39: KİTAP YORUMU : The 100 - Eve Dönüş

Şubat 22, 2016
The 100 - Eve Dönüş, Kass Morgan, Bilim-Kurgu, Selen Ak, GO!, Kitap Yorumları,
Kitabın Adı: The 100 - Eve Dönüş
Yazar: Kass Morgan
Baskı Tarihi: Eylül 2015
Sayfa Sayısı: 328
İSBN: 9789759998288
Kitabın Türü: Bilim-Kurgu
Çeviri: Selen Ak
Dil: Türkçe
Yayınevi: GO!

KİTAP HAKKINDA


İnsanoğlu Eve Dönüyor

100 ekibi Dünya'ya inişlerinden haftalar sonra nihayet bir düzen kurmayı başarmıştır ama Kolonicileri taşıyan yeni iniş gemilerinin Dünya'ya gelmesiyle birlikte, hassas dengeler yavaş yavaş bozulmaya başlayacaktır.

Dünya'ya acil iniş yapan Koloniciler arasındaki GLASS yeni bir başlangıç umuduyla geldiği bu gezegende, hayallerindekinden çok farklı gerçeklerle karşı karşıya kalacaktır. Yaralı Koloniciler için canla başla çalışan CLARKE'ın aklında tek bir şey vardır: Dünya'da bir yerde yaşama ihtimali olan anne ve babasını bulmak. Wells, Yardımcı Şansölye ve muhafızlarının gelişiyle sarsılan otoritesini korumaya çalışırken Bellamy geride bıraktığını sandığı suçuyla yüzleşmekle kaçıp gitmek arasında bir seçim yapmak zorunda kalacaktır. 100 ekibi ya Dünya'da buldukları özgürlükleri için mücadele edecek ya da sahip oldukları her şeyi ve sevdikleri herkesi kaybedecektir.
(Tanıtım Bülteninden)

KİTAP YORUMU


Cahil Okur’dan Herkese Merhabalar…

Thee 100 serisinin son kitabı olan Eve Dönüş yaklaşık bir saat önce bitti. Hemen sizlerle yorumu paylaşmak için klavyenin başına geçtim. Ancakne diyeceğimi gerçekten bilemiyorum. Umarım saçmalamalarıma katlanacak kadar ayıksınızdır : )

  1. İçerik Yorumu

Bildiğiniz gibi ve de beklediğimiz gibi Koloni’deki hayatın biteceğini biliyorduk. Nitekimde öyle oldu ve kurtulabilenler yeryüzüne indi. Ancak işlerin yolunda gideceğini elbette beklemiyorduk.

Dünya’da beklenen savaş yaşandı ve Dünyalılar, Koloniciler ve Ötekiler karşı karşıya geldi. Beklenileni veren bir savaş olmasa da yinede olması beklenen savaş gerçekleşti diyebilirim.  Aslında bu savaştaki tatminsizliğim kitabın geneline yayılmış olan tatminsizliğin bir doruk noktası oldu.

Nasıl oldu ne oldu bilmiyorum ama son zamanlardaki en beğenmediğim kitabı sorsanız kesinlikle The 100 “Eve Dönüş” derim. Gerçekten bu kadar anlamsız bir sonuç kitabı ile karşılaşmadım uzun zamandır. Ne yazık ki beğendiğimi söyleyemeyeceğim.

Kitabın içinde yer alan 3 çift var; Clarke- Bellamy, Wells – Sahsa, Glass- Luke. Genelde bu üçlünün aşk ilişkilerini ve birbirlerine olan aşklarını okumakla geçti son kitap. Zaman zaman bu çiftlerin yanı sıra Clarke – Bellamy – Wells üçlü ilişkisine de şahit olur gibi olduk. (bunu deme sebebim sanki bazı bölümlerde Clarke, Wells’i her an öpebilecekmiş konumuna getirilmesi.)  Beni takip edenleriniz bilir maalesef aşk hikayelerini sevmiyorum. Durum böyle olunca da zevk alamadım kitapta.

Kitap son bulduğunda ise yine aynı hisse kapıldım; “Bu kadar mıydı?” “Daha başka bir şey olmayacak mı?” Ne yazık ki şu an için olmayacak. Serinin başka bir kitabı çıkar mı, çıkarsa alır mıyım bilmiyorum. Vakit kaybıydı demek istemiyorum ama bu kadar kısa bir kitabı 7 günde tamamlamama neden olacak kadar “iyiydi” demekle yetineceğim.

  1. Yazım Dili Yorumu

Kass Morgan’ın daha önceki kitaplarında da belirttiğim gibi gerçekten basit okunur bir kitap olarak hafızamda yer edecek bir eser The 100 “Eve Dönüş”.  Çevirinin de hatasız olması ve doğru şekilde yazılmasının da bunda katkısı mevcut. Bu nedenle Kass Morgan’ın yanı sıra Selen Ak’a da teşekkür etmek gerekiyor.

  1. Yapısal Yorum

Evet geldik beni hem memnun eden hemde beni çileden çıkartan kısma. GO! Kitap’ın kullandığı kağıt kalitesini seviyorum. Hele kitap kapağındaki şu mıknatıslı tasarıma gerçekten hayranım. Ancak bunun adına bedbahtlık mı dersiniz, şanssızlık mı dersiniz bilmiyorum ama kitabımda 239 ve 240. sayfalarda baskı hataları var. Kitapçıma güvenmesem acaba korsan mı aldım diyeceğim ama bu konuda şüphem yok. Bu nedenle kitabın benden eksi not aldığını belirtmem lazım. Ne yazık ki içerikteki tatminsizlik bu olayla katlanarak devam etti.


SEÇTİĞİM SÖZLER


Dünyayı böyle düşünmemişti. Uğrunda ölmeye değecek bir şey değildi burası. (Sayfa 13)

Yaşamlarımız yalnızca içme suyu ve temiz havaya bağlı değil. Yaşamlarımız birbirimize bağlı. (Sayfa 87)

Üzücü anıların yerine mutlu anıları koyamazdınız. (Sayfa 171)

Peki, "normal" bize tam olarak ne ifade ediyor? (Sayfa 218)

Bende çok insan kaybettim. Sözcüklerin bir şeyi değiştirmeyeceğini biliyorum. (Sayfa 247)

Bende çok insan kaybettim. Sözcüklerin bir şeyi değiştirmeyeceğini biliyorum. (Sayfa 247)


Gerçekten yaşamak için zekadan fazlası gerek. İstek gerek. (Sayfa 310)

The 100 - Eve Dönüş, Kass Morgan, Bilim-Kurgu, Selen Ak, GO!, Kitap Yorumları,

SERİNİN DİĞER KİTAPLARI

The 100 - Eve Dönüş, Kass Morgan, Bilim-Kurgu, Selen Ak, GO!, Kitap Yorumları,

The 100 - Eve Dönüş, Kass Morgan, Bilim-Kurgu, Selen Ak, GO!, Kitap Yorumları,

MİM 2 : Gitmek İstediğiniz Hayali Dünya

Şubat 17, 2016

MİM, Orta Dünya, Pandora, İkran, Rohan, Rohirim, Eowen, Theoden, Gandalf, J R R Tolkien, Yüzüklerin Efendisi,

Cahil Okur’dan selamlar arkadaşlar. Sevgili Kore Fenomeni’nin  “Mutlaka sende yapmalısın bunu” dediği için ve geciktirdiğim için ettiği sitem sonrası hızlandırdığım MİM yazımla karşınızdayım. 

Lafı çok fazla uzatmadan hemen MİM sorularına ve yanıtlarına geçelim.

  1. Gitmek istediğiniz bir hayali dünya var mı?  Varsa neresi olsun isterdiniz?

Hadi ama elbette var. Bu kadar fantastik edebiyat ürünü okuyan bir adamın elbette hayallerini süsleyen bir dünya mevcut. Bu dünya da öncelikle Orta Dünya! Ben tam bir Tolkien hayranıyım. Bu nedenle de Orta Dünya benim içinde var olmayı en çok isteyeceğim dünyalardan bir tanesidir. Bunun birçok nedeni var burada sıralamaya başlasam baya uzun bir liste olacaktır. O nedenle Orta Dünya diyerek sonlandırayım kısacıktan. Belki ileride bu konuyla ilgili bir yazı yazarım.

Bir diğer hayali dünya ise kesinlikle Pandora olurdu. Bunun aslında öyle fazlaca nedeni yok. O “mavi”lerden biri olmayı isterdim açıkçası. O doğa harikalarının arasında tüm yaşamını geçirmek mükemmel olurdu. Birde elbette İkran’lar var! Düşünsene bir İkran’a bindiğini!!!  Muhteşem olurdu muhteşem…
MİM, Orta Dünya, Pandora, İkran, Rohan, Rohirim, Eowen, Theoden, Gandalf, J R R Tolkien, Yüzüklerin Efendisi,


  1. Sevdiğiniz filmde/dizide hangi karakter olmak isterdiniz ya da kendi karakterinizi yazabilir misiniz?

Dedim ya ben tam bir Tolkien hayranıyım ve Orta Dünya’da yer almak isterdim diye. Bu nedenle kesinlikle bir Rohirim (At Beyi) olmak isterdim. Öyle çok yükseklerde gözüm yok açıkçası, kendi halinde bir at beyi olmak bana yeterdi. Atlara hayranım, Rohan Süvarilerine ise ayrıca hayranım. Şu alttaki sahneyi izleyin mutlaka, sizde bana hak vereceksiniz.


  1. Sevdiğiniz bir romanda/masalda hangi karakter olmak isterdiniz?

Eğer ille de bir isim vermek gerekirse Éomer (Rohan Kralı Théoden'in yeğeni ve başkomutanı.) Hani şu dev gibi abi var ya; Miğfer Dibi Savaşı’da Gandalf’ın “Kral Theoden bir başına” sözlerine “Hiçte değil. Rohirim!” diye yanıt veren abi, he işte o J  Buraya da onun videosunu koyalım bari…



  1. Gerçek hayatta başka biri olarak doğmak şansınız olsaydı, kendiniz dışında kim olarak, nerede doğmak isterdiniz?

MİM’in en zor sorusu bu gerçekten, nasıl cevap vermem gerektiğini bilmiyorum. Kendi ülkemde olmak isterdim gene ama biraz daha önce mesela 1100 - 1200 yılları gibi. Nedenine gelince bir akıncı olmayı dilerdim. Hep hayran kalmışımdır onlara. Roharim’i sevmemin nedenlerinden biride bu beklide. At üstünde savaşmaları…


 Bende o zaman kimleri mimliyorum; 

38: KİTAP YORUMU : Metal Fırtına 2: Kayıp Naaş

Şubat 17, 2016
Metal Fırtına, Metal Fırtına 2: Kayıp Naaş, Politik-Kurgu Roman, Orkun Uçar, Altın Kitaplar, Kitap Yorumları,
Kitabın Adı: Metal Fırtına 2: Kayıp Naaş
Alt Başlık: Politik-Kurgu Roman
Yazar: Orkun Uçar
Baskı Tarihi: Eylül 2005
Sayfa Sayısı: 180
İSBN: 9789752105980
Kitabın Türü: Roman, Siyaset-Politika, Edebiyat
Dil: Türkçe
Yayınevi: Altın Kitaplar

KİTAP HAKKINDA


Tarih 27 Mayıs 2007. Anıtkabir, ABD tarafından bombalanmış, Atatürk'ün naaşı ortadan kaybolmuştur.

Devlete bağlı gizli bir teşkilata (Gri Takım) çalışan Türk ajanı Gökhan Birdağ'ın görevi ise kayıp naaşı bulmaktır.

Komutan Kurt'un anlattıkları Gökhan'ı yeni bir hedefe yöneltir. Kayıp Naaş Operasyonu'nun ardındaki şeytani planı öğrenen Gökhan, Ortadoğu'ya gidip çıban başı olan İsrail'i vuracaktır. Üç büyük dinin merkezi, kutsal şehir Kudüs, tarihinin en kanlı, en acımasız hesaplaşmalarından birine tanık olacaktır.

Yılın en çok satan ve tartışılan kitabı Metal Fırtına kaldığı yerden devam ediyor...
(Arka Kapak)

KİTAP YORUMU


Cahil Okur’dan Herkese Merhabalar…

Yine geciken bir kitap yorumu ile karşınızdayım. Son iki kitaptır yorumlamada biraz geç kalıyorum. Metal Fırtına serisine geçtiğimiz ayın sonunda başlamıştım bildiğiniz gibi. Bir tekrar okuma olacağını da belirtmiştim. İkinci kitabı da bu ay içinde okumuş oldum.Tercihimi Orkun Uçar’dan yana kullandım. Burak Turna’nın serisini sonraya saklamaya karar verdim. Neyse lafı fazla uzatman yoruma geçsem iyi olacak. 

  1. İçerik Yorumu

Yukarı da belirttiğim gibi şu Orkun Uçar – Burak Turna olayını biraz açacak yorumlamaya başlasam sanırım biraz daha iyi olacak. Bildiğiniz gibi (Bilmeyenlere de burada açıklamış olalım) Metal Fırtına serisinin ilk kitabı Orkun Uçar ve Burak Turna yazar ikilisi  tarafından meydana getirilen bir eser. Ancak iki yazar yollarını ilk kitabın ardından ayırıyor ve seriye ayrı ayrı devam ediyorlar. Bunun altında yatan sebebi tam olarak bilmiyorum. Ancak düşünce yapılarındaki bazı farklılıklar nedeniyle olduğu yönünde bazı haberler okumuştum. Neyse bu ikilinin sorunu J

“Kayıp Naaş”  ilk kitaptaki Anıtkabir’in bombalanması olayı ve sonrasındakileri anlatan bir eser. Ata’nın naşı bildiğiniz gibi bulunamamıştı ilk kitapta. Yapılan bazı araştırmalar suçluların bulunmasını sağlıyor. Burada ilk kitapta Gökhan’ı öldürmeye kalkan MİT ajanı Cengiz’în de payı var.

Başbakan Erdoğan savaş sonrası istihbaratta görevi Kurt’a verince kahramanımız Gökhan doğal olarak bu işin içine giriyor. Amerika’dan kurtulan Gökhan yeni hedef İsrail’e giderek çalışmalarına başlıyor. Ancak burada belirtmemiz gereken Gökhan’ın Ata’nın naşından farklı bir şeyin peşinde olması.  Bir projenin… (Spoiler olmaması için ayrıntı veremiyorum.)

Kitapta benim en çok dikkatimi çeken konulardan biri Türkiye’nin Yahudi bir ajanın olmasıydı. Bunun mümkün olup olmadığını bilmesem de Yahudi ajanı Türk asıllı bir genç. Aslında aklınıza ilk gelen şey değil, Elijah bir Hazar Türkü. Burada da kanın bağlayıcılığı geldi aklıma ister istemez. Neyse gereksiz felsefe yapmayayım en iyisi. Ama bu nokta dikkatimi çeken bir nokta.

Onca olay ardından Gökhan’ın eski düşmanlarından bir tanesine yakalanması ise beni rahatsız etti nedense. Amerika’da bir atom bombası patlatan, İsrail’i birbirine katan bir adamın bu kadar basit yakalanması saçma geldi. Orkun Uçar’dan daha farklı bir şeyler beklerdi.

Kitabın sonu ile alakalı da şunu söylemem lazım; ne yazık ki Yeşilçam filmi gibi olmuş. Hele o “el ele tutuşarak uzaklaştılar” kısmı. Böylesi bir Politik-Kurgu romanda bunlar olmamalı bence. Bir okur olarak rahatsız etti.

  1. Yazım Dili Yorumu

Yukarıda bahsettiğim bazı olumsuzluklara rağmen ben Orkun Uçar’ın yazım dilini seviyorum. Oldukça rahat anlaşılır ve rahat okunur bir yazım dili var. Sanırım bir röportajında kendinin de söylediği “Okur için yazıyorum” düsturunun bunda etkisi var. Bu anlamda benden yazım dili açısından tam not aldığını söyleyebilirim.

  1. Yapısal Yorum

Eser Altın Kitaplar’dan çıkmış. Bence kağıt kalitesi ve basım açısından sorunsuz bir kitap. Tek sıkıntım kitabın kapağı ile alakalı. Koyu lacivert zemin üzerindeki ateşe benzeyen sarılı kırmızılı bölümün anlamını kavrayamadım. Bunun dışında baskı ile alakalı herhangi bir sıkıntı mevcut değil.

SEÇTİĞİM SÖZLER


  • Bu kadar büyük bir hatayı aptallar bile yapmazdı, anlaşılan Sayeret Matkal, Türkleri çok hafife alıyordu.  (Sayfa 19) 
  • Bu ülke artık her kahramanının hakkını korumalı. (Sayfa 24)
  • İnsanoğlu doğadaki en vahşi hayvandır. (Sayfa 42)
  • Zenginlerin ruhları herkesten daha alçaktı. (Sayfa 50)
  • İnsanların çoğu şiddete ve güce tapıyordu! (Sayfa 59)
  • ABD ekonomisi güçlenebilmesi için savaşlara veya savaşa yakın durumlara muhtaçtır. (Sayfa 61)
  • Kendi hayatını gözden çıkartan birinden daha güçlü kimse yoktur. (Sayfa 95)
  • Yahudiler kendilerini insan, diğer milletleri insan ile hayvan arasında bir tür olarak kabul eder. (Sayfa 123)
  • Kan akıtılarak, başkalarını ezerek güvenli bir ülke olunamıyordu. Kan akıtan kanla boğulurdu.  (Sayfa 158)

Metal Fırtına, Metal Fırtına 2: Kayıp Naaş, Politik-Kurgu Roman, Orkun Uçar, Altın Kitaplar, Kitap Yorumları,

SERİNİN DİĞER KİTAPLARI

Metal Fırtına, Metal Fırtına 2: Kayıp Naaş, Politik-Kurgu Roman, Orkun Uçar, Altın Kitaplar, Kitap Yorumları,



37: KİTAP YORUMU : Marslı

Şubat 15, 2016
Andy Weir, Emre Aygün, İthaki Yayınları, Kitap Yorumları, Marslı, The Martian,
Kitabın Adı: Marslı
Yazar: Andy Weir
Baskı Tarihi: Aralık 2014
Sayfa Sayısı: 416
İSBN: 9786053753902
Kitabın Türü: Roman, Bilim-Kurgu, Edebiyat
Orijinal Adı: The Martian
Çeviri: Emre Aygün
Dil: Türkçe
Yayınevi: İthaki Yayınları

KİTAP HAKKINDA


Goodreads okurlarına göre 2014'ün En İyİ Bilimkurgu Romanı! Altı gün önce, Mark Watney Mars'a ayak basan ilk insanlardan biriydi. Şimdi ise, orada ölmesi neredeyse kesin.

"Çok uzun zamandan beri okuduğum en iyi kitap. Zeki, eğlenceli ve gerilim dolu. Marslı, bir romandan isteyebileceğiniz her şeye sahip."
-Hugh Howey, Wool serisinin yazarı-

"Sürükleyici… Defoe'nun Robinson Crusoe'su sanki daha zeki biri tarafından yazılmış gibi."
-Larry Niven, Hugo, Nebula ve Locus ödüllü Halka Dünya romanının yazarı-

"Bu kitap tam da benim gibi okuyucuların seveceği türden."
-John Scalzi, Yaşlı Adamın Savaşı serisinin Hugo ve Locus ödüllü yazarı-

"Andy Weir'in yazdığı Marslı şimdiye kadar okuduğum en iyi bilimsel bilimkurgu romanı. Bu romanı -başka bir kitap hakkında hiç böyle bir şey söylemedim- edebi anlamda da elden bırakmak mümkün değil."
-Dan Simmons, Hugo ödüllü Hyperion serisinin yazarı-

"Marslı aklımı başımdan aldı!"
-Ernest Cline, Başlat romanının yazarı-

"Aksiyon ve uzay macerasının kusursuz bir karışımı."
-Library Journal-
(Tanıtım Bülteninden)

KİTAP YORUMU


Cahil Okur’dan Herkese Merhabalar…

Marslı okuması bitti. Aslında Marslı’nın ardından bir kitap daha okudum ancak kendimi pek iyi hissetmediğimden yorumu sizlerle paylaşamadım. Bu gecikme için özür dileyerek hemen yorumuma geçmek istiyorum.

  1. İçerik Yorumu

Marslı’yı alırken beklediğim ile aldıktan sonraki düşüncelerim arasında dağlar kadar fark vardı. Bunun başlıca nedeni kitabın bu kadar komik olabileceğini aslına hiç düşünmemiştim. Marslı’nın konusunu kabaca bilmem nedeniyle daha çok bir kurtarma operasyonu okumayı planlıyordum.

Kitabı almadan önceki fikirlerin ilk bölümlerde doğru olduğunu bana kanıtlar nitelikte ilerledi kitap. Kahramanımız Mark Watney’nin günlük girişlerini okuyorsunuz uzun süre… Ancak bu sizi korkutmasın çünkü gerçekten bu diyalogdan yoksun sayfalar sizleri sıkmayacağına eminim. Mark’ın kendisi olan konuşmaları bir harika. Bir süre sonra benim gibi “Ne zaman yeni günlük girişini okuyacağız ya!” diyerek ilerleyen sayfalara göz atma durumunuz meydana gelebilir.

Filmini izlemiş olabileceğinizi düşünüyorum bu nedenle de sonunu çoğunuz biliyorsunuzdur. Ancak şu kadarını diyeyim sonu biraz aceleye gelmiş izlenimine kapıldım. Nedendir bilmiyorum ama kitabın gelişme bölümlerindeki zevki olayların neticelendiği bölümlere tercih ederim açıkçası. Andy Weir, Mark’ın günlük girişlerinde muhteşem bir olay örgüsü yaratırken sonlarda biraz aceleci davranmış gibi.

Sonuç olarak Marslı benim sevdiğim eserlerden biri olarak kitaplığımın güzel köşelerinden birine yerleşmiş durumda. Eğer bilimkurguları seviyorsanız ve birazda gülmek istiyorsanız Marslı’yı mutlaka okuyun derim. Henüz filmi izlemedim ama kısa zamanda onu da izler sizlerle yorumlarımı paylaşacağım.

  1. Yazım Dili Yorumu

Marslı az önce de belirttiğim gibi Andy Weir’in ilk romanı. Ben Weir’in yazım dilini oldukça sevdim. Gerçekten basit bir anlatımı ve istediğini açıkça belirtme gibi bir huyu var.  Özellikle Mark’ın günlük girişinde yazdıkları bazen rahatsız etse de genel olarak göze hoş gelen şeyler.

Burada Emre Aygün’ü de tebrik etmek gerekiyor sanırım. İçerisinde oldukça fazla uzay terimleri yer alan bir kitap ancak bu kadar güzel bir şekilde Türkçeleştirilebilirdi.

Yazım dili ile ilgili olarak tek sıkıntı terimler olabilir. Ancak onları da fazla sıkıntı etmeyin. Bir süre sonra alışıyorsunuz.

  1. Yapısal Yorum

İşte kitabın beni mutlu etmeyen tarafına geldik. Marslı’nın kapağının kalitesi beni memnun etmedi nense. Bunun dışında oldukça başarılı bir yapıttı. Ayırıca elimdeki film kapağına sahip olan basım. Keşke bu basımı hiç yapmasaydınız, önceki hali çok daha güzeldi.

SEÇTİĞİM SÖZLER


Oksijen verici bozulursa, boğulurum. Su arıtıcısı bozulursa, susuzluktan ölürüm. Hab'da yırtık oluşursa, bir nevi patlarım. bunların hiçbiri olmazsa, en sonunda yiyeceklerim biter ve açlıktan ölürüm.
Yani böyle... Sıçtım.  (Sayfa 16)

Yırtık bir uzay elbisesi giyen biri için ironik bir ölüm: Fazla oksijen  (Sayfa 14)

Beni hayatta tutmak için götüm de beynim kadar çalışıyor. Burada uydurduğum yeni bir konsept değil bu. (Sayfa 24)

Astronotlar doğuştan çılgınlar. Hem de gerçekten asiller. (Sayfa 77)

Ölebilirim ama söylemek istediklerimi ileteceğim ulan. (Sayfa 117)

Onu geride bıraktım. Siz emirleri uyguluyordunuz. ben onu geride bıraktım. (Sayfa 166)

- Peki bunu heybenin içinde tutu
-Benim heybem yok
-Bu sadece bir deyim
- Geçekten mi? Salakça bir deyim
- Rick, geçimsiz oluyorsun
-Ah, teşekkür ederim (Sayfa 228)

Uzay tehlikelidir. Bizim işimiz bu. Eğer her seferinde garantiye oynamak istiyorsan, bir sigorta şirketine gir. (Sayfa 235)

Koli bandı sihirlidir ve ona tapınılması gerekir. (Sayfa 251)

Yaşam harika derece ısrarcı. (Sayfa 255)

- Bu operasyon insanlığın bilgi hazinesi için net bir kayıp
-Mark Watney için net bir kar  (Sayfa 287)

Bu günlüğün üzerine düşmeye bakacağım. Madem artık kurtarılma ihtimalim var, insanlar muhtemelen bunu okuyacaktır. (Sayfa 292)

Hayatta küçük şeylerle mutlu olmayı bileceksin. (Sayfa 361)

Bugün gerçekten ölümle karşı karşıyayım. bundan hoşlandığımı söyleyemem. (Sayfa 386)


Bunu yapmalarının sebebi her insan evladının diğer insanlara yardım etmek için temel bir içgüdüsünün olmasıdır (Sayfa 415)

Andy Weir, Emre Aygün, İthaki Yayınları, Kitap Yorumları, Marslı, The Martian,

MİM 1 : Yayınevleri

Şubat 11, 2016
Cahil Okur’dan herkese merhabalar…

İlk MİM yazımla karşınızdayım arkadaşlar. Beni MİM’e dahil eden Kore Fenomeni’ne teşekkürler J (Son dakika bileti ile katılmış olsam da hatırlanmak güzel şey J) Neyse bu kadar girizgah yeter hemen başlayalım o zaman.

1-      En sevdiğiniz yayınevi hangisi?

Bunun ayrımını yapmak gerçekten zor aslında. Yayınevlerine göre kitap okumak gibi bir alışkanlığım olmadı hiçbir zaman ancak benim için. Ancak Yüzüklerin Efendisi hayranlığımı az çok bilirsiniz. Bu nedenle bana okuma aşkını aşılayan Yüzüklerin Efendisi serisinin Türkiye’de ki yayınevi olan Metis benim için özel olan yayınevlerindendir. Sonrasında Tolkien’in diğer eselerini basan İthaki ile birçok kitabını okuduğum Altın benim için kıymetli yayınevleridir.

2-      Bu yayın evinden okuduğunuz bir kitabı kısaca yorumlayınız.

Yüzüklerin Efendisi üçlemesi deyip susmak belki en iyisi J Blogda yorumları yer almasa da gelecek aylarda tekrar okuyup bloguma da yorum yazmayı planlıyorum. Filmini izlemek yeterli değil diye burada bir kez daha belirteyim. Eğer gerçekten Orta Dünya’yı seviyorsanız kitaplarını mutlaka okuyun derim.

Tolkien’den ötürü sevdiğim bir diğer yayın evi olan İthaki için ise şuraya bakmanız yeterlidir; tık tık

3-      Bu yayınevinden okuduğunuz bir kitaptan bir söz yazın

"İçinizden yarısını arzuladığımın yarısı kadar bile tanımıyorum, yarınızdan azını da hak ettiğinin yarısı kadar sevebiliyorum." Yüzük Kardeşliği, J. R. R. Tolkien

“Dünya değişiyor ve bir zamanlar güçlü görünenlerin artık güvenilmez olduğu çıkıyor ortaya.” II - İki Kule, J. R. R. Tolkien

“Sabah verilen öğütler en iyisidir, gece birçok düşünceyi değiştirir.”  Kralın Dönüşü, J. R. R. Tolkien

4-      Yazarın başka okuduğunuz ve önerdiğiniz kitabı var mı? Varsa, adı ne?

Tolkien’in yazıp da henüz okumadığınız bir eseri varsa mutlaka okuyun derim dostlar. İlk olarak üçlemeden başlarsanız ben gibi sonrasında Hobbit, Silmarillion, Huri’nin Çocukları, Güç Yüzüklerine Dair ve daha Orta Dünya’yı anlatan diğer kitaplarını da okuyun derim.

5-      Yayınevinden kitap çıkartsanız ve tutmazsa ne hissedersiniz?

Herkes haddini bilecek derim. Kim hangi işi iyi yapıyorsa onu yapmalı. Ancak yine de böyle bir hayalim var elbette ki J

6-      Bu yayınevinden almak istediğiniz biri iki kitap hangisi/ hangileri?

Metis
David Eddings – Malloryon Serisi
David Eddings – Belgariad Serisi

İthaki

Doctor Who
Ay’da 172 Saat (Bi Poşet Kitap’ın yorumu sonrası)

İşte böyle… İlk MİM yazımda burada son buldu. Kore Fenomeni’ne bir kez daha teşekkür ediyorum. Bende şu aşağıdaki güzel insanları MİM’leyim o zaman J




3 FİLM YORUMU : Karaoğlan Geliyor / Cengiz Hanın Hazineleri

Şubat 10, 2016
Mehmet Aslan, Kartal Tibet, Zeki Alaysa, Ceyda Karahan, Kanat Tibet, Meral Zeren, Ahmet Metin, Kazım Kartal, Serpil Gül, Film Yorumları,
Vizyon Tarihi  ?
Yönetmen:      Mehmet Aslan
Oyuncular:      Kartal Tibet, Zeki Alaysa, Ceyda Karahan, Kanat Tibet, Meral Zeren, Ahmet Metin, Kazım Kartal, Serpil Gül
Tür:     Macera, Tarih
Ülke:   Türkiye

FİLMİN KONUSU


Cengiz Han fetihleri sonrası elde ettiği hazinelerin saklanmasını talep eder. Görevli iki kumandandan biri Karaoğlan’ın babasıdır. Yıllar sonra Karaoğlan bu hazinenin peşine düşer aynı zamanda annesinin katilini ve obasını basan katili de aramaktadır.

FİLM YORUMU


Cahil Okur’dan herkese merhabalar.

Bu kadar eski bir filmle karşınızda olduğum için kendime biraz gülüyorum aslında. Neden bu yorumu sizinle paylaştığıma gelince son birkaç gündür dilimde bir türkü vardı “Ak Aygırım Koşulur” türküsü.  Sanırım hepiniz bu türküyü Karaoğlan filminden hatırlarsınız… Durum böyle olunca bu akşam filmi izleyeyim dedim ve gerçekten mutlu oldum. Eski filmler günümüz filmlerine göre beni daha çok kendisine çekiyor gerçekten.

Filmi görsel açıdan değerlendirme yapmak gerçekten saçma olacak çünkü bugünün teknolojisinden çok çok uzakta. Ancak tarihsel bağlamda bu gün aynı kalitede filmler yapılabildiği yönünde ciddi şüphelerim var. Bu eleştiri yazısını yazmamın başlıca nedeni de bu.

Misal Cengiz Hanın ölmesi ardından devletinin üçe bölündüğünü bugün bilen genç sayısı oldukça az bence. Yada Türk Destanları’nda geçen o meşhur atların babasını yani Ayazağa’yı bilende yok denecek kadar az. Dede Korkut Hikayeleri’nden esinlenerek yazılmış bir senaryo var karşımızda. Benim oldukça hoşuma gitti.

Tabi bunları söylerken filmi ilk defa izlemediğimi de belirtmem gerekiyor sanırım. Birçok defa Karaoğlan Geliyor filmini izlemişimdir. Yine olsa yine izlerim. J


Sanırım fazla söz söylemeye gerek yok sadece duygularımı paylaşmak istemiştim. Keşke bu filmler günümüz teknolojisi ile yeniden çekilse… O zaman belki sahte kahramanlara hayranlık duymayı bırakır kendi kahramanlarımıza aşık olabilirdik.

NOT: Bundan sonraki süreçte zaman zaman böylesi eski filmleri paylaşmayı planlıyorum. Bakalım ne kadarını hatırlayacağız.
Blogger tarafından desteklenmektedir.