Sayılı günler kaldı…

Cuma, Mart 15, 2019



Cahil Okur’dan herkese selamlar efendim…

Bu gün biraz kitap dışı bir konu ile karşınızdayım. Biraz kendimden, biraz eşimden, biraz kızımdan ve baba olmaktan bahsetmek istiyorum. Kısacası içimi dökeceğim bir yazı geliyor dikkatinize…

ZAMAN DARALIYOR

Belli bir zamanı beklemek ne kadar zormuş… Evliliğimin üzerinden daha bir sene geçmemesine rağmen, yine bir geri sayım süreci içerisine girdik. Bu sefer biricik eşimle beraber kızımızı bekliyoruz. Zaman daraldıkça da benim heyecanım artıyor elbette. Bir de evhamın tabii ki. Ne yazık ki bu tedirginliği atamıyorum üstümden, çok mutluyum ve de çok tedirgin.

Sayılı günlerimiz kaldı başta da belirttiğim gibi ve artık çalan her telefonda, karımın her arayışında bir şeyler olduğunu düşünmekten yaşlanıyorum. Biliyorum ki bir anda olacak bir şey değil doğum ve bir sürecin başlangıcını haber verecek sadece bana ama yine de tetikte ve tedirginim.

BABA OLMAK, OLABİLMEK…

Anne olmanın nasıl bir duygu olduğunu, insanın neler yaşadığını, neler hissettiğini bu mecrada birçok farklı arkadaşımın satırlarından okudum. Daha farklı mecralarda da buna benzer yazılar, videolar ve konuşmalara şahit oldum. Peki ya baba olmak?

Kimisi “Kucağına almadan hissedemezsin” diyor, “kimisi içinden gelecek bir şey” diyor… Herkes bir şeyler diyor. Bense baba olmaktan ziyade baba olabilecek miyim diye düşünüyorum. Babasıyla sıkıntılı bir adam olarak, babasız bir adam olarak baba olabilir miyim? Bilmiyorum… Bildiği tek şey kızıma rabbim ömür verdiği sürece onun bana yaşattıklarını yaşatmayacağıma şimdiden söz verdim. Umarım ki bir gün büyüyüp bu yazıları okuduğunda “İyi ki babamsın” lafını ağzından duyabilirim.

CAN OLMAK

Yukarıda bahsettim ya heyecanlı ve tedirginim diye; eşim, Mavim e ben kadar heyecanlı. Onun hisleri benden daha yoğun doğruyu söylemek gerekiyorsa. O kızımızı hissediyor, duyuyor ve inanıyorum ki kızımda bir şekilde onu hissediyor ve anlıyor. Gerçekten bir mucize olan hamilelik ve doğumun harika yanlarını görüyorum prenseslerimde. Annesi kızıma can veriyor, hayat oluyor. İkisinin de sağ sağlim doğumu da atlatmaları ile bende hayata döneceğim. Kızımla hepimiz yeniden doğacak ve mutlu olacağız inşallah.

TOPLUMSAL ZIRVALAR

Aslında başka bir yazıda daha detaylı anlatacağım ama küçük bir ön giriş olsun bu da… Bırakın kardeşim çocuğumun cinsiyetini, kilosunu, odasını, mamasını, annesini emip emmemesini… Bizim bir kızımız oluyor ve inanın çok mutluyuz. Sizin tahmin edemeyeceğiniz kadar…

Bu satırlara kadar gelip iç dökmemi okuduysanız teşekkürlerimi iletirim.  Az bir zamanımız kaldı, bizim için küçük bir dua ederseniz daha da mutlu olurum.

Görüşmek üzere…

MİM 7: Hangisini tercih edersin?

Pazar, Mart 10, 2019

MİM, Şule Uzundere,  Hangisini tercih edersin,

Sevgili Şule Uzundere geri döndüğümü görünce hemen beni bir MİM’e davet etti sağ olsun. Sevgili Ablama çok teşekkür ediyorum, kendisinin cevaplarını buradan okuyabilirsiniz.

Geçelim MİM’e… Size sorulan her soruda verilen iki seçenekten birini seçiyorsunuz. Bakalım tercihlerimiz bizi nereye yöneltecek…

1- Hangisini tercih edersin? Uçabilme yeteneğinin olmasını mı yoksa su altında da nefes alabilmeyi mi? Neden?

Genel anlamda uçabilmek daha detayda ise ışınlanabilmek derdim sanırım bu soruya cevap olarak. Nedenini açıklamak zor ama görmek istediğim çok yer ve yetişmek istediğim çok insan var diyebilirim.

2- Hangisini tercih edersin? Sonsuza dek etrafının kitaplarla çevrili olmasını mı yoksa evcil hayvanlarla mı? Neden?

Her ikisini de oldukça fazla severim. İkisinin yerleri de oldukça farklı… Ama ben evcil hayvanlarla çevrili olmayı tercih ederdim sanırım. Özellikle de köpeklerle.

3- Hangisini tercih edersin? Geriye kalan hayatının tamamında çay içmeyi mi yoksa kahve içmeyi mi? Neden?

Çay elbette, Karadenizliyim…

4- Hangisini tercih edersin? Saçsız, tüysüz (kaşlar ve kirpikler de dahil) olmayı mı yoksa çok kıllı olmayı mı? Neden?

İkisini de tercih etmem sanırım… Halimden memnunum :D

5- Hangisini tercih edersin? Sınırsız döner mi yoksa sınırsız kokoreç mi? Neden?

Tavuk döner; domates mayonezli…

6- Hangisini tercih edersin? Ölüm saatini bilmeyi mi yoksa nasıl öleceğini bilmeyi mi? (Ölüm tarihini ve ölüm şeklini değiştiremiyorsun.) Neden?

Saati bilmek daha mantıklı sanırım, daha verimli kullanabilirdim belki o zaman ömrümü… 

7- Hangisini tercih edersin? 500 yıl gelecekte yaşamayı mı yoksa 500 yıl geçmişte yaşamayı mı? Neden?

500 yıl geçmişte yaşamayı tercih ederdim. Bu devrin adamı olmadığımı biliyorum zaten, gelecekte kesinlikle bana göre olmayacak…


8- Hangisini tercih edersin? Her yıl yenilenen tek seferlik uluslararası bir uçuş bileti mi yoksa yurt içinde geçerli sınırsız uçak bileti mi? Neden?

Her ikisi de olabilir ama yurt dışı daha mantıklı gibi. Yurt içinde bir şekilde gezerim zaten.

9- Hangisini tercih edersin? Dişsiz olmayı mı yoksa saçsız (kel) olmayı mı? Neden?

Saçsız idare edilebilir, hatta tarz bile olunabilir ama dişsiz zor…

10- Hangisini tercih edersin, daha çok dinlemeyi mi, konuşmayı mı?

Dinlemek; öğrenmek için çok güzel bir yol…

11- Sadece blog yazabilmek mi yoksa blog okuyabilmek mi?

Yazmayı çok seviyorum, bırakmak istemiyorum, ara verebilirim ama bırakamam. Hoş buraya yazmasam da defterlere yazıyorum.

12- Çok güzel yemek yapıp yemeklerin tadını alamamak mı yoksa yemek yapamayıp yemeklerden tat almak mı?

İyi bir aşçıya her zaman ulaşılabilir, iyi damak zevkine sahip biri olmak daha güzeldir.

13- Yazın sürekli terlemek mi yoksa kışın sürekli üşümek mi?

Üşümek sanırım, çaresi bulunabilir… Terlemeyi veya sıcaktan bunalmayı hiç sevmem.

14- Birden fazla dili başlangıç seviyesinde konuşmak mı yoksa sadece bir dili ileri seviyede konuşmak mı?

Anadilim dışında bir dili anadilimmişçesine konuşmak güzel olurdu…. Belki eski bir Kelt dili bile olabilirdi bu dil…

MİM’i kimler yaptı kimler yapmadı bilmiyorum ama yapmayan arkadaşlar benim için yaparsa sevinirim. Cevaplarınızı bekliyor olacğaım!



Gece Nöbeti / Tess Gerritsen- 2019/2.Yorum (106)

Pazartesi, Mart 04, 2019


Gece Nöbeti, Tess Gerritsen, Selim Yeniçeri, Polisiye, Roman, Sağlık-Tıp, Life Support, Martı Yayınları, Kitap Yorumları,

Cahil Okur’dan herkese selamlar…

Yaklaşık bir yıl önce okuduğum ancak bir türlü sizinle paylaşmak nasip olmayan bir kitap ile karşınızdayım bu gün. İlk kez okuduğum yazarlardan biri olan Tess Gerritsen’in Gece Nöbeti kitabının yorumuna hemen başlayalım o vakit zaman kaybetmeden.

KİTAP YORUMU

Dediğim gibi kitabı okuyalı bir hayli zaman oldu. Kitap kapağına attığım tarih 24.05.2018… Ancak iyi bir okurun güzel özelliklerinden biri olduğuna inandığım “okurken alınan notlar” sayesinde yorumda zorlanmayacağım… (Bu arada sizlerde not alıyor musunuz kitapları okurken?)

İçerik Yorumu

Blogumu uzun süredir takip eden arkadaşlarım bilecektir ki ben polisiye romanları seven bir okurum. İlgi odağım daha çok fantastik maceralar ve polisiye türüdür. Tess Gerritsen’in Gece Nöbeti kitabını da elime alırken aklımdan geçen yeni bir polisiye okumaktı açıkçası. Lakin kitabın genel anlamıyla bir polisiye olmadığını belirtmekte fayda var. Polis veya yerine geçecek başka herhangi bir kurum ve kişi pek göremiyorsunuz kitapta. Okurken aldığım notlara konuyla ilgili şöyle yazmışım; “Farklı bir eser. Polisiye denilemez lakin suç romanı… Belki…” (Böylesi bir tür de var mıdır bilemiyorum ya…)

Bu konuyu geçersek, genel anlamda kitabın beni kendisine aşık ettiğinden bahsetmem gerekiyor. Neden daha önce bu kitabı ve bu yazarın diğer eserlerini okumamışım diye kendime kızdığımı belirtmem gerekiyor. Elbette ki yazarı benden önce okuyanlarınız varsa beni daha iyi anlayacaktır. Gerçekten hiç bitmeyen bir tempo ve okuyucuyu kendine bağlama gücüyle karşı karşıya kalıyorsunuz.

Polisiye konusunda kendilerine hayran kaldığım yazarlar olan Arthur Conan Doyle ve Steig Larsson’ın yanına artık Gerritsen’ı da eklemiş bulunmaktayım. Bu denli etkilendiğim bir yazar ve kitap oldu işte Gece Nöbeti. Eğer ki bu tarz kitaplardan hoşlanıyorsanız, ben okumanızı şiddetle tavsiye ederim.


Yazım Dili Yorumu

Gerritsen’in akıcı yazış şeklini beğendim açıkçası. Yazım diliyle alakalı olarak okuyucuyu sıkacak belki tek negatif nokta aşırı doktorluk terimleri olabilir. Diğer kitaplarını okumadığım için bunun yazarın genel bir huyu olup olmadığını bilmesem de “Gece Nöneti” özelinde bu eleştiriyi yapabilirim.

Yapısal Yorum

Martı Yayınları’ndan çıkan eserleri genel anlamda yapısal olarak iyi bulurum. Bazı ufak tefek tashihler dışında sizi olumsuz etkileyecek bir durum yok. Kapak tasarımı da oldukça güzel olmasına rağmen konuyla bağdaşık olmadığı kanısındayım. Yine de güzel ve ilgi çekici bir kapak tasarımı gerçekleştirilmiş.

ARKA KAPAK YAZISI

Bir yanda büyük şehir hastanelerinin baş döndürücü kalabalığında kazanılan deneyim ve başarılar; diğer yanda küçük bir kasabanın acil servisinde, mezarlık vardiyası da denen sakin gece nöbetleri.

Bir yanda gece yarısı anlaşılamayan bir nedenle hastaneye bırakıldıktan sonra kaybolan yaşlı bir adam; diğer yanda her şeyden habersiz, patlamaya hazır birer saatli bomba gibi sokaklarda dolaşan kadınlar.

Bir yanda bakıma muhtaç yaşlı bir anne, mutsuz bir kızkardeş ve parçalanmak üzere olan bir aile;diğer yanda kuşkular üzerine kurulu, kaçamak bir aşk.

Ve hepsinin ortasında tek başına bir kadın doktor: Toby Harper. Başta mesleki itibarını kurtarmak için giriştiği onur mücadelesi, bir süre sonra karanlık güçlerin de dahil olmasıyla, ölümcül bir kedi fare oyununa dönüşüyor. Kayıp bir hastanın peşinde, kendisini tehlikenin tam ortasında bulan Toby Harper’ın heyecan dolu hikâyesi beklenmedik sonuyla kanınızı donduracak.

“Yılın en heyecan verici romanlarından biri. Son derece inandırıcı ve canlı, aklınızdan çıkaramayacağınız bir kitap.” Publishers Weekly

KÜNYE

Adı: Gece Nöbeti
Yazar: Tess Gerritsen, Selim Yeniçeri (Çevirmen)
Baskı tarihi: 2011
Sayfa sayısı: 432
Format: Karton kapak
ISBN: 9786055420147
Kitabın türü: Polisiye, Roman, Sağlık-Tıp
Orijinal adı: Life Support
Çeviri: Selim Yeniçeri
Dil: Türkçe
Ülke: Türkiye
Yayınevi: Martı Yayınları

ALINTILAR

Güç bağımsızlıktır. Bağımsızlık güçtür. Sayfa 57

Yapacak çok iş var ve zaman yetmiyor. Sayfa 84

"Göğüsler ne kadar büyükse, beyin de o kadar küçük oluyor..." Sayfa 96

Hepimiz ölüme sandığımızdan daha yakınız. Sayfa 172

Sürpriz, ölmemiz değildir. Sürpriz, ne zaman ve nasıl öleceğimizdir. Sayfa 219

Büyük zihinler benzer düşünür. Sayfa 287

Sonsuza dek yaşamaya bir bedeli olabileceğini hiç düşünmüş müydü? Sayfa 433

Doğduğumuz andan itibaren, hepimizin son durağı ölüm işte... Sadece o durağa ne zaman ve nasıl ulaşacağımızı bilmiyoruz. Sayfa 464

Sherlock / Graham Moore - 2019/1.Yorum (105)

Cumartesi, Mart 02, 2019

Sherlock, Graham Moore, Meray Şen, Edebiyat, Polisiye, Roman, The Sherlockian, Ephesus Yayınları, Kitap Yorumları,

Cahİl Okur’dan herkese selamlar…

Uzun bir aradan sonra yeni bir kitap ile karşınızdayım arkadaşlar. Okuması uzun süren ki bunun sebebi kesinlikle benim, ancak son derece heyecanlı ve akıcı bir eser olan Ephesus yayınlarından çıkan ve Graham Moore ait Sherlock’u bitirdim. Lafı uzatmadan hemen kitabın yorumuna geçelim…




KİTAP YORUMU

Arka kapak yazılarını okuyor musunuz bilmiyorum ama bu eserde bence okumalısınız. Kitap öncesinde size güzel bir ön bilgi sunması açısından önemli… Kitap yorumu yazmayalı uzun zaman olduğu için bir hatam kusurum olursa şimdiden af ola diyerek söze başlayayım.

İçerik Yorumu

Blogumu daha önceden takip edenleriniz bilecektir ki gerçekten Sherlock Holmes seven bir okurum. Kendisi ile alakalı tüm eserleri okumak için ciddi bir çaba sarf etmekteyim ki buna Sherlock Holmes’dan esinlenilmiş eserlerde dahil…

Kitabın içerisinde birbiriyle zaman olarak çok uzak olsa da, bir o kadar da ilgili iki farklı macera ile karşılaşacaksınız. Ancak hemen şunu belirteyim ki meşhur kahramanımız ile karşı karşıya gelemeyeceğinizi üzülerek bildirmek zorundayım. Bunun yerine Arthur Conan Doyle ve 2010 senesinde onun yazdıklarını hayat felsefesi haline getirmiş Harold White bu maceradaki dostlarınız olacak.

Kitabı okurken aldığım notlarda “Arthur C. D.’nin kahramanı Sherlock hakkındaki fikirlerini okumak güzel” diye belirtmişim. Ünü yazarını geçen bir kahraman hakkında yaratıcısının ne düşündüğünü kurgusal da olsa bize açıklayan eser, konu hakkındaki fikirlerimin haklılığı bana kanıtlamış oldu. Sherlock’u yaratan kişi ben olsaydım sanırım bende aynı fikirlere sahip olurdum. Benim gibi bir sıkı Sherlock takipçisiyseniz sizi de kitapta en etkileyen kısım bu olacaktır.

Arthur C.D. ile Sherlock’un arasının daha iyi olmasını beklemediğimi iddia edemem ancak bu denli sorunlu bir birliktelikleri olduğunu görmekte akla aykırı gelmiyor. Hele ki Moore’un Arthur C.D.’un iç sesini kaleme aldığı satırlar sizi hafiften Sherlock’a düşman bile edebilir, şimdiden uyarayım.

Esern şimdiki zamanda geçen bölümünde ise kahramanımız Harold White’ın Sherlock olabilme çabalarına şahit olacaksınız. Ne yazık ki bu bölümlerde zaman zaman Moore, Arthur C.D.’un performansına yaklaşsa da bazen daha tahmin edilebilir cümleler ile karşınıza çıkmakta. Bu sözlerim size bir önyargı kazandırmamasını ümit ederek, içerik anlamında eserin geçerli seviyede olduğunu belirtmek isterim.

Yazım Dili Yorumu

Bir Sherlock romanı okuyorsanız elbette ki değerlendirme çıtanız Arthur Conan Doyle olacaktır. Bu anlamda baktığınızda Graham Moore’un bu seviyeye yaklaştığını belirtmek yanlış olmayacaktır. Yukarıda da belirttiğim gibi zaman zaman tahmin edilebilir olmasına rağmen sizi okudukça şaşırtacak noktalarda bir hayli fazla…

Yapısal Yorum

Ephesus Yayınları’ndan çıkmış bir eseri okumayalı uzun zaman olmuştu. Bende bıraktığı genel kanıyı tam anlamıyla açıklayamam ama bu eserin özelinde değerlendirecek olursam yoğun yazım hataları nedeniyle kitabın en can sıkıcı noktası yapısal durumundaydı. Neyse ki güzel kapak tasarımı ve kağıt kalitesi nedeniyle bu anlamda da eseri fazlaca yermeden bu kadarını söyleyip susacağım.

ARKA KAPAK YAZISI

Son Sherlock Holmes öyküsünü merakla bekleyen Londra sakinleri, o sabah Strand dergisini açınca paniğe kapıldılar. Holmes'un yaratıcısı Arthur Conan Doyle, kahramanlarının hayatına son vermişti. Londra yasa büründü. Kalabalıklar kara matem pazıbendiyle dolaştı sokaklarda. Doyle'u neredeyse katillikle suçlayıp bir açıklama beklediler. Ama o sır küpü yazar ağzını açıp tek kelime etmedi.

Sekiz yıl sonra ise bu kahraman, tam da öldürüşü kadar ani ve beklenmedik şekilde, yeni maceralar için hayata dönmüştü. Ama yine bunun nedenine ilişkin hiçbir açıklama yapılmamıştı. Yazarın bilinmeyen nedenlerine ışık tutabilecek, kronolojik olarak o dönemi yansıtması gereken günlüğü ölümünden sonra kaybolmuştu. Geçen onca yılda da bulunamadı.
Yoksa bulundu mu?

Ocak, 2010.
Telif hakkı davalarında danışman olarak çalışan Harold White seçkin bir Sherlock Holmes topluluğu olan Baker Sokağı Serserileri'ne kabul edilince, Holmesseverlerin kayıp kutsal kâsesinin, yani kayıp günlüğün avına çıkacağı aklına hiç gelmezdi.

Ama dünyanın önde gelen Doyle araştırıcısı otel odasında ölü bulununca, sayısız dedektiflik öyküsünün gösterdiği mantık yürütme yolunu kullanarak araştırmayı üstlenme işi Harold'a düştü. New York'tan Londra'ya gidip cinayeti aydınlatmak ve kayıp günlüğü bulmak gibi bir vazifesi vardır artık. Bu görevde ortağıysa muhabir olduğunu söyleyen genç, cesur ve Arthur'un çözmeyi başaramadığı bir kadındır.

"Zekice oluşturulmuş bir polisiye macera. Tarihi roman ve düşünsel polisiye eser tutkunları, hele de Sherlock Holmes hayranlarının okunacaklar listesinde mutlaka yer alması gerekiyor. Bu eser, yüksek orijinallikte olmanın yanı sıra, edebiyat tarihindeki öncüllerine de sıkı sıkıya bağlılık ve saygı besleyen bir yapıya sahip. Yeni bir Sherlock Holmes tadı yakalamak artık çok zor bir iş; ancak Graham Moore bunun üstesinden başarıyla ve görünene göre kolaylıkla gelmiş."
Matthew Pearl

"Müthiş bir macera! Edebiyat tarihindeki büyük bir gizem Arthur Conan Doyle ve Bram Stoker'ın etrafında çetrefilli biçimde sürerken, Sherlock Holmes'dan parçalar öyküyü ustaca destekliyor. Sherlock'un dolambaçlı olduğu kadar zekice kurgulanmış bir öykü olduğunu anlayıp ona hayran kalmak içinse Holmes gibi usta bir dedektif olmaya gerek yok."
Rupert Holmes

KÜNYE

Adı:  Sherlock
Yazar: Graham Moore, Meray Şen (Çevirmen)
Baskı tarihi: Ekim 2012
Sayfa sayısı: 366
Format: Karton kapak
ISBN: 9786055358204
Kitabın türü: Edebiyat, Polisiye, Roman
Orijinal adı: The Sherlockian
Çeviri: Meray Şen
Dil: Türkçe
Ülke: Türkiye
Yayınevi: Ephesus Yayınları

Türkiye Puzzle Günleri 2019

Pazartesi, Şubat 25, 2019

Puzzle, Cahil Okur Puzzle Yapıyor, PuzzleTeacher, Anatolian Puzzle, Ata'nın yeni yüzü projesi, Türkiye Puzzle Günleri
Cahil Okur’dan herkese selamlar…

Sizden ayrı kaldığım dönemde neler yaptığımı anlatmaya devam edelim istedim. Eşim ile birlikte geçtiğimiz yıl Türkiye Puzzle Günleri etkinliğine katılmak istemiş ancak düğün tarihimizle çakışması nedeniyle bunu gerçekleştirememiştik.

Bu yıl ki etkinlik ise biraz erken ve anlamlı bir zamanda başladı. 10 Kasım 2018 tarihinde başlayan Türkiye Puzzle Günleri 2019 etkinliği 10 Ocak 2019 günü ise sona erdi. Türkiye genelinde ise oldukça fazla katılımın olduğu bir etkinlik yaşandı.

Bu etkinliğin içinde ise özel bir proje hayata geçti. Anatolian Puzzle ve bizler gibi blog yazarı olan Puzzle Teacher’ın önceliğinde “Ata’nın yeni yüzü” projesi hayata geçirildi. TPG’ye katılanlar arasından 75 kişinin dahil olduğu projede Tolga Ertem’e ait olan Atatürk tablosu yapbozu yapılarak bir okula hediye edildi.

Yapbozun yapılışını “timelapse” halinde çekerek, YouTube kanalımda paylaşmıştım. Burada sizlerle de paylaşmak istedim;


Bu güzel görseli tamamlaman ardından ise proje dahilinde bir okula hediye etmem gerekiyordu ve bende ilkokul öğretmenim Oya Alev’in sınıfını seçtim. Hem yıllar sonrasında kendisini görecek olmak beni heyecanlandırdı hem de bu güzel emaneti kıymetini bilecek bir insana teslim etmek beni mutlu etti.

Oya Hocama eşim ile birlikte gittik ve çok güzel dakikalar yaşandı geçekten. Onu yeniden sınıfta görmek güzeldi. Bu da o güzel buluşmanın hatırasına çektirdiğimiz fotoğrafımız;

Puzzle, Cahil Okur Puzzle Yapıyor, PuzzleTeacher, Anatolian Puzzle, Ata'nın yeni yüzü projesi, Türkiye Puzzle Günleri



Merhaba...

Perşembe, Şubat 21, 2019
Estikçe, İklim, Ben geldim


Cahil Okur’dan herkese selamlar…

Uzun zamandır buralarda yoktum, aslında geri dönüp dönmemeyi bile kafamda çok ölçüp biçmişken bir anda yeniden yazmak istedim. Şimdi buradayım ve neler yapıyorum kısaca anlatmayım istedim.

İŞ DEĞİŞTİRDİM

Geçen bu sürede pek çok şey oldu ancak aklıma gelenleri ana hatlarıyla sizlerle paylaşayım istiyorum. İşimi değiştirdim, daha doğrusu aynı işte farklı bir kola geçtim. Şimdilik çok yeni olsa da genel hatlarıyla memnunum.  Umarım daha da iyi de olacak.

EVLİLİKTE 1 YILI DEVİRİYORUZ

Geçtiğimiz yıl yazmayı bıraktığım henüz daha 3 aylık falan evliydim sanırım. Ama 1 yılı geride bırakmamız için çok az bir zaman geçti. Evliliğin ne kadar güzel ve özel olduğunu güzel eşim sayesinde öğrendim. Bir kez daha Mavi’m e teşekkür ediyorum benim gibi bir adama katlandığı için.

VE BİR SÜRPRİZ!

Ve aslında hayatımdaki en büyük değişikliğe geldi. Sizden ayrı kaldığım sürede çok güzel bir şey oldu ve baba olacağımı öğrendim. Kıymetli eşimin ve benim birbirimize olan aşkının en güzel kanıtı olacak kızım yaklaşık 1 ay sonra bizlerle olacak. Ne kadar heyecanlı olduğumu sizlere anlatamam, gerçekten çok ama çok farklı bir duyguymuş bu.

Babalık nasıl yapılır bu konuda hiçbir bilgim yok, ama kızımı görmeden ona aşık olduğumu söyleyebilirim. (Annesi bu durumdan pek memnun değil, pabucu dama atılacak diye korkuyor ama...)

İklim’in aramıza katılmasına dediğim gibi az bir zaman kaldı ve hazırlıklar son hız devam ediyor. Konuklara küçük hediyeler, kızımın odasının hazırlanması, minik prensesin eşya dolabını doldurma çabaları vs… Hepsi güzel telaşlar ve merakla gelecek o güzel günü bekliyoruz.

Kısacası buralarda yokken olanlar bunlardı, şimdilik yazmaya devam etmeyi planlıyorum. Umarım becerebilirim.

Siz ben yokken neler yaptınız? Ben yokken aramıza katılan yeni arkadaşlar olmuş, hepsine  teşekkür ederim.

Blogger tarafından desteklenmektedir.