Çekiliş Vakti #10

Perşembe, Ağustos 15, 2019

çekiliş, Estikçe, kitap çekilişi,

Cahil Okur’dan herkese merhabalar…

Klasikleşen ÇEKİLİŞ zamanımız gelmiş durumda. 115. kitap yorumumu yayınladım ve yeni çekilişimiz başlamış durumda. Daha önceki çekilişlerde de olduğu gibi 120. kitap yorumunun yayınlanması ardından çekiliş son bulmuş olacak.

GFC’den blogumu takip etme şartı aynı şekilde devam ediyor. Lakin paylaşım ya da kendi blogunuzda ekstra tanıtım falan istemiyorum. Yaparsanız da bana bildirin ki artı haklarınızı not edebileyim. (Tamamen size kalmış bir durumdur bu)Sadece 111. kitap ile 120. kitap yorumları dahil olmak üzere arada yazdığım yazılara yorum yapan arkadaşlarım 1’er hak kazanacak. Her yorum +1 hak anlamına geliyor.

Çekiliş neticesinde ödülü yine kendiniz belirleyeceksiniz. 111. Kitap ile 120. kitap arasındaki istediğiniz bir eseri seçebilirsiniz. Herkese bol şanslar…


Paris ve Londra'da Beş Parasız / 11. Yorum (115)

Çarşamba, Ağustos 14, 2019
Paris ve Londra'da Beş Parasız, George Orwell, Berrak Göçer, Edebiyat, Roman, Can Yayınları, Kitap Yorumları,
Fotoğrafları artık kendim çekiyorum. Elimden geldiğince becermeye çalışsam da bu görsellerle sizleri karşıladığım için özür dilerim efendim 

Cahil Okur’dan selamlar…

Yoğun iş temposu nedeniyle 1-2 haftadır buralarda yoktum ama geri döndüm hemen fırsat bulunca. Öncelikle herkese iyi bayramlar diliyorum. Ardından da lafı uzatmadan hemen bugünkü eserimizi yorumlamaya geçiyorum.

KİTAP YORUMU


George Orwell sevdiğim yazarların başında gelen bir isim. Uzun bir süredir kitaplarını okumamıştım. Kitaplığımda duran ve okumayı çok istediğim “Paris ve Londra’da beş parasız” ı görünce “Neden bu hasreti sonlandırmayayım!” dedim kendi kendime…

İçerik Yorumu

Orwell’ın daha önceden okuduğum kitapları hakkındaki fikirlerim diğer yazılarımda mevcuttur. Hatta blogumun en çok okunan yazısı gene Orwell’ın 1984 kitabıdır. Bunun yanıs ıra Hayvan Çiftliği ve Boğulmamak için gibi kitaplarını da okuduğum yazar beni bu eserde sanki daha farklı bir dille karşıladı.

Klasik bir Orwell eserinden farklı bir tadı olduğunu daha ilk sayfalarda sezinlediğiniz eserde, diyalogların oldukça az oluşu ve kahramanımızın adından hiç bahsedilmediği gözünüze çarpan ilk noktalar olacaktır. Bu durumun sebebi ise kahramanımızın yazarımızın kendisi olmasıdır. Bu anlamda bir hatırat niteliğindeki eser, Orwell’ın klasikleşen eleştirel yaklaşımını da içinde oldukça yoğun şekilde barındırmaktadır.

Kitapta bölümler ilerledikçe Orwelll’ın fakirliğe bakışı ve aktarış tarzı, okuyucunun etrafına daha bir farklı bakmasına neden olmakta. Eserin sonundaki çıkarımlar ise bana göre oldukça haklı. Ayrıca bu çıkarımlar Orwell’a yakışır bir sonun da nişanesi durumunda. Okuduğum diğer Orwell eserlerinden farklı bir tadı olsa da lezzet aynı lezzetti. İyi ki okudum dediğim eserlerden bir tanesi oldu.

Yazım Dili Yorumu

Orwell kalitesini her satırda hissettiğiniz bir eser olmuş. Sadece içerisinde ki yoğun Fransızca sözcükler okumayı biraz zorlaştırmakta. Keşke o cümleler de Türkçeleştirilseydi.

Yapısal Yorum

Can Yayınları’na yakışan bir kapak ve fark edilmeyecek seviyede yazım yanlışı vardı. Bence yeterli ve başarılı bir yapıt olmuş.

