Starwars Jedi'in Dönüşü / 9. Yorum (113)

Cuma, Temmuz 19, 2019

Starwars Jedi'in Dönüşü, Ryder Windham, Çocuk, Edebiyat, Roman, Doğan ve Egmont Yayıncılık, Kitap Yorumları,
Cahil Okur’dan selamlar…

Serinin son kitabı ile karşınızdayım dostlar… Bitti diye sevindiğim serilerden bir tanesi olarak hafızamda yer edecek olan Starwars’ın son kitabı Jedi’ın dönüşü yorumum şu şekildedir…

KİTAP YORUMU

Yazdığım beklide en kısa yorum olacak şimdiden uyarmalıyım sanırım. Bana kızmazsınız umarım.  

İçerik Yorumu

Bu tip hikayeleri sevsem de (Filmleri soluksuz izleşmiştim.) nedense seri beni kendisine çekemedi. Bu durum Jedi’ı Dönüşü’nde de değişmedi ne yazık ki.

Hikayelerin oldukça hızlı ilerlediğini ve derinlik anlamında hiçbir ayrıntıya yer verilmediğini serinin diğer kitaplarını yorumlarken sizlere anlatmıştım. Jedi’ın Dönüşü’nde de b durum değişmiyor ne yazık ki. Bu durumun başlıca nedeni ise kitabın referans noktasının senaryo olması olarak görmekteyim.  Bir yazarın senaryoya bir yönetmen gibi bakmasını bekleyemeyiz elbette.

Dediğim gibi okurken aklınızda sürekli olarak bir şeylerin eksik olduğu izlenemi canlanıyor. Çok hızlı ilerleyen hikayeye konsantre olmak zor.  Hele birde filmleri izlemişseniz tüm heyecanı kaybediyorsunuz.

Yazım Dili Yorumu

Ryder Windham’ın kalemi sade ve akıcı… Bunun kendisinden mi kaynaklandığı yoksa senaryodan kitap haline geline gelen metinden mi kaynaklandığını bilemiyorum. Ama eldeki veriler bu anlamda başarılı bir yazar olarak kendisini hak ettiği noktaya taşımak için yeterli.

Yapısal Yorum

Kapak tasarımı oldukça güzel, lakin aşırı kelime hataları bu yayınevine karşı tepki almama neden olacak kadar fazlaydı.

ARKA KAPAK YAZISI

Han Solo alçak haydut Jabba the Hutt’ın pençesine düşmüştür. Luke Skywalker, dostunu kurtarmak için ana gezegeni olan Tatooine’e geri döner.

Bu sırada GALAKTİK İMPARATORLUK ise gizli işler peşindedir. İlk Ölüm Yıldızı’ndan çok daha korkunç bir uzay istasyonu inşa etmektedir. Yeni Ölüm Yıldızı tamamlandığı takdirde, galaksiye özgürlük getirmek için uğraşan asilerin de sonu gelecektir.

Star Wars maceraları filmleri ve kitaplarıyla devam ediyor

(Tanıtım Bülteninden)

KÜNYE

Adı: Starwars Jedi'in Dönüşü
Yazar: Ryder Windham
Baskı tarihi: Mayıs 2018
Sayfa sayısı: 168
Format: Karton kapak
ISBN: 9786050951035
Kitabın türü: Çocuk, Edebiyat, Roman
Dil: Türkçe
Ülke: Türkiye
Yayınevi: Doğan ve Egmont Yayıncılık

ALINTILAR

Hiç alıntı yapamadım…

Örümcek Ağındaki Kız (Millennium Serisi 4. Kitap) / 8. Yorum (112)

Salı, Temmuz 16, 2019

Örümcek Ağındaki Kız, Stieg Larsson, David Lagercrantz, Ali Arda, Millennium Serisi, Edebiyat, Polisiye, Roman, Det som inte dödar oss, Pegasus Yayınları, Kitap Yorumları,
Cahil Okur’dan selamlar…

Hafta bir olarak kitap yorumlarımı sizlerle paylamaya devam etmek gibi bir hedef koydum kendime. Bunu ne kadar başarabilirim bilmiyorum ama elimden geldiğince sözüme sadık olmaya çalışacağım. Bu küçük duyuru ardından hemen yeni kitabımıza geçiyoruz… 

KİTAP YORUMU

Başlıkta gördüğünüz gibi Millennium Serisi’ne uzun bir aradan sonra devam ediyoruz. Larsson’ın ardından serinin kalan kitaplarını okumakla okumamak arasında gidip gelsem de Lagercrantz’a bir şans tanımak istedim ve işte sonucu da sizlerle paylaşıyorum…

İçerik Yorumu

Kitabın ilk sayfalarında sizleri bir harita karşılamakta. Popüler birçok eserde aynı durumla karşılaşmak mümkün olduğu için ve Lagercrantz’a şüpheyle yaklaşmam sebebiyle bu durumdan başta rahatsız oldum. Kitap boyunca da acaba nereden bahsediyor diye hiç merak edip de açmadım da haritayı.

Bu ön yargılı bakış açısını geride bırakıp devam ettiğimde ise ilk 100 sayfa ardından halen asıl konuya girememiş olmanın üzüntüsünü yaşarken, 114’ün sayfada aldığım notu sizlerle aynen paylaşmak istiyorum; “ Lagercrantz, Larsson’ı  aratmayacak gibi” Ve her şey sonrasında değişti elbette.

Aynı lezzet var mıydı? Yazar bir kopya olmak için mi çalıştı yoksa kendi çizgisini mi belirledi tam bir şey söylemek zor… Ancak Millennium serisinin devamı olma hakkını bir okuyucu olarak bende kazandı eser…

Kahramanlarımızın kafa yapıları, hareketleri elbette yine kendilerinden beklenilen şekildeydi ve onlarla yeniden bir arada olmak beni mutlu etti. Bunun neticesinde de gerçekten hızlı bir okuma yaptım ve kitabı elimden düşürmeden okudum desem yalan söylemiş olmam.

Neticede beni bir okur olarak tatmin eden bir okumayı da geride bırakmış oldum. Serinin ilk 3 kitabını beğenen bir okursanız, Lagercrantz’ın yazmış olduğu dördüncü kitapta sizlere hitap edeceği noktasında iddialıyım. Ben memnun kalmış olarak Lisbeth Salander’a şimdilik veda ediyorum…

Yazım Dili Yorumu

Yazar ile ilgili fazla bir şey söylemek istemesem de ister istemez Larsson ile karşılaştırma yapmak zorunda hissediyorum kendimi. Bu anlamda Lagercrantz’ın yazım şeklinin yukarda da dediğim gibi kopyalama mı etkilenmemi olduğuna halen karar verememiş olsam da kolay okunan ve akıcı bir yapıya sahip olduğunu belirtmek gerekiyor.

Yapısal Yorum

Kitabın kapak tasarımı ve seçilen renkler ilk 3 kitaba göre daha güzel geldi gözüme… Sadece yazım yanlışlarının çokluğu biraz üzdü.

ARKA KAPAK YAZISI

Halkı gözetleyenler, en sonunda halk tarafından gözetlenirler.

Lisbeth Salander, Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesi NSA'in ağını hacklemiş ve çok önemli bazı bilgiler edinmiştir. Ejderha dövmeli kızın adaletsizliğe karşı duyduğu öfke hiç sönmeyecek bir alev gibidir, özellikle de o ateşi daha da harlayacak birtakım devlet sırlarını ele geçirdikten sonra.

Mikael Blomkvist, gecenin bir yarısı yapay zekâ konusunda uzman Profesör Balder'den gizemli bir telefon alır. Millennium'u içine düştüğü zor durumdan kurtaracak bir haberin kokusunu alan Mikael, profesörle görüşmeye gittiğinde örümceklerle dolu bir ağın içine düştüğünü fark eder. Ve işte böylece yıllar sonra Lisbeth'le yolları yeniden kesişir.

Korumak için öldürmeye hazır biri…
Gerçeklerin birbirine dolandığı bir ağ…
Ve avının peşini asla bırakmayacak bir örümcek.

Millennium serisi dördüncü kitabıyla bomba gibi geliyor. Örümcek ağına düşmeye hazır olun!

"Lisbeth Salander fanları rahat bir nefes alabilirsiniz, punk hacker kahramanımız emin ellerde. Lagercrantz Örümcek Ağındaki Kız'da Lisbeth'in yüreğinin ve geçmişinin derinliklerine inmeyi başarıyor, babasıyla ilgili anılar da cabası. Beş üzerinden beş."
-USA Today-

"Gerçeği söylemek gerekirse Örümcek Ağındaki Kız'ı okurken aslında bu romanı Larsson'un yazmadığını unuttuğum anlar oldu."
-The Telegraph-

"Lisbeth Salander, Lagercrantz'ın ellerinde kurgunun en harika ve en asi kadın kahramanı olmaya devam ediyor."
-The Financial Times-

"Lagercrantz sözünde durmuş ve Millennium'u yeniden başarıyla diriltmiş. Hemen en yakındaki kitapçıya koşun."
-Le Point-
(Tanıtım Bülteninden)

KÜNYE

Adı: Örümcek Ağındaki Kız
Yazar: Stieg Larsson, David Lagercrantz, Ali Arda (Çevirmen)
Alt başlık: Millennium Serisi 4. Kitap
Baskı tarihi: Kasım 2015
Sayfa sayısı: 520
Format: Karton kapak
ISBN: 9786053437109
Kitabın türü: Edebiyat, Polisiye, Roman
Orijinal adı: Det som inte dödar oss
Çeviri: Ali Arda
Dil: Türkçe
Ülke: Türkiye
Yayınevi: Pegasus Yayınları

Kral Katili (The Witch Hunter Serisi 2) / 7. Yorum (111)

Salı, Temmuz 09, 2019

Kral Katili, Virginia Boecker, Onur Özkan, The Witch Hunter Serisi 2, Edebiyat, Roman, The King Slayer, Yabancı Yayınları, Kitap Yorumları,

Cahil Okur’dan selamlar…

Geri dönüşün ardından kitap yorumlarına kaldığımız yerden devam ediyoruz… Tam istediğim hızda okuyamasam da yorumlar devam edecek. (Elde kalan biraz daha yorumlanacak eser var.)

KİTAP YORUMU

Lafı uzatmadan okurken güzel vakit geçirdiğim Kral Katili eseri hakkındaki fikirlerime geçelim hemen…

İçerik Yorumu

Öncelikli olarak isim konusundan başlamak istiyorum. Serinin ilk kitabını okuyanlar ve ikinci kitaba başlayanlar hemen konuya vakıf olacaklardır. Bu anlamda Kral Katili isminin bir handikap olduğunu düşünenlerdenim. Farklı bir isim olabilir miydi? Bilemiyorum ama bana göre bir eksi olarak çıkıyor karşımıza eserde seçilen isim.

Bu handikaba rağmen kitabın içeriğinin hızlı okumayı teşvik ettiğini belirtmem gerekiyor. Akıcı ve kolay okumanın başlıca sebeplerinden birisi de konuların yoğun grift bir yapıya sahip olmaması olarak görebiliriz.

Eserin sonunda ufak bir şaşırtmaca denenmesi ise gözüme çarpan bir diğer nokta. Lakin pekte başarılı olamamış. Serinin devamı niteliğinde okuduğum bir eserdi. Çok beğenmesem de başta da dediğim gibi güzel vakit geçirmeli bir eser. Fazla beklentiye girmemek lazım.

Yazım Dili Yorumu

Bu noktada Virginia Boecker ve çeviriyi yapan Onur Özkan’ı tebrik etmek gerekiyor sanırım. Oldukça kolay okunur bir metin ile karşılaşacağınızın garantisini verebilirim.

Yapısal Yorum

Kitabın kapak tasarımına ve dizaynına hayran kaldım… Ancak dıştaki şeffaf kapak benim adıma kötü bir sonla karşılaştı. Kitabı arabamın önünde unutunca sıcaktan kapak deforme olmuştu. Kağıt kalitesi de oldukça iyi.

ARKA KAPAK YAZISI

Sanırım sen, benim ya en büyük zaferim ya da en büyük hatam olacaksın. Zaman gösterecek.”

Eski cadı avcısı Elizabeth Grey, Harrow’un büyülerle korunan köylerinden birinde saklanıyor, Anglia Krallığı’nı zorla ele geçiren Lord Blackwell’in kellesi için biçtiği bedelden kaçmaya çalışıyordu. Karşı karşıya geldikleri son seferde Blackwell büyük bir yara almıştı ama güce olan tutkusu günbegün artıyordu. Kurallarına karşı gelenlerle karşılaşacağı bir savaş için hazırlanıyordu: Elizabeth ve onun yanında yer alan cadılar ile büyücüler.

Ona büyülü bir koruma ve iyileştirme gücü veren mührünü kaybeden Elizabeth’in gücü şimdi hem fiziksel hem de psikolojik olarak sınanıyordu. Savaş her zaman fedakârlık anlamına gelirdi ancak iyi ve kötü arasındaki çizgi gittikçe bulanıklaşırken Elizabeth, sevdiklerini kurtarmak için ne kadar ileri gitmesi gerektiğine karar vermeliydi.

“Seri için tatmin edici bir son; Cashore’un Yetenek ve Maas’ın Cam Şato’sunu sevenler için mükemmel bir kitap… Kral Katili, sağlam ve eğlenceli bir hikâye.”

- VOYA

“Akıcı hikayeleri sevenler, tarihi ve fantastik öğeler içeren bu kitaba bayılacak.

Hikayede sıklıkla karşılaşacağınız hortlaklar, hayaletler, sihir ve doğaüstü yaratıklar, aynı zamanda hem eğlenceli hem ürkütücü bir hal alacak.”

- School Library Connection

“İyi bir fantastik seride olması gereken her şey var: kılıçlar, zehir, kara büyü ve ihanet.”

- April Tucholke, Derin Sularla Şeytan Arasında’nın yazarı

KÜNYE

Adı: Kral Katili
Yazar: Virginia Boecker, Onur Özkan (Çevirmen)
Alt başlık: The Witch Hunter Serisi 2
Baskı tarihi: Ekim 2016
Sayfa sayısı: 400
Format: Karton kapak
ISBN: 9786059585118
Kitabın türü: Edebiyat, Roman
Orijinal adı:The King Slayer (The Witch Hunter #2)
Çeviri: Onur Özkan
Dil: Türkçe
Ülke: Türkiye
Yayınevi: Yabancı Yayınları

ALINTILAR

Suçlu hissetmekle, suçlu görünmek arasında büyük fark var Sayfa 18

İnsan önce bir sebepten öldürürdü, sonra da bahaneyle. Sayfa 30

"Sana hiçbir şey olmayacak"
"bu kimsenin verebileceği bir söz değil bence" Sayfa 54

Savaş sanatı kandırmaya dayalıdır Sayfa 122

Bir sırrın en güvenli olduğu yer ortalıktır Sayfa 208

Bir kral öldürmenin gururlu bir yanı yoktu. Hızlı, sessiz ve acı vericiydi. Sayfa 370

Kazanmış gibi hissedemeyecek kadar çok şey kaybetmiştik. Sayfa 384



ÇEKİLİŞTE SON DURUM!

Pazar, Temmuz 07, 2019
çekiliş, çekiliş sonuçları, Estikçe,

Cahil Okur'dan selamlar...

Sevgili çekiliş kazanan arkadaşımız Deeptone'un "heeey been çekilişleriii destekliyom amaaa katılmıyom yaaa, şimdiye dek hiç kabul etmedim hediyeleriii, yaniii sen kitaplara kaçanlara göndeer hediye kitabısınıı :) teşekkür ederiiim, yanuuu bu kişisel bişi değil yanii böle bir karar almıştım hiç bozmadııım :)" açıklaması ardından kazanan arkadaşımızı Kitaplara Kaçanlar olarak değiştiriyoruz arkadaşlar. Hangi kitapları seçeceği ve nasıl iletişim kuracağı ise şuradaki konuda mevcuttur. 10 Temmuz Çarşamba günü saat 23:59'a kadar iletişim kurulmaması halinde çekiliş tekrarlanacaktır.

Çekiliş sona erdi... #9

Salı, Temmuz 02, 2019

çekiliş, çekiliş sonuçları, Estikçe,


Cahil Okur’dan herkese selamlar…

Uzun süredir devam etmekte olan çekilişimiz nihayet sona erdi. Öncelikle yorumlarıyla hem bana destek veren, hem de çekilişe katılan tüm arkadaşlarıma çok teşekkür ederim.  Yine beni yorumlarınızla yalnız bırakmadığınız için ayrıca bir teşekkür ederim.

Blogumun 9. çekilişini kazananı şu şekilde…

Asil talihli
Deeptone

Yedek talihli
Kitaplara Kaçanlar
  
24 Saat içinde sevgili Deeptone’un ad, soyad, adres bilgileri, telefon ve seçtiği kitabı bildiren bir mesaj ile facebook sayfam üzerinden benimle iletişime geçmesini bekliyorum.

Çekilişi kazanan arkadaşımın 101. kitap yorumu ile 110. kitap yorumu arasındaki kitaplardan istediğini seçme hakkına sahip.

Yeni çekilişlerde görüşmek üzere…


NOT: Yeni çekiliş için geçerli yorumlar bu posttan itibaren sayılacaktır, bilginize...

NOT 2: Çekiliş listesine ve sonuçlara  https://www.cekilisyap.com/kitap52a42c adresinden ulaşabilirsiniz...

Starwars İmparator / 6. Yorum (110)

Salı, Temmuz 02, 2019


Çocuk, Doğan ve Egmont Yayıncılık, Edebiyat, Kitap Yorumları, Onur Kaya, Roman, Ryder Windham, Star Wars, İmparator
Cahil Okur’dan selamlar… Star Wars serisinin ikinci kitabı ile karşınızdayım bu gün…

KİTAP YORUMU

İnstagram çekilişinden kazandığım serinin ikinci kitabı ile maceraya devam ediyoruz. Lafı uzatmadan hemen fikirlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

İçerik Yorumu

Aslına bakarsanız; İmparator her ne kadar bir serinin ikinci kitabı olsa da ilk kitap ile pek fazla bir ilgisi yok. Yani olayların daha karışık ve bölük pörçük şekilde karşınıza çıkacağı uyarısını yapmakta fayda var…

İlk kitabı yorumlarken filmleri de az çok izleyen bir kişi olduğumu sizlere ifade etmiştim. İzlerken de zaman zaman heyecanlandığımı söyledim sanırım. Ancak özellikle ikinci kitapta tam olarak aradığımı bulabildiğimi söyleyemeyeceğim sizlere. Beklentilerimi karşılayan bir eser olamadı ne yazık ki…

Eser bir şeyler anlatıyor ama ne yazık ki klasik bir eserde olduğu gibi herhangi bir detay karşınıza çıkmıyor. Olayların ve karakterlerin daha detaylandırıldığı bir eser sanırım çok daha güzel olabilirdi. İmparator için başarısız demek biraz abartı olabilir ama benim hafızamda yetersiz bir kitap olarak kalacak.

Yazım Dili Yorumu

Ryder Windham  hızlı okunana ve bir çırpıda bitiveren bir kitap yazmış. Senaryodan kitaplaştırılmasının da bunda payı büyük elbette. Atıştırmalık olarak nitelendirebilecek bir kitap olmuş bu özellikleriyle…

Yapısal Yorum

Doğan Egmont Yayıncılık’ın kalitesine yakışır bir kitap olmuş. Özellikle kapak tasarımını beğendiğimi yinelemem lazım.

ARKA KAPAK YAZISI

Asiler için zor bir dönem. Ölüm Yıldızı’nın yok edilmesine rağmen İmparatorluk askerleri, Asileri gizli üstlerinden galaksinin diğer ucuna sürdüler. İmparatorluğun dehşet saçan yıldız filosundan kaçan Luke Skywalker önderliğindeki bir grup özgürlük savaşçısı gözlerden uzaktaki Hoth gezegeninde yeni, gizli bir üs kurdu. Genç Skywalker’ı bulmayı bir saplantı haline getiren kötü Lord Vader, bu amaçla uzayın en ücra köşelerine bile keşif mekikleri gönderdi…

Luke Skywalker. Han Solo. Prenses Leia. Star Wars efsanesi, filmin muhteşem kitabıyla devam ediyor.

(Tanıtım Bülteninden)

KÜNYE

Adı: Starwars İmparator
Yazar: Ryder Windham, Orçun Demir (Çevirmen)
Baskı tarihi: Mayıs 2018
Sayfa sayısı: 200
Format: Karton kapak
ISBN: 9786050951028
Kitabın türü: Çocuk, Edebiyat, Roman
Çeviri: Orçun Demir
Dil: Türkçe
Ülke: Türkiye
Yayınevi: Doğan ve Egmont Yayıncılık

ALINTILAR

Gelecek hep hareket halindedir... Sayfa 198

Şimşek Hırsızı (Percy Jackson ve Olimposlular 1) / 5. Yorum (109)

Pazar, Haziran 23, 2019

Kitap Yorumları, Şimşek Hırsızı, Rick Riordan, Percy Jackson ve Olimposlular 1, Kadir Yiğit Us, Edebiyat, Fantastik, Roman,  The Lightning Thief, Doğan Egmont Yayıncılık,

Cahil Okur’dan selamlar… 2019 yılının ortasını geçtik, bense geçtiğimiz yıl okuduğum bir kitap ile karşınızdayım. Kitaba not aldığım tarih 10 Haziran 2018… Neyse ki okurken aldığım notlar var…

KİTAP YORUMU

“Şimşek Hırsızı” yorumu karşınızda efendim…

İçerik Yorumu

Az önce de belirttiğim gibi üzerinden bir hayli zaman geçmiş olsa da okurken aldığım notlar bu yorumun sizlerle buluşmasının temel nedenidir. Bu alışkanlığımın bir gün işe yarayacağını biliyordum aslında… Kısmet bugüneymiş.

Lafı uzatmadan yoruma geçecek olursak, Rick Riordan’ın Percy ağzından yazdığı güzel bir uyarı ile başlıyor;

“Eğer bu sayfalarda kendinizi buluyorsanız, içinizde bir şeyler kıpır kıpır oluyorsa, hemen okumayı bırakın. Siz de bizlerden biri olabilirsiniz. Bir kere bunu anladınız mı, onlarında bunu hissetmesi an meselesi olacak ve peşinize düşecekler.
Uyarmadı demeyin…”

Elbette ki öyle bir düşüncem olmadı. Her ne kadar dünya da böylesi insanların var olabileceğine, yazarların bunca evreni sadece hayal güçleri ile yarattıklarına inanmasam bile böyle bir düşünceye kapılmadım… (İlerleyen yaşıma rağmen halen aynı fikirdeyim, sanırım bu da benim kusurum…)

Eser oldukça hızlı okunan bir kitap. Bunda hem yazarın hem de konunun büyük katkısı var. Hitap ettiği yaş grubunu göz önüne alırsak dikkat kesilecek bir eser, sizi kendi içine çekmesi ve fantastik öğeleri günümüz dünyası ile harmanlaması ile okuyucuyu kendine esir ediyor. Nasıl bittiğini anlamıyorsunuz bile…

Buna rağmen kişisel olarak fazla bir zevk almadığımı belirtmem de fayda var. Öznel yorumlar yaptığım için bunu belirtiyorum aslında, ancak bunda eserin bir kabahati yok. Eserin film uyarlamasını bir iki defa izledim bu nedenle neler olacağını zaten biliyordum. Bu nedenle çok hayrete düştüğüm bir durum olmadı. (Film uyarlaması ile yazılı eser arasında bir fark yok bu arada. Bu da filmi benim gözümde başarılı kılıyor.)

Yazım Dili Yorumu

Rick Riordan’ın yazılarını beğendiğimi sürekli takip eden arkadaşlarım bilecektir. Gerçekten hitap ettiği yaş grubuna uygun bir yazım şekli var. Yalın ve kısa cümleler ile okuyucuyu serüvenin içine çekmesini bilen bir yazar. Bunda elbette eserin Türkçeleştirmesini yapan editörün de payı büyük.

Yapısal Yorum

Doğan Egmont Yayıncılık’ın kalitesine yakışır bir kitap olmuş. Kelime hataları ile hatırladığım kadarıyla karşılaşmadım. Sadece kapak biraz daha farklı bir tasarım olabilirdi. Daha hareketli ve canlı bir kapak tasarımı daha güzel olabilirdi.

ARKA KAPAK YAZISI

Mitolojik yaratıklar ve Olimposlu tanrılar, Percy Jackson'ın hayatını yerle bir ediyorlar. İşin daha da kötüsü, Percy birkaç tanesinin damarına bastı bile. Zeus'un şimşeği çalındı ve tek şüpheli Percy. Şimdi Percy, Annabeth ve Kıvırcık'ın, on gün içerisinde Zeus'un çalınan şimşeğini bulup savaş meydanına dönmüş olan Olimpos'a geri götürmesi gerek.

Dünya çapında milyonlarca okura ulaşmış ve artık çağdaş bir efsane haline gelmiş Percy Jackson ve Olimposlular serisinin yaratıcısı Rick Riordan, çizgi roman dünyasının en güçlü isimleriyle bir araya geliyor.

Tanrılardan bile daha güçlü bir şeyin peşine düşen o unutulmaz karakterin, Percy Jackson'ın hikayesini bir kez daha okuyacaksınız."
(Tanıtım Bülteninden)

KÜNYE

Adı: Şimşek Hırsızı
Yazar: Rick Riordan, Kadir Yiğit Us (Çevirmen)
Alt başlık: Percy Jackson ve Olimposlular 1
Baskı tarihi: Kasım 2015
Sayfa sayısı: 363
Format: Karton kapak
ISBN: 9786051110455
Kitabın türü: Edebiyat, Fantastik, Roman
Orijinal adı: The Lightning Thief
Dil: Türkçe
Ülke: Türkiye
Yayınevi: Doğan Egmont Yayıncılık

ALINTILAR

Ölüler korkunç değildir. Sadece hüzünlüdürler. Sayfa 290

Eğer hayatımın bir anlamı olacaksa bunu benim yaratmam gerekiyor. Sayfa 340



Star Wars Yeni Bir Umut /4.Yorum (108)

Cuma, Haziran 14, 2019

Star Wars, Yeni Bir Umut, Ryder Windham, Onur Kaya, Çocuk, Edebiyat, Roman, Doğan ve Egmont Yayıncılık, Kitap Yorumları

Cahil Okur’dan selamlar… Haziran ayının ortasına gelmişken sizlere mart ayında okuduğum bir kitaptan bahsedeceğim. Hadi lafı uzatmadan hemen yoruma geçelim…

KİTAP YORUMU

Doğan ve Egmont Yayıncılık’ın instagram üzerinden yaptığı çekilişte kazandığım Star Wars serisinin ilk kitabı ile karşınızdayım. Ryder Windham tarafından yazılan eserin ismi “Yeni bir umut”…

İçerik Yorumu

“Yeni Bir Umut” eseri serinin diğer kitapları gibi senaryodan hikayeleştirme ile elde edilen eserler. Yani bu sefer filmleştirilmiş bir kitapla değil, kitaplaştırılmış bir film ile karşı karşıyayız. (The 100 de bu tip eserlere örnek olacak bir örnektir.)

Öncelikle belirtmem gerekiyor ki kitaptaki olaylar oldukça hızlı ilerliyor. Ne zaman ne oldu, hangi ara bu planlar uygulandı da sonuç alındı gibi sorular kafanızda canlanabilir okurken. Bu konuda önyargılı olmayın ancak tedbirli olmanızda fayda var diyebilirim.

Eğer ki filmleri izlemişseniz olayın genel hatlarına hakimsiniz demektir, kitapta da ne yazık ki bu genel hatlar harici çok ekstra bir bilgi bulunmamakta. Yani kitabı genel anlamda içerik olarak bakarsak senaryonun kaleme dökülmüş hali olarak görebiliriz.

Genel anlamda tadımlık bir eser olmuş, karakterlerin gelişimi ve olayların akışı oldukça hızlı az önce dediğim gibi. Atıştırmalık bir eser gözüyle yaklaşmanızı öneririm.

Yazım Dili Yorumu

Ryder Windham’ı ilk kez okuyorum. Böylesi önemli bir  eseri kitaplaştırmak ve onu kelimelerle anlamak zor olsa gerek ancak oldukça akıcı bir dil kullanıldığını belirtmek gerekiyor. Ancak bu akıcılığın olayların basitçe anlatılmasında mı yoksa yazarın kullandığı dil ile mi ilgili olduğu noktasında kararsızım. Umarım eseri okuyunca bu konuda bana fikirlerinizi belirtirsiniz.

Birde şunu belirtmek istiyorum yazım dili noktasında; C3PO ve R2-D2 vb uzay isimleri ve terimleri okumayı biraz zorlaştırıyor.
Yapısal Yorum

Kitabın beklide en sevdiğim yanı kapak tasarımı oldu. Gerçekten güzel ve kendine hayran bırakan bir durumu var. Yapısal olarak tek sorun yoğum yazım yanlışlarıydı…z

ARKA KAPAK YAZISI

İç savaş dönemi. Gizli üslerinden hareket eden asi uzay gemileri, kötülük dolu Galaktik İmparatorluğa karşı ilk zaferlerini kazandılar.

Çarpışma sırasında Asi casuslar, İmparatorluğun son silahı ve bütün bir gezegeni yok edebilecek ateş gücüne sahip bir uzay istasyonu olan ÖLÜM YILDIZI’nın planlarını çalmayı başardı. Kötü niyetli İmparatorluk kuvvetlerinin peşine düştüğü Prenses Leia, Halkını kurtarabilecek ve galaksiye tekrar özgürlük getirebilecek çalıntı planlarla üsse dönmeye çalışıyor.

Luke Skywalker. Han Solo. Princess Leia. Star Wars efsanesinin başlangıcı, filmin inanılmaz kitabında sizi bekliyor.

(Tanıtım Bülteninden)

KÜNYE

Adı: Starwars Yeni Bir Umut
Yazar: Ryder Windham, Onur Kaya (Çevirmen)
Baskı tarihi: Mayıs 2018
Sayfa sayısı: 188
Format: Karton kapak
ISBN: 9786050951042
Kitabın türü: Çocuk, Edebiyat, Roman
Çeviri: Onur Kaya
Dil: Türkçe
Ülke: Türkiye
Yayınevi: Doğan ve Egmont Yayıncılık

ALINTILAR

Korkmuyorum. İmparatorluk elimdeki her şeyi almış olabilir ama korkmuyorum. Çünkü artık kaybedecek bir şeyim yok. Sayfa 61

Ejderhaların Dansı - Kısım 1 (Buz ve Ateşin Şarkısı 5. Kitap) /3.Yorum (107)

Pazartesi, Haziran 10, 2019


Edebiyat, Epsilon Yayıncılık, Fantastik, George R. R. Martin, Kitap Yorumları, Roman, Sibel Alaş, Ejderhaların Dansı - Kısım 1,  Buz ve Ateşin Şarkısı,
Cahil Okur’dan selamlar… Uzun bir aranın ardında yeniden bir kitap yorumu ile karşınızdayım.

KİTAP YORUMU

Tam bir hayal kırıklığı ile son bulan GoT dizisinin temel kaynağını oluşturan Buz ve Ateşin Şarkısı serisinin 5. kitabı olan Ejderhaların Dansı – Kısım I hakkındaki görüşlerimi bakalım beğenecek misiniz?

İçerik Yorumu

Ejderhaların Dansı - Kısım I Tyrion, Daenerys, Jon, Davos, Leş (Theon) ve Melisandre’nin karakter gelişimlerinin anlatıldığı bir kitap olarak geliyor karşımıza. Lakin beni en etkileyen kısımları Tyrion hakkında olan bölümleriydi. Bu eserle birlikte Tyrion’a olan sevgim daha da arttı diyebilirim. Diziden de sevdiğim karakterin zekasına bu eseri okumamla birlikte daha da hayran kaldım.

Serinin bu kısmında kırmızı rahipler ve rahibeler hakkındaki bölümler ise içerik anlamında beni etkileyen bir diğer unsurdu. Bu insanların (sona eren dizide bir halt yediklerini görmesek de…) Martin’in hikayesinin sonunda oldukça önemli işlere imza atacağı kanısındayım. George R. R. Martin’in hiçbir satırı boşa kaleme almadığını düşünürsek gelecek günler haklılığımı ortaya koyacaktır.

Danny’nin yeğeni olan Aegon hakkındaki bölümler ise okuyucunun dikkatini celbedecek bir başka unsur bana göre… Dizi de (İstemesem de karşılaştırma yapıyorum) kendisini hiç görmemiş olsak bile serinin bu kısmında tahtın gerçek hak sahibi kendisi ve akıbeti merak konusudur benim için.

Genel olarak Ejderhaların Dansı – Kısım II’de yaşanması muhtemel büyük olayların hazırlayıcısı niteliğinde bir eser olmuş. Ancak bu akıcılığı ve okunurluğu azaltmıyor. Benim gibi serinin hayranlarını tatmin edecek bir eser…  

Yazım Dili Yorumu

George R. R. Martin’in yazım diliyle alakalı pek bir şey söylemeye gerek yok. Yine akıcı ve kendine bağlayan bir üslup hakimdi eserde. Bazen okumaktan sıkılsanız da genel anlamda güzel ve seri bir okunuşa sahip. Türkçeleştirmenin de oldukça balarılık olduğunu ifade etmeliyim.

Yapısal Yorum

Epsilon Yayınları’nın alışılagelmiş Buz ve Ateş’in Şarkısı tasarımı vardı elbette kitapta. Sade ve şık bir tasarım. Yazım yanlışı olarak birkaç örnek gözüme takılsa da çok rahatsız edici bir durum yok.

ARKA KAPAK YAZISI

Kötülüğün yükseldiği bir vakitte olaylar; kanunsuzların, rahiplerin, askerlerin, deri değiştirenlerin, asillerin ve kölelerin büyük roller oynadığı bir sahnede geçmektedir. En zorlu dans, Ejderhaların Dansı başlamaktadır.

Daenerys Targaryen, toz ve ölüm dolu topraklar üzerinde hüküm sürmektedir. Tyrion Lannister, yeni müttefikler edinmiş, bilinmezlerle dolu bir serüvene çıkmıştır. Donmuş kuzeyde Jon Kar, Surun ötesinden gelen buzdan düşmanlarla ve en yakınları arasından hasımlarla karşı karşıyadır.

Yedi Krallık’ın akıbeti, uçurumların kenarındadır...

"Fantastik edebiyat tarihinin en iyi serilerinden."
Los Angeles Times

"Edebiyat dervişi George Martin... Çok yaşa!"
The New York Times

"Ejderhaların Dansı, olması gerektiği gibi bir epik fantastik eser: tutku dolu, merak uyandıran, tatmin edici derecede detaylı, güzelce hayal edilmiş."
The Washington Post

"Buz ve Ateşin şarkısı sağlam bir şekilde çok satanlar listelerinde çünkü muhtemelen en iyi fantastik seri."
Detroit Free Press

(Tanıtım Bülteninden)

KÜNYE

Adı: Ejderhaların Dansı - Kısım 1
Yazar: George R. R. Martin, Sibel Alaş (Çevirmen)
Alt başlık: Buz ve Ateşin Şarkısı 5. Kitap
Baskı tarihi: Temmuz 2013
Sayfa sayısı: 608
Format: Karton kapak
ISBN: 9789944826976
Kitabın türü: Edebiyat, Fantastik, Roman
Çeviri: Sibel Alaş
Dil: Türkçe
Ülke: Türkiye
Yayınevi: Epsilon Yayınları

ALINTILAR

Kurtlar ve kadınlar bir ömür için bağlanırlar. Birini aldığında onunla evlenmiş olursun. Kurt o gün itibari ile senin parçan olur, sende onun parçası olursun. İkiniz de değişirsiniz. Sayfa 14

Bir taç, başta rahatça taşınmamalı. Sayfa 46

Sırlar, gümüşten ve safirden daha değerlidir. Sayfa 93

İçindeki çocuğu öldür. Hükmetmek için bir erkek gerek. Sayfa 128

Bir duvar onu savunan erkek kadar güçlüdür ancak. Sayfa 132

Bir kitap doğru ellerde bir kılıç kadar tehlikeli olabilir. Sayfa 233

Şehirler kadınlar gibidir. Her birinin kendine has bir kokusu vardır. Sayfa 238

Bir başkumandan, dostlarını ve düşmanlarını aynı şekilde korkutmalı. Sayfa 383

Bazı dostlar düşmanlardan daha tehlikelidir. Sayfa 436

Ölmek kolaydır ama zafer zor kazanılır. Sayfa 498

Bu tehlikeli ve hile dolu dünyada insanı sağ tutan şey korkudur. Sayfa 529


Çekiliş Vakti #9

Pazar, Haziran 09, 2019

çekiliş, Estikçe, kitap çekilişi,


Cahil Okur’dan herkese merhabalar…

Klasikleşen ÇEKİLİŞ zamanımız gelmiş durumda. 106. kitap yorumumu yayınladım ve yeni çekilişimiz başlamış durumda. Daha önceki çekilişlerde de olduğu gibi 110. kitap yorumunun yayınlanması ardından çekiliş son bulmuş olacak.

GFC’den blogumu takip etme şartı aynı şekilde devam ediyor. Lakin paylaşım ya da kendi blogunuzda ekstra tanıtım falan istemiyorum. Sadece 101. kitap ile 110. kitap yorumları dahil olmak üzere arada yazdığım yazılara yorum yapan arkadaşlarım 1’er hak kazanacak. Her yorum +1 hak anlamına geliyor.

Çekiliş neticesinde ödülü yine kendiniz belirleyeceksiniz. 101. Kitap ile 110. kitap arasındaki istediğiniz bir eseri seçebilirsiniz. Herkese bol şanslar…

İşte buradayım!

Pazar, Haziran 09, 2019


baba olmak, iç dökmece, İklim,
Cahil Okur’dan herkese selamlar…

“Uzun zamandır yoktum” diyerek sizleri yeni bir dönüş yazısıyla karşı karlıya bırakmayı istemezdim ancak ne yazık ki öyle olmak zorunda. Ve ne yazık ki artık dönüşlerimde sabit kalamamak üzüyor beni. Ancak bu sefer kararlıyım sanki… Ben yokken buralarda olan, eski veya yeni demeden yazılarımı okuyan ve yorumlayan dostlara öncelikli olarak teşekkür etmek istiyorum. İyi ki varsınız!

Yeni bir “İKLİM”

Neydi o ilk okulda öğrettikleri iklimler, hatırlıyor musunuz… Ben pek hatırlamıyorum aslında ama yazları sıcak olan, kışları ılık geçen yerler vardı mesela… Soğuk ve yağışlı geçenler, 4 mevsim sıcak olan yerler sonrasında… Belki bu satırları okuyanlarda böylesi güzel iklimlerde, ya da daha zorlu iklim şartları altında… 

Benim için ise yeni bir iklim var artık, göz bebeğim, aşkım, her şeyim olan; kızım İKLİM… İlk göz ağrım, canım, cennet kokulum. Hangi cümleler ile tarif edilebilir, hangi kelimeler yeter ona olan sevgimi bilmiyorum ama evladımı çok sevdiğimi söyleyebilirim sadece. 26 Mart günü  13:27’de ilk defa gördüm onu. Ve artık hiç ayrılmayacağız Allahın izniyle…

baba olmak, iç dökmece, İklim, “Babalık farklı bir şey…”

Sevdiğim bazı kişilerle babalık hakkında konuşurken, “kucağına aldığın ilk anda başlar babalık” demişti. Bense daha annesinin karnındayken bile çok seviyordum kızımı ve “farklı ne olabilir ki?” sorusunu soruyordum kendime. Ancak farklıymış gerçekten. İlk kucağıma alışımla başladı babalık serüvenim. O duygu, o his gerçekten de kucağınıza aldığınız anda başlıyor.Ebenin size puset içinde getirdiği ilk anda, ilk görüşte, kokusunu içinize ilk çektiğiniz anda  farklılaşıyor her şey. Babalık işte tamda o anda başlıyor bence de…

Her şey güzel olmayabiliyor

Elbette ki ailenin yeni üyesi ile tanıştığımız bu dakikalarda farklı duyguları da beraberinde yaşadık ne yazık ki. Şükür bu günümüze ama o anları da anlatmak içimi dökmek istiyorum sizlere.

Yavrumuzu başarılı bir operasyon neticesinde kucağımıza aldık ama canımın canı yanımızdaydı lakin annesini görememiştim ne yazık ki. Kendimizi o denli normal doğuma hazırlamıştık ki doktorumuz Özgecan hanımın “İkinizin sağılığı için sezaryene alacağız” teklifi ile yaşadık ilk şoku. Neyse ki eşim de bende bu noktada kararı doktora bırakmamız gerektiğini önceden konuşmuştuk.  Netice de operasyon başlamış, belirli bir süre ardından kızımızı görmüştüm. Annesiyse hala yoktu.

Yaklaşık olarak iki saat kadar ameliyathane önünde bekledikten sonra doğumhane başhemşiresinin yanında aldım soluğu. Sağ olsunlar hepsi güler yüzlü insanlardı, karımın çıkmadığını belirtmem ardından hem beni sakinleştirmek hem de latife yaparcasına “Rahat ol sen bir şey olsa önce benim haberim olurdu.” dedi. Dedi ama bende ki tedirginliği de sezecek olacak ki “ Sen git, ben geliyorum bakarız bakalım ne yapıyormuş hanım efendi” dedi.

Ardımdan ameliyathaneye girerek eşime baktı ve beni de bilgilendirdi. Eşime yapılan epidural anestezi sanırım çabuk etkisini kaybetmiş ve tamamen uyutmak zorunda kalmışlar. Böyle olunca da uyanma süreci biraz uzamış. Bunu duymaksa beni rahatlattı. Aklım başıma geldi ve kızıma bakmak için doğum servisine yöneldim.

Ömrümün en uzun koridoru

baba olmak, iç dökmece, İklim, Eşimi beklemeye ara verdikten sonra soluğu kızımın yanında aldım. İlk kontrolleri ardından kızımda odaya yeni gelmişti. Annem vardı sadece yanına ve bir ebe… Ebe bir şeyler anlatıyordu lakin ben anlamamıştım. Benim gelmememin ardından ebe odadan ayrıldı. Bense annemin yüzüne bakıyordum. Normal değildi, bir şey vardı hissediyordum.  Annem lafı uzatmadan olanları anlattı. Ne yazık ki kızımın ayağında bir sorun vardı, kendimi odadan nasıl dışarı attım bilmiyorum. Doğum hane servisinden çıktığım gibi yığıldım yere, ağlamaya başladım. Annem başımdaydı, ben yavruma üzülüyordum o da yavrusuna… Yaklaşık 30-35 metrelik koridorun sonundaki çocuk doktorunun odasına gidene kadar ömrümden ömürler gitti. Durumu sordum ve çok şükür ki korkulacak bir şey olmadığını söyledi. Karşılaşılan bir durum olduğunu ifade eti ve uzmana göstermemizi söyledi. Söylenenleri yaptık ve sadece periyodik masajlar ile derdimiz geride kaldı çok şükür. Ama halen o koridorda attığım adımları hatırladıkça bir farklı oluyor her şey. Ağır geliyor nefes almak, görülmeyen yüklerin altında eziliyorum.


Sarılık ve kısa süren ayrılık

baba olmak, iç dökmece, İklim, Çocuğunuz varsa eğer az çok anlayabilirsiniz beni… Doğum üçüncü günü de küveze alındık, sarılık olmuştuk. Elbette biliyordum doğan çocukların sarılık denen illete yakalanma riskinin fazlalığını ama üzülüyordum. Kızımı göremedim uzun süre. Annesi odada kalırken o doğumhane içerisinde olan odadaydı. Telefonla arıyorlar, “Erdoğan bebeğin annesi gel” diyorlardı. Koşa koşa gidiyorduk eşimle. İki aşkım içerde hasret giderirken ben kapalı jaluzilerin arasından az da olsa onları görmeye çalışıyordum. Şükür ki atlattık onu da, Salı günü girdiğimiz hastaneden Pazar günü çıktık ve evimizin yolunu tuttuk.

Artık üç kişiyiz

İki kişi olarak elimizde çantalarla ayrılmıştık evimizden. Karımın karnı burnundaydı, bense heyecandan ölüyordum. Üç kişi olarak döndük sonrasında evimize. Ben, güzel eşim ve hayattaki en büyük şansımız kızımız, İklim. Artık daha farklı bir havası var evin, her şeye daha farklı gözlerle bakıyoruz. Eşim daha bir olgunlaştı anne olduktan sonra, narin yapısının yerini daha korumacı daha cesaretli bir hal aldı. Bense hala duygusalım, baba olduktan sonra bu durum biraz daha arttı.

Anlayacağınız iki güzelle paylaşıyorum artık bu hayatı, değmeyin keyfime…




Sayılı günler kaldı…

Cuma, Mart 15, 2019



Cahil Okur’dan herkese selamlar efendim…

Bu gün biraz kitap dışı bir konu ile karşınızdayım. Biraz kendimden, biraz eşimden, biraz kızımdan ve baba olmaktan bahsetmek istiyorum. Kısacası içimi dökeceğim bir yazı geliyor dikkatinize…

ZAMAN DARALIYOR

Belli bir zamanı beklemek ne kadar zormuş… Evliliğimin üzerinden daha bir sene geçmemesine rağmen, yine bir geri sayım süreci içerisine girdik. Bu sefer biricik eşimle beraber kızımızı bekliyoruz. Zaman daraldıkça da benim heyecanım artıyor elbette. Bir de evhamın tabii ki. Ne yazık ki bu tedirginliği atamıyorum üstümden, çok mutluyum ve de çok tedirgin.

Sayılı günlerimiz kaldı başta da belirttiğim gibi ve artık çalan her telefonda, karımın her arayışında bir şeyler olduğunu düşünmekten yaşlanıyorum. Biliyorum ki bir anda olacak bir şey değil doğum ve bir sürecin başlangıcını haber verecek sadece bana ama yine de tetikte ve tedirginim.

BABA OLMAK, OLABİLMEK…

Anne olmanın nasıl bir duygu olduğunu, insanın neler yaşadığını, neler hissettiğini bu mecrada birçok farklı arkadaşımın satırlarından okudum. Daha farklı mecralarda da buna benzer yazılar, videolar ve konuşmalara şahit oldum. Peki ya baba olmak?

Kimisi “Kucağına almadan hissedemezsin” diyor, “kimisi içinden gelecek bir şey” diyor… Herkes bir şeyler diyor. Bense baba olmaktan ziyade baba olabilecek miyim diye düşünüyorum. Babasıyla sıkıntılı bir adam olarak, babasız bir adam olarak baba olabilir miyim? Bilmiyorum… Bildiği tek şey kızıma rabbim ömür verdiği sürece onun bana yaşattıklarını yaşatmayacağıma şimdiden söz verdim. Umarım ki bir gün büyüyüp bu yazıları okuduğunda “İyi ki babamsın” lafını ağzından duyabilirim.

CAN OLMAK

Yukarıda bahsettim ya heyecanlı ve tedirginim diye; eşim, Mavim e ben kadar heyecanlı. Onun hisleri benden daha yoğun doğruyu söylemek gerekiyorsa. O kızımızı hissediyor, duyuyor ve inanıyorum ki kızımda bir şekilde onu hissediyor ve anlıyor. Gerçekten bir mucize olan hamilelik ve doğumun harika yanlarını görüyorum prenseslerimde. Annesi kızıma can veriyor, hayat oluyor. İkisinin de sağ sağlim doğumu da atlatmaları ile bende hayata döneceğim. Kızımla hepimiz yeniden doğacak ve mutlu olacağız inşallah.

TOPLUMSAL ZIRVALAR

Aslında başka bir yazıda daha detaylı anlatacağım ama küçük bir ön giriş olsun bu da… Bırakın kardeşim çocuğumun cinsiyetini, kilosunu, odasını, mamasını, annesini emip emmemesini… Bizim bir kızımız oluyor ve inanın çok mutluyuz. Sizin tahmin edemeyeceğiniz kadar…

Bu satırlara kadar gelip iç dökmemi okuduysanız teşekkürlerimi iletirim.  Az bir zamanımız kaldı, bizim için küçük bir dua ederseniz daha da mutlu olurum.

Görüşmek üzere…

MİM 7: Hangisini tercih edersin?

Pazar, Mart 10, 2019

MİM, Şule Uzundere,  Hangisini tercih edersin,

Sevgili Şule Uzundere geri döndüğümü görünce hemen beni bir MİM’e davet etti sağ olsun. Sevgili Ablama çok teşekkür ediyorum, kendisinin cevaplarını buradan okuyabilirsiniz.

Geçelim MİM’e… Size sorulan her soruda verilen iki seçenekten birini seçiyorsunuz. Bakalım tercihlerimiz bizi nereye yöneltecek…

1- Hangisini tercih edersin? Uçabilme yeteneğinin olmasını mı yoksa su altında da nefes alabilmeyi mi? Neden?

Genel anlamda uçabilmek daha detayda ise ışınlanabilmek derdim sanırım bu soruya cevap olarak. Nedenini açıklamak zor ama görmek istediğim çok yer ve yetişmek istediğim çok insan var diyebilirim.

2- Hangisini tercih edersin? Sonsuza dek etrafının kitaplarla çevrili olmasını mı yoksa evcil hayvanlarla mı? Neden?

Her ikisini de oldukça fazla severim. İkisinin yerleri de oldukça farklı… Ama ben evcil hayvanlarla çevrili olmayı tercih ederdim sanırım. Özellikle de köpeklerle.

3- Hangisini tercih edersin? Geriye kalan hayatının tamamında çay içmeyi mi yoksa kahve içmeyi mi? Neden?

Çay elbette, Karadenizliyim…

4- Hangisