bıraktığını görüyoruz. “Gölge Şehir”e yapılan yolculuk esnasında çok fazla mesafe alınması ve bu yollarda karşılaşılan “tuhaf” ve tuhaf olmayan kişi sayısının fazlalığı bazen sizi yorsa da akıcılık her zaman tam deminde seyrediyor.

İçerik anlamında kötü veya eksik olarak nitelendirilebilecek pek fazla bir şey olmamakla birlikte sadece “geçit”ler nedeniyle bazen zaman ve mekanı çözmekte sıkıntı yaşayabileceğinizi ifade etmekte fayda var.

Son olarak da küçük bir ön bilgi vereyim size; bildiğiniz gibi ilk kitabımızda Bayan Peregrine kuş suretine hapsolmuştu. Bu olayın gizemi çözüldüğünde gerçekten çok şaşıracak ve aklınızda yepyeni sorular oluşacak.

İçerik Puanım 5 üzerinden 4,5

  1. Yazım Dili Yorumu

İlk kitabın yorumunda bu konuda ne yazdıysam aynen geçerlidir. Ransom Riggs’in yazımı ve  Aslı Dağlı’nın çevirisini oldukça beğendim. Her ikisine de teşekkür etmek lazım.

Yazım Dile Puanım 5 üzerinden 4

  1. Yapısal Yorum

İthaki Gölge Şehir’de de kalitesini göstermiş. Baskı kalitesi ve kitabın yapısal özellikleri oldukça iyi. Kitabı uzun süre arabada taşımam ve farklı nedenlerle biraz yıpratmış olsam da bana dayanabildiğini ve hala ayakta olduğunu söyleyebilirim.
Sadece kapak resminde neden bu kızın kullanıldığını anlayamadım. Hikayede oldukça küçük bir yeri var.

Yapısal Durum Puanım 5 üzerinden 4,5

SEÇTİĞİM SÖZLER


"Nasılsın?" diye sordu.
Bu sorunun yanıtını verebilmek için lise düzeyinde matematik bilmek ve tartışmak için de en az bir saat gerekliydi. (Sayfa 49)

Konu hayattaki büyük şeyler olduğunda tesadüf diye bir şey yoktur. Her şeyin bir sebebi vardır.Burada olmanın bir sebebi var ve o, başarısız olup ölmek değil. (Sayfa 51)

Ne kadar garip diye düşündüm, nasıl oluyordu da hayallerimizle kabuslarımızı aynı anda yaşamayı beceriyorduk? (Sayfa 160)

Ne kadar garip diye düşündüm, nasıl oluyordu da hayallerimizle kabuslarımızı aynı anda yaşamayı beceriyorduk? (Sayfa 160)

Onlar geçmişe ait ve ne şekilde müdahale edersek edelim geçmiş daima kendisini onarır. (Sayfa 308)


Ağlamak işleri nasıl daha iyi yapmazsa, gülmek de daha kötü yapmayacaktı. (Sayfa 331)


SERİNİN DİĞER KİTAPLARI



52: KİTAP YORUMU : Kağıt Ev

Ağustos 17, 2016
Kağıt Ev, Carlos Maria Dominguez, 9786056501944, La Casa de Papel, Seda Ersavcı, Jaguar, Roman, Edebiyat, Kitap Yorumları,
Kitabın Adı: Kağıt Ev
Yazar: Carlos Maria Dominguez
Baskı Tarihi: Ocak 2015
Sayfa Sayısı: 94
ISBN: 9786056501944
Orijinal Adı: La Casa de Papel
Çeviri: Seda Ersavcı
Yayınevi: Jaguar
Kitap Kitabın Türü: Roman, Edebiyat

KİTAP HAKKINDA


Bazı insanlar kitap okumaz, bazıları okur ve kimileriyse okumakla kalmayıp onlarla birlikte yaşar. Kâğıt Ev, işte bu kitap tutkunlarından Carlos Brauer'in ve onun -bir edebiyat profesörü olan- Bruma Lennon'la olan gizemli ilişkisinin, bu ilişkinin gün yüzüne çıkmasına neden olan bir Joseph Conrad cildinin, kitap ve okuma aşkıyla dolu yaşamların hikâyesi...

Arjantinli yazar Carlos Maria Dominguez'in, yayımlandığı her ülkede büyük ilgi uyandıran novellasını Seda Ersavcı İspanyolca aslından çevirdi. Peter Sis'in çizimleri ve Cem Ersavcı'nın kapak fotoğrafıyla, kalın ciltlerin arasında saklanacak bir mücevher...
(Tanıtım Bülteninden)

KİTAP YORUMU


Cahil Okur’dan herkese selamlar…

Kağıt Ev okumasıyla karşınızdayım. Öncelikli olarak bana bu kitabı doğum ünümde hediye eden sevgili kardeşim Uzun’a teşekkür etmek istiyorum. İçine bıraktığı notsa beni ayrıca mutlu etmişti belirtmem lazım. Ona da söylediğim gibi ondan böylesi bir not almak beni şaşırttı : ) Yıllardır dostuz lakin bu kadar hisli çocuk olduğunu bilmezdim : ) Neyse daha fazla abartmayayım, bunları okuyup bana kızabilir sonuçta.  

  1. İçerik Yorumu


Evet dediğim gibi Kağıt Ev ile Uzun sayesinde tanıştım. Kısa ama bir o kadar içi dolu bir kitapmış gerçekten Kağıt Ev… Domingez’i ilk defa okuyorum. İyi ki de okumuşum.

Konusundan kısaca bahsedecek olursam sizler gibi ben gibi bir kitap aşığının hayatını anlatıyor diyebilirim.  Hem bir kadına duyulan aşkın hem de kitaplara duyulan aşkın tezahürünü bu kısacık kitapta bulmanız mümkün.

Karakterlerden en çok Delgado’yu beğendiğimi söylemem lazım. Eğer sizde benim gibi gerçek bir kitap aşığıysanız sebebini kitabı okuduğunuzda anlayacaksınızdır. Gerçekten onun gibi olmak için birçok şeyden vazgeçebilirdim.

Brauer hakkında da birkaç kelam etmek gerekiyor gerçekten. Asıl karakterlerden biri sonuçta… Gerçekten bu adamın niyetini tam anlamıyla anlamış değilim, lakin yine de yaptığı bana çokta garip gelmedi diyebilirim. Spoiler vermemek adına çokça ayrıntı veremiyorum lakin Kağıt Ev’de Brauer’in fiili olarak yatıklarını zaten birçok okur yapmıyor mu, hayali bile olsa.

Kitaptan yaptığım ilk alıntıda şöyle diyor; “Kitaplar insanların kaderlerini değiştirir.” İşte tamda tüm eserin özeti olacak bir cümle bence. “Bluma’nın ölümüne araba mı neden oldu yoksa Emily Dickinson’ın şiiri mi?” sorusunun yanıtını kendiniz Kağıt Ev’i okuduğunuzda karar verisiniz lakin, bu kitabı mutlaka okuyun derim.


  1. Yazım Dili Yorumu


Carlos Maria Domingez’in okuduğum ilk eseri Kağıt Ev. Ben hem anlatım olarak hem de yazım şekli olarak oldukça beğendim. Daha fazla eserinin Türkçe’ye çevrilmesiyle kendisiyle olan yolculumuz devam edeceğine inandığım bir yazar haline geldi.
 Bu arada kitabın ilk sayfalarında “Çevirmeni ve yayımcısı – eğer böyle bir hakları varsa- bu kitabı Cem Ersavcı’nın aziz hatırasına ithaf eder.” Diyor. Bu güzel eseri bizlere kazandırdıkları için bence böyle bir hakları var. Teşekürler.

  1. Yapısal Yorum


Jaguar Yayınevi’nden daha önce hiç kitabım olmamıştı. Bu anlamda yeni tanıştığım bir yayınevi oldu. Ben kitabın baskısı ve iç dizaynı anlamında bir hata görmedim. Gerçekten bir kitap aşığına eline aldığına huzur veren bir yapısı olmuş. Kapak tasarımı oldukça güzel, iç sayfalardaki illüstrasyonları tam anlayamasam da (hata şahsıma aittir.)güzel ve bir o kadar da özel bir eser ortaya koymuşlar.

SEÇTİĞİM SÖZLER


Kitaplar insanların kaderlerini değiştirir (Sayfa 11)

Çoğunlukla bir kitaptan kurtulmak, ona sahip olmaktan daha zordur  (Sayfa 20)

Biz okurlar, sadece eğlence amaçlı olsa bile, arkadaşlarımızın kütüphanesini gözleriz. Bazen sahip olmadığımız ama okumak istediğimiz bir kitabı bulmak için yaparız bunu, bazense karşımızdaki hayvanın ne ile beslendiğini öğrenmek için  (Sayfa 22)

Kitapları gündelik hayatla kirletmemem gerektiğini zamanında fark ettim. (Sayfa 38)

"Bakın herkes yazamaz,. Yani yazmaması gerekir."  (Sayfa 43)

Bulamadığın bir kitap var olmayan bir kitaptır  (Sayfa 48)


VE SON BİR NOT; Uzun bana yazdığı notta şöyle demişti; “Kitapları okuyan adamdan, kitaplara dokunan adama; okuduğunda aklına gelmek için kısa, küçük bir hediye!”  Kitaplara dokunup dokunmadığımı bilmiyorum lakin, seni seviyorum kardeşim. İyi ki varsın


51: KİTAP YORUMU : Silmarillion

Ağustos 16, 2016
Kitabın Adı: Silmarillion
Yazar: J. R. R. Tolkien
Baskı Tarihi: 1977
Sayfa Sayısı: 691
ISBN: 9752733947
Orijinal Adı: Silmarillion
Çeviri: Berna Akkıyal
Yayınevi: İthaki Yayınları
Kitabın Türü: Fantastik

KİTAP HAKKINDA


Tolkien'in en önemli çalışması olarak kabul edilen Silmarillion, onun yarattığı dünyanın özüdür. Kökleri Hobbit'ten önceye uzanır ve Yüzüklerin Efendisi'nde şekillenmeye başlayan bir dünyanın yaratılış öyküsünü barındırarak, tüm Tolkien eserlerinin üzerine yerleşebileceği bir yapı oluşturur. Yaşamı boyunca üzerinde çalışmayı terk edemediği ve giderek büyüyüp gelişen bu eser ancak ölümünden dört yıl sonra oğlu tarafından yayımlanabildi. Elflerin en beceriklisi olan Feanorun yarattığı üç Silmaril'in çalınmasıyla birlikte kadim dünyanın en kederli olayları gelişmeye başlar. Silmarillion, elflerin tanrılara isyan ederek Orta Dünya'ya sürülmelerini; orada insanlar ve Cücelerle birleşerek tanrıların en kötüsüne, Morgoth'a karşı verdiği umutsuz savaşı anlatır.

Daha önce "Güç Yüzüklerine Dair" ismiyle yayımlanan ancak Silmarillion kitabında olması gereken metinde bu kitapla birlikte tam metin olarak yayımlanmıştır.
(Tanıtım Bülteninden)

KİTAP YORUMU


Cahil Okur’dan herkese selamlar…

Uzun bir aradan sonra yine bir kitap yorumu ile karşınızdayım. Evet biliyorum yaz aylarının gelmesiyle süre gerçekten uzamaya başladı. Bu yıl için kendime belirlediğim 75 kitap hedefinin henüz yarısına bile gelemedim, yılın 3’te 2’si geride kaldı ancak… Lakin okuduğum kitap Silmarillion’du ve okuyanlar takdir ederken gerçekten özel bir kitap. Daha fazla ayrıntı vermeden hemen incelememe geçeyim.

  1. İçerik Yorumu


Tolkien hayranı olduğumu bilmeyeniniz kaldı mı? Eğer hala varsa söyleyeyim; Tolkien benim bu hayatta var olduğuna inandığım en büyük yazardır. Her satırına hayranım ve evet “Dünya ikiye ayrılır Yüzüklerin Efendisi'ni okuyanlar ve okumayanlar”

Neyse lafı uzatmadan geçiyorum hemen incelemeye… Silmarillion, kitapta adı geçen adıyla Arda’nın yani tüm serüvenin geçtiği Orta Dünya’nın yaratılışıyla başlıyor ve Yüzüklerin Efendisi, Hobbit gibi Tolkien eserlerine dair ne biliyorsanız tüm bunları tarihsel süreç içerisinde yeniden sizlere anlatıyor. Tabi böyle diyince size biraz tarih ders kitabı gelmiş gibi olabilir ama ondan biraz daha fazlası…

Silmarillion’da aşklar, savaşlar, ihanetler, büyük yardımlar, büyüler, kadim dostluklar ve daha bir sürü şeye tanık oluyorsunuz. Orta Dünya’ya dair kafanızdaki hemen hemen her soruya yanıt buluyorsunuz. Sauron’un ustası ve de efendisi Melkor ile de tanışıyorsunuz, Elflerin aslında o kadar da kusursuz olmadıklarını da öğreniyorsunuz. Benim gibi bu kitabı çok çok zaman sonra okuyan biriyseniz Cüceler ve Elflerin iyi oldukları dönemler ise en çok şaşırtanlar olacaktır.

Kitapla ilgili söylemek istediğim diğer bir şey ise bu tarihsel süreci anlatırken kafanızı biraz karıştırıyor oluşu. Evet biraz olumsuz bir eleştiri olacak ancak çok fazla isim ve mekan adıyla karşılaşacağını için şimdiden uyarıyım; öyle metroda, otobüste vs ayak üstü okunabiliecek bir kitap değil kendisi. Hani kendisi için vakit yaratılması gereken kitaplar var ya; tamda onlardan biri J.R.R. Tolkien’in kitabı Silmarillion.


  1. Yazım Dili Yorumu


Tolkien’in yazım dilini her zaman beğenmişimdir. Çeviri anlamında da kurulan cümleler oldukça mantıklıydı ve boşluk hissi yaratmadı. Bu nedenle yazım dili anlamında kesinlikle geçer notu aldığını söyleyebilirim.

  1. Yapısal Yorum


Bu ara İthaki’ye armış durumdayım. Gerçekten güzel bir baskı ve cilde sahip Yazım yanlışı anlamında bir kusur gözüme çapmadı. Bence yapısal yönden İthaki’nin başarılı eserlerinden bir tanesi…

SEÇTİĞİM SÖZLER


Pek çok çocuk hayali bir dil yaratır, ya da en azından buna girişir. (Sayfa 14)

Dünya üzerindeki insanlar için ödül, cezadan daha tehlikelidir.  (Sayfa 38)

İnsanlar ölmeye ve dünyayı terk etmeye mahkumdur, bu yüzden Misafirler ve Yabancılar denir onlara.  (Sayfa 99)

Çünkü isyana karşı düzeni müdafaa edenlerin isyan etmeleri söz konusu olamazdı. (Sayfa 147)

Böyle kurdu büyük hırsız, küçük hırsız için tuzağını.  (Sayfa 164)

Bir yemin, o yemine sadık olanın da, yeminini bozanın da dünyanın sonunda kadar peşini bırakmazdı. (Sayfa 183)

"Elveda, sen, iki kere sevdiğim! A Turin Turumbar turun ambartanen: kadersizliğin kölesi olan kaderin efendisi.Ne mutlu ki ölüp gidene!"  (Sayfa 469)

"Siz ölüm sayesinde, alıp başınızı dünyadan kaçabiliyorsunuz, ona bağımlı değilsiniz, umutta da, usançta da Böyle düşündüğümüzde, bu yüzden hangimiz diğerine imrenmeli sizce?" (Sayfa 543)


"Bilgeler sendelediklerinde, çoğu kez yardım zayıf olanlardan gelir." (Sayfa 614)

5 FİLM YORUMU : Zootropolis: Hayvanlar Şehri

Ağustos 06, 2016
Zootropolis, Hayvanlar Şehri, Film Yorumları, Aysun Topar, Cem Yılmaz, Fatih Özacun, Suzan Acun, Emrah Özertem, Özlem Altınok, Animasyon,
Vizyon tarihi: 10 Haziran 2016 (1s 48dk)
Yönetmen: Byron Howard, Rich Moore
Oyuncular: Aysun Topar, Cem Yılmaz, Fatih Özacun, Suzan Acun, Emrah Özertem, Özlem Altınok, Özdemir Çiftçioğlu, Gökhan Özdemir, Nüvit Candaner, Tülay Bekret, Deniz Salman, Selim Atakan, Nurhan Yılmaz, Sinan Divrik, Berk Avcı, Sait Seçkin, Sinan Divrik, Sinan Divrik, Onur Akgülgil, Ali Çorapçı, Talha Sayar
Tür: Animasyon, Aile, Komedi
Ülke: ABD

SENARYO

Senarist: Phil Johnston
Senaryoya katkı: Byron Howard
Senaryoya katkı: Rich Moore

MÜZİKLER

Besteci: Michael Giacchino
Besteci (Tema müziği): Stargate
Tema müziği sanatçısı: Shakira
İlave müzik bestecisi: Sia

FİLMİN KONUSU


Karmakarışık ve Bolt gibi sevilen animasyon filmlerinin yönetmeni Byron Howard'ın perdeye taşıdığı Zootopia, medenileşmiş ve teknoloji kullanabilen hayvanların bir arada yaşadığı bir şehirde yaşanan ilginç bir polisiye öyküsünü perdeye taşıyor. Alışıldık Disney havasının solunacağı filmde; konuşkan tilki Nick'in, üzerine yığılmaya çalışan bir suçtan sıyrılma çabası anlatılıyor. Modern memelilerin yaşadığı Zootropolis adındaki metropolis, lüks Sahra Meydanı’ndan, soğuk Tundra Kasabası’na kadar bir çok farklı doğal ortamın ve hayvanın bir arada yaşadığı benzersiz bir şehirdir. Burası bir fil kadar büyük ya da bir arı kadar küçük olanların bile istediği her şeyi yapabileceği türden bir yerdir. İyimser Polis Memuru Judy Hopps buraya geldiğinde, büyük ve sert mizaçlı hayvanların olduğu bir yerde polis olmanın hiç de kolay olmadığını fark eder. Kendini ispatlayabilme fırsatını elde edebilmek için, geveze ve numaracı tilki Nick Wilde ile ortak olma pahasına önemli ve gizemli bir olayı çözmeye çalışacaktır

FİLM YORUMU


Cahil Okur’dan herkese merhabalar.

Artık düzenli olarak film izlemeye başlama kararı aldım. Sanırım başarabilirsem her hafta artık bir film yorumu girecek bloga. Bunun için uğraşacağım. Şu an için belirli gün vermiyorum lakin sabitlemek için elimden geleni yapacağım.  Lafı uzatmadan son izlediğim film olan Zootropolis yorumuma geçeyim.

Filmimizin ana karakteri olan Tavşan Judy ve Cem Yılmaz tarafından seslendirilen Tilki Nick’in maceralarına tanık oluyoruz. Konu hakkında  fazlaca detay vermeden filmin genel yapısı hakkında hoşuma giden noktaları sizlerle paylaşacağım.

Öncelikle Judy2nin kardeş sayısı kaçınızın dikkatini çekti bilmiyorum ama bu güzel ayrıntı gerçekten benim hoşuma gitti. Çocuklara yönelik bir film olduğunu göz önüne alırsak bir anlamda öğretici bir detay olmuş. Bundan önce izlediğimiz hayvanlar alemine dair birçok animasyonda hayvanların gerçek hayatları noktasında pek bir detay alamıyorduk. Yani sadece sevimlilikleri ile karşımızda oluyorlardı.

Hayvanların yaşadığı şehir olan Zootropolis’in hayvanların yaşadığı iklimlere farklı mahallelerden oluşuyor olması da gerçekten hoşuma gitti. Fare, köstebek, sincap gibi hayvanlar için düşünülen küçük şehir detayı da… Sadece böceklerin neden hayvanlar aleminden sayılmadıkları ve filmde yer verilmemesi canımı sıktı diyebilirim.

Filmin ana teması için ise şunu demek istiyorum; gerçekten bir şeye bu denli inandığında başarmak mümkün mü acaba? Değişim kolay bir süreç değildir hiç bir zaman. Ancak insanlar ya da hayvanlar gerçekten fikirlerini değiştirebilirler mi bir konu hakkında. Zor ama imkansız değil sanırım.

Zootropolis, Hayvanlar Şehri, Film Yorumları, Aysun Topar, Cem Yılmaz, Fatih Özacun, Suzan Acun, Emrah Özertem, Özlem Altınok, Animasyon,


Türkçe seslendirmeler, görüntüler hepsi gerçekten çok hoşuma gitti. Uzun zamandır animasyon izlememiştim iyi geldi diyebilirim. Biraz gecikmeli de olsa filmi izlediğim için memnunum.


Blogger tarafından desteklenmektedir.