ARKA KAPAK YAZISI


"Beş parasız kalmaktan o kadar çok bahsetmiştiniz ki; eh, işte beş parasız kaldınız ve hâlâ ayaktasınız." Paris ve Londra'da Beş Parasız, 20. yüzyılın en büyük romancılarından George Orwell'in, Avrupa'nın iki büyük şehrinde, Paris ve Londra'da yaşadığı sefaleti olanca gerçekliğiyle anlattığı, son derece önemli bir eser. Bir gün Paris'in orta yerinde meteliksiz kalan genç yazar, yoksulluk ve açlıkla mücadele etmeye başlar. Rehineciler, iş bulma kurumları, umut tacirleri, karın tokluğuna günde on yedi saat çalışılan karanlık otel mutfakları arasında sürüp giden Paris macerası, yazarın güç de olsa kendini Londra'ya atmasıyla sona erer ama Londra'da onu çok daha ağır şartlar beklemektedir.

Orwell, modern insanın ısrarla görmezden geldiği bir dünyanın kapısını aralıyor. İşsizlik, evsizlik, açlıkla damgalanan bu dünyanın insanları izbe pansiyonlarda, berduş barınaklarında yaşıyor, hayata bir ucundan tutunmaya çalışıyorlar. Paris ve Londra'da Beş Parasız, köleliğin hiçbir zaman, modern zamanlarda bile ortadan kalkmadığını, sadece görünüm değiştirdiğini anlatıyor.
(Tanıtım Bülteninden)

KÜNYE


Adı:  Paris ve Londra'da Beş Parasız
Yazar: George Orwell, Berrak Göçer (Çevirmen)
Baskı tarihi: Mayıs 2015
Sayfa sayısı: 248
Format: Karton kapak
ISBN: 9789750725630
Kitabın türü: Edebiyat, Roman
Çeviri: Berrak Göçer
Dil: Türkçe
Ülke: Türkiye
Yayınevi: Can Yayınları

ALINTILAR


Paris, tabiri caizse yoksulluğun varoşudur. Sayfa 27

Mücadelesinde sebat eden kazanır. Sayfa 33

"Yahudi'ye güveneceğine yılana güven, Yunan'a güveneceğine Yahudi'ye güven ama Ermeni'ye güvenme" Sayfa 88

Kötü lokantanın en temel göstergesi oraya sadece yabancıların gitmesidir. Sayfa 134


Bir köle demiştir Marcus Cato, uyumadığı her an çalışmalıdır. Yaptığı iş gerekli olsun olmasın çalışmalıdır çünkü çalışmak kendi içinde iyidir - en azından köleler için. Sayfa 139

Zengin ile fakirin arasında, sanki zenciler ile beyazlar gibi iki farklı ırkmışçasına, esrarengiz, temek bir farklılık yattığı görüşüne dayanıyor. Oysa gerçekte böyle bir farklılık yok. Zengin ve fakir toplulukları sadece gelir oranlarıyla ayrışıyor, başka hiçbir şeyle değil; sıradan bir milyoner sadece yeni bir takım elbise giymiş sıradan bir bulaşıkçıdır. Sayfa 141

Kir ayrımcıdır; iyi giyimli olduğunuzda sizi rahat bırakır ama yakalığınız kaybolunca dört bir yandan üstünüze üşüşür. Sayfa 151

Bir berduş kasketini çıkarınca kendini çıplak hisseder. Sayfa 164

Dilenciler sadece sosyal bir fazlılık, insancıl bir çağda yaşadığımız için hoş görülüyorlar ama esasen bayağılar. Sayfa 200

İşsiz bir adamın tek derdinin ücretsiz kalmak olduğunu düşünenler çok yanılıyorlar; bilakis, çalışma alışkanlığı kemiklerine işlemiş eğitimsiz bir adamın çalışmaya paradan daha çok ihtiyacı var. Sayfa 208

Sadaka alan biri, velinimetinden hemen her zaman nefret eder- insan doğasının değişmez bir özelliğidir bu- ve arkasına destek olarak elli ya da yüz kişi alınca bu nefreti gösterir. Sayfa 212

Çulsuz kalarak kesinlikle öğrendiğim bir-iki şeye değinebilirim. Bütün berduşların ayyaş pislikler olduklarını asla düşünmeyeceğim, sırf bir peni verdim diye hiçbir dilenciden minnet beklemeyeceğim, işsiz bir adamın yorgun olmasına şaşırmayacağım, Selamet Ordusu'na yardım etmeyeceğim, giysilerimi rehine vermeyeceğim, sokakta dağıtılan el ilanını geri çevirmeyeceğim, şık bir lokantada keyifle yemek yiyeceğim. bu da bir başlangıç. Sayfa 244


Ateşten Gömlek / 10. Yorum (114)

Çarşamba, Temmuz 24, 2019


Ateşten Gömlek, Halide Edib Adıvar, Edebiyat, Roman, Türk Klasikleri, Can Yayınları, Kitap Yorumları,

Cahil Okur’dan selamlar…

Uzun zamandır Türk Edebiyatı’ndan bir eser okumamıştım. Bu arayı Halide Edib Adıvar ile kapatalım istedim. Şimdide sıra bu büyük eser hakkındaki fikirlerimi sizlerle paylaşmaya geldi.

KİTAP YORUMU

“Sakarya Ordusu’na” diye başlıyor eser… O büyük kahramanlara atfedilmiş. Ve ardından Halide Edib’in Yakup Kadri’ye yazdığı satırlar… İlk söz veya son söz okumayı pek sevmem ve çoğu zaman atlarım ama o satırları muhakkak okuyun derim ben size…

İçerik Yorumu

Ülkemizin başından geçen en hazin hikayenin anlatıldığı bir eser “Ateşten Gömlek”. Yazarımız Halide Edib Adıvar’da o mücadeleler içerisinde bulunmuş yüzlerce neferden bir tanesi… Durum bu olunca, yazarın kalemindeki ustalığı da göz önüne alınca karşınıza mutlak surette beğeneceğiniz bir eser çıkmakta.

Kitabın akışı biraz yavaş olmakla beraber içerisinde yoğun şekilde kullanılan Osmanlıca kelimeler ya da bugün kullandığımız dil içerisinde yaşamayan kelimeler sizleri yorabilir. Kitabın sonunda eser içerisinde ki bu kelimeler için bir sözlük bulunsa da ben genelde akıştan ne anlattığını çözmeye çalışarak okumaya devam ettim.

Genel anlattığı dönemin içerisinde yaşayan ve birçok olayında kahramanlarından biri olan yazarımız konuları oldukça güzel bir şekilde nakletmiş. İçerisindeki aşk teması ise bence biraz fazla kaçmakla beraber, toplumun dönem içerisindeki halini güzel bir şekilde yansıttığını belirtmek gerekiyor.

Eğer tarihe biraz merakınız var ise kitabın sizi alıp götüreceğini belirtmem gerekiyor. Yerli eser okuma yüzdenizi bilemesem de, ki ben zorlanan bir okurum, bu kitabı okumanız gerektiğini belirtmek istiyorum. İyi bir okurun bana göre listesinde olması gereken eserlerden bir tanesi.  

Yazım Dili Yorumu

Yukarıda da belirttiğim gibi içerisinde fazlaca Osmanlıca kökenli kelime barındıran bir eser. Ancak burada yayınevinin hatası olduğu kanısındayım. Bu gün yaşayan dil içerisindeki kelimeler ile kitap sadeleştirmeye gidilebilirdi. Onun dışında Halide Edib’in üslubunu eleştirmek elbette haddim değil. Sinekli Bakkal ardından Halide Edib’den okuduğum ikinci eser ve benim için oldukça güzel bir anlatıma sahipti.

Yapısal Yorum

Kapak tasarımı oldukça güzeldi. İçerisinde de herhangi bir yazım yanlışı ile karşılaşmadım. Bu anlamda Can Yayınları’nın kalitesine uygun bir eser olmuş diyebilirim.

ÖNEMLİ NOT: Yukarıda belirttiğim gibi kitabın ilk sözünde Halide Edib Adıvar eserin ismini Yakup Kadri’den aldığını belirtmekte. Yakup Kadri bu ismi daha sonraları “Yaban” adını alacak eseri için düşünmekteydi.

ARKA KAPAK YAZISI

Ateşten Gömlek, cepheden, romanda anlatılan kişilerle omuz omuza yaşamış birinden gelen bir yapıt. Kurtuluş Savaşı’nın ateşten gömleğinin içinden çıkmış bir roman. Halide Edib Adıvar, her birini yakından tanıdığı roman kişilerini, yani silah arkadaşlarını içtenlikle, çağına ve yaşanan acı olaylara sorumlulukla tanıklık ederek anlatıyor. Bağımsızlık savaşımızı bütün gerçekliği ve canlılığıyla anlatan belki de en önemli roman, Ateşten Gömlek.

İhtilal ve isyan günlerinden beri koza, kurt, kelebek devirleri tetkik edilen mahlûkat gibi Sakarya silâh arkadaşlarımın "Ateşten Gömlek"te birkaç solgun aksini İstanbul, ihtilal ve ordu günlerinden alıp kâğıt üstüne koymaya çalıştım. İstediğim gibi olmadığı için silâh arkadaşlarımdan af dilemek isterdim. Bize onlar ilham ettiler.
HALİDE EDİB ADIVAR

KÜNYE

Adı:  Ateşten Gömlek
Yazar: Halide Edib Adıvar
Baskı tarihi: Şubat 2016
Sayfa sayısı: 250
Format: Karton kapak
ISBN: 9789750723216
Kitabın türü: Edebiyat, Roman, Türk Klasikleri
Dil: Türkçe
Ülke: Türkiye
Yayınevi: Can Yayınları

ALINTILAR

Hayat bana en korkak adamların iddia ile cesaretten bahsedenler olduğunu öğretti. Sayfa 24

"İngilizler aflarını talep edenlere versinler mösyö, affı zalimler değil, mazlumlar verir. Çanakkale'de dövüşürken ne asi ne esirdik. Namuslu bir millet gibi dövüştük, öldük, öldürdük. Ne zamandan beri ve hangi milletle harp edilir de mağlup olduğu zaman ona katil denilir?" Sayfa 49

Ateşten gömlek taşıyanlar sıcağın ısıttığı kadar yaktığını da bilirler. Sayfa 86

İyi kötü ihtilali imanlı fakat isimsiz insanlar başlatmıştı. Sayfa 135

Harpte yegane korkulacak şey korkudur. Sayfa 198

Starwars Jedi'in Dönüşü / 9. Yorum (113)

Cuma, Temmuz 19, 2019

Starwars Jedi'in Dönüşü, Ryder Windham, Çocuk, Edebiyat, Roman, Doğan ve Egmont Yayıncılık, Kitap Yorumları,
Cahil Okur’dan selamlar…

Serinin son kitabı ile karşınızdayım dostlar… Bitti diye sevindiğim serilerden bir tanesi olarak hafızamda yer edecek olan Starwars’ın son kitabı Jedi’ın dönüşü yorumum şu şekildedir…

KİTAP YORUMU

Yazdığım beklide en kısa yorum olacak şimdiden uyarmalıyım sanırım. Bana kızmazsınız umarım.  

İçerik Yorumu

Bu tip hikayeleri sevsem de (Filmleri soluksuz izleşmiştim.) nedense seri beni kendisine çekemedi. Bu durum Jedi’ı Dönüşü’nde de değişmedi ne yazık ki.

Hikayelerin oldukça hızlı ilerlediğini ve derinlik anlamında hiçbir ayrıntıya yer verilmediğini serinin diğer kitaplarını yorumlarken sizlere anlatmıştım. Jedi’ın Dönüşü’nde de b durum değişmiyor ne yazık ki. Bu durumun başlıca nedeni ise kitabın referans noktasının senaryo olması olarak görmekteyim.  Bir yazarın senaryoya bir yönetmen gibi bakmasını bekleyemeyiz elbette.

Dediğim gibi okurken aklınızda sürekli olarak bir şeylerin eksik olduğu izlenemi canlanıyor. Çok hızlı ilerleyen hikayeye konsantre olmak zor.  Hele birde filmleri izlemişseniz tüm heyecanı kaybediyorsunuz.

Yazım Dili Yorumu

Ryder Windham’ın kalemi sade ve akıcı… Bunun kendisinden mi kaynaklandığı yoksa senaryodan kitap haline geline gelen metinden mi kaynaklandığını bilemiyorum. Ama eldeki veriler bu anlamda başarılı bir yazar olarak kendisini hak ettiği noktaya taşımak için yeterli.

Yapısal Yorum

Kapak tasarımı oldukça güzel, lakin aşırı kelime hataları bu yayınevine karşı tepki almama neden olacak kadar fazlaydı.

ARKA KAPAK YAZISI

Han Solo alçak haydut Jabba the Hutt’ın pençesine düşmüştür. Luke Skywalker, dostunu kurtarmak için ana gezegeni olan Tatooine’e geri döner.

Bu sırada GALAKTİK İMPARATORLUK ise gizli işler peşindedir. İlk Ölüm Yıldızı’ndan çok daha korkunç bir uzay istasyonu inşa etmektedir. Yeni Ölüm Yıldızı tamamlandığı takdirde, galaksiye özgürlük getirmek için uğraşan asilerin de sonu gelecektir.

Star Wars maceraları filmleri ve kitaplarıyla devam ediyor

(Tanıtım Bülteninden)

KÜNYE

Adı: Starwars Jedi'in Dönüşü
Yazar: Ryder Windham
Baskı tarihi: Mayıs 2018
Sayfa sayısı: 168
Format: Karton kapak
ISBN: 9786050951035
Kitabın türü: Çocuk, Edebiyat, Roman
Dil: Türkçe
Ülke: Türkiye
Yayınevi: Doğan ve Egmont Yayıncılık

ALINTILAR

Hiç alıntı yapamadım…

Örümcek Ağındaki Kız (Millennium Serisi 4. Kitap) / 8. Yorum (112)

Salı, Temmuz 16, 2019

Örümcek Ağındaki Kız, Stieg Larsson, David Lagercrantz, Ali Arda, Millennium Serisi, Edebiyat, Polisiye, Roman, Det som inte dödar oss, Pegasus Yayınları, Kitap Yorumları,
Cahil Okur’dan selamlar…

Hafta bir olarak kitap yorumlarımı sizlerle paylamaya devam etmek gibi bir hedef koydum kendime. Bunu ne kadar başarabilirim bilmiyorum ama elimden geldiğince sözüme sadık olmaya çalışacağım. Bu küçük duyuru ardından hemen yeni kitabımıza geçiyoruz… 

KİTAP YORUMU

Başlıkta gördüğünüz gibi Millennium Serisi’ne uzun bir aradan sonra devam ediyoruz. Larsson’ın ardından serinin kalan kitaplarını okumakla okumamak arasında gidip gelsem de Lagercrantz’a bir şans tanımak istedim ve işte sonucu da sizlerle paylaşıyorum…

İçerik Yorumu

Kitabın ilk sayfalarında sizleri bir harita karşılamakta. Popüler birçok eserde aynı durumla karşılaşmak mümkün olduğu için ve Lagercrantz’a şüpheyle yaklaşmam sebebiyle bu durumdan başta rahatsız oldum. Kitap boyunca da acaba nereden bahsediyor diye hiç merak edip de açmadım da haritayı.

Bu ön yargılı bakış açısını geride bırakıp devam ettiğimde ise ilk 100 sayfa ardından halen asıl konuya girememiş olmanın üzüntüsünü yaşarken, 114’ün sayfada aldığım notu sizlerle aynen paylaşmak istiyorum; “ Lagercrantz, Larsson’ı  aratmayacak gibi” Ve her şey sonrasında değişti elbette.

Aynı lezzet var mıydı? Yazar bir kopya olmak için mi çalıştı yoksa kendi çizgisini mi belirledi tam bir şey söylemek zor… Ancak Millennium serisinin devamı olma hakkını bir okuyucu olarak bende kazandı eser…

Kahramanlarımızın kafa yapıları, hareketleri elbette yine kendilerinden beklenilen şekildeydi ve onlarla yeniden bir arada olmak beni mutlu etti. Bunun neticesinde de gerçekten hızlı bir okuma yaptım ve kitabı elimden düşürmeden okudum desem yalan söylemiş olmam.

Neticede beni bir okur olarak tatmin eden bir okumayı da geride bırakmış oldum. Serinin ilk 3 kitabını beğenen bir okursanız, Lagercrantz’ın yazmış olduğu dördüncü kitapta sizlere hitap edeceği noktasında iddialıyım. Ben memnun kalmış olarak Lisbeth Salander’a şimdilik veda ediyorum…

Yazım Dili Yorumu

Yazar ile ilgili fazla bir şey söylemek istemesem de ister istemez Larsson ile karşılaştırma yapmak zorunda hissediyorum kendimi. Bu anlamda Lagercrantz’ın yazım şeklinin yukarda da dediğim gibi kopyalama mı etkilenmemi olduğuna halen karar verememiş olsam da kolay okunan ve akıcı bir yapıya sahip olduğunu belirtmek gerekiyor.

Yapısal Yorum

Kitabın kapak tasarımı ve seçilen renkler ilk 3 kitaba göre daha güzel geldi gözüme… Sadece yazım yanlışlarının çokluğu biraz üzdü.

ARKA KAPAK YAZISI

Halkı gözetleyenler, en sonunda halk tarafından gözetlenirler.

Lisbeth Salander, Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesi NSA'in ağını hacklemiş ve çok önemli bazı bilgiler edinmiştir. Ejderha dövmeli kızın adaletsizliğe karşı duyduğu öfke hiç sönmeyecek bir alev gibidir, özellikle de o ateşi daha da harlayacak birtakım devlet sırlarını ele geçirdikten sonra.

Mikael Blomkvist, gecenin bir yarısı yapay zekâ konusunda uzman Profesör Balder'den gizemli bir telefon alır. Millennium'u içine düştüğü zor durumdan kurtaracak bir haberin kokusunu alan Mikael, profesörle görüşmeye gittiğinde örümceklerle dolu bir ağın içine düştüğünü fark eder. Ve işte böylece yıllar sonra Lisbeth'le yolları yeniden kesişir.

Korumak için öldürmeye hazır biri…
Gerçeklerin birbirine dolandığı bir ağ…
Ve avının peşini asla bırakmayacak bir örümcek.

Millennium serisi dördüncü kitabıyla bomba gibi geliyor. Örümcek ağına düşmeye hazır olun!

"Lisbeth Salander fanları rahat bir nefes alabilirsiniz, punk hacker kahramanımız emin ellerde. Lagercrantz Örümcek Ağındaki Kız'da Lisbeth'in yüreğinin ve geçmişinin derinliklerine inmeyi başarıyor, babasıyla ilgili anılar da cabası. Beş üzerinden beş."
-USA Today-

"Gerçeği söylemek gerekirse Örümcek Ağındaki Kız'ı okurken aslında bu romanı Larsson'un yazmadığını unuttuğum anlar oldu."
-The Telegraph-

"Lisbeth Salander, Lagercrantz'ın ellerinde kurgunun en harika ve en asi kadın kahramanı olmaya devam ediyor."
-The Financial Times-

"Lagercrantz sözünde durmuş ve Millennium'u yeniden başarıyla diriltmiş. Hemen en yakındaki kitapçıya koşun."
-Le Point-
(Tanıtım Bülteninden)

KÜNYE

Adı: Örümcek Ağındaki Kız
Yazar: Stieg Larsson, David Lagercrantz, Ali Arda (Çevirmen)
Alt başlık: Millennium Serisi 4. Kitap
Baskı tarihi: Kasım 2015
Sayfa sayısı: 520
Format: Karton kapak
ISBN: 9786053437109
Kitabın türü: Edebiyat, Polisiye, Roman
Orijinal adı: Det som inte dödar oss
Çeviri: Ali Arda
Dil: Türkçe
Ülke: Türkiye
Yayınevi: Pegasus Yayınları

Kral Katili (The Witch Hunter Serisi 2) / 7. Yorum (111)

Salı, Temmuz 09, 2019

Kral Katili, Virginia Boecker, Onur Özkan, The Witch Hunter Serisi 2, Edebiyat, Roman, The King Slayer, Yabancı Yayınları, Kitap Yorumları,

Cahil Okur’dan selamlar…

Geri dönüşün ardından kitap yorumlarına kaldığımız yerden devam ediyoruz… Tam istediğim hızda okuyamasam da yorumlar devam edecek. (Elde kalan biraz daha yorumlanacak eser var.)

KİTAP YORUMU

Lafı uzatmadan okurken güzel vakit geçirdiğim Kral Katili eseri hakkındaki fikirlerime geçelim hemen…

İçerik Yorumu

Öncelikli olarak isim konusundan başlamak istiyorum. Serinin ilk kitabını okuyanlar ve ikinci kitaba başlayanlar hemen konuya vakıf olacaklardır. Bu anlamda Kral Katili isminin bir handikap olduğunu düşünenlerdenim. Farklı bir isim olabilir miydi? Bilemiyorum ama bana göre bir eksi olarak çıkıyor karşımıza eserde seçilen isim.

Bu handikaba rağmen kitabın içeriğinin hızlı okumayı teşvik ettiğini belirtmem gerekiyor. Akıcı ve kolay okumanın başlıca sebeplerinden birisi de konuların yoğun grift bir yapıya sahip olmaması olarak görebiliriz.

Eserin sonunda ufak bir şaşırtmaca denenmesi ise gözüme çarpan bir diğer nokta. Lakin pekte başarılı olamamış. Serinin devamı niteliğinde okuduğum bir eserdi. Çok beğenmesem de başta da dediğim gibi güzel vakit geçirmeli bir eser. Fazla beklentiye girmemek lazım.

Yazım Dili Yorumu

Bu noktada Virginia Boecker ve çeviriyi yapan Onur Özkan’ı tebrik etmek gerekiyor sanırım. Oldukça kolay okunur bir metin ile karşılaşacağınızın garantisini verebilirim.

Yapısal Yorum

Kitabın kapak tasarımına ve dizaynına hayran kaldım… Ancak dıştaki şeffaf kapak benim adıma kötü bir sonla karşılaştı. Kitabı arabamın önünde unutunca sıcaktan kapak deforme olmuştu. Kağıt kalitesi de oldukça iyi.

ARKA KAPAK YAZISI

Sanırım sen, benim ya en büyük zaferim ya da en büyük hatam olacaksın. Zaman gösterecek.”

Eski cadı avcısı Elizabeth Grey, Harrow’un büyülerle korunan köylerinden birinde saklanıyor, Anglia Krallığı’nı zorla ele geçiren Lord Blackwell’in kellesi için biçtiği bedelden kaçmaya çalışıyordu. Karşı karşıya geldikleri son seferde Blackwell büyük bir yara almıştı ama güce olan tutkusu günbegün artıyordu. Kurallarına karşı gelenlerle karşılaşacağı bir savaş için hazırlanıyordu: Elizabeth ve onun yanında yer alan cadılar ile büyücüler.

Ona büyülü bir koruma ve iyileştirme gücü veren mührünü kaybeden Elizabeth’in gücü şimdi hem fiziksel hem de psikolojik olarak sınanıyordu. Savaş her zaman fedakârlık anlamına gelirdi ancak iyi ve kötü arasındaki çizgi gittikçe bulanıklaşırken Elizabeth, sevdiklerini kurtarmak için ne kadar ileri gitmesi gerektiğine karar vermeliydi.

“Seri için tatmin edici bir son; Cashore’un Yetenek ve Maas’ın Cam Şato’sunu sevenler için mükemmel bir kitap… Kral Katili, sağlam ve eğlenceli bir hikâye.”

- VOYA

“Akıcı hikayeleri sevenler, tarihi ve fantastik öğeler içeren bu kitaba bayılacak.

Hikayede sıklıkla karşılaşacağınız hortlaklar, hayaletler, sihir ve doğaüstü yaratıklar, aynı zamanda hem eğlenceli hem ürkütücü bir hal alacak.”

- School Library Connection

“İyi bir fantastik seride olması gereken her şey var: kılıçlar, zehir, kara büyü ve ihanet.”

- April Tucholke, Derin Sularla Şeytan Arasında’nın yazarı

KÜNYE

Adı: Kral Katili
Yazar: Virginia Boecker, Onur Özkan (Çevirmen)
Alt başlık: The Witch Hunter Serisi 2
Baskı tarihi: Ekim 2016
Sayfa sayısı: 400
Format: Karton kapak
ISBN: 9786059585118
Kitabın türü: Edebiyat, Roman
Orijinal adı:The King Slayer (The Witch Hunter #2)
Çeviri: Onur Özkan
Dil: Türkçe
Ülke: Türkiye
Yayınevi: Yabancı Yayınları

ALINTILAR

Suçlu hissetmekle, suçlu görünmek arasında büyük fark var Sayfa 18

İnsan önce bir sebepten öldürürdü, sonra da bahaneyle. Sayfa 30

"Sana hiçbir şey olmayacak"
"bu kimsenin verebileceği bir söz değil bence" Sayfa 54

Savaş sanatı kandırmaya dayalıdır Sayfa 122

Bir sırrın en güvenli olduğu yer ortalıktır Sayfa 208

Bir kral öldürmenin gururlu bir yanı yoktu. Hızlı, sessiz ve acı vericiydi. Sayfa 370

Kazanmış gibi hissedemeyecek kadar çok şey kaybetmiştik. Sayfa 384



Blogger tarafından desteklenmektedir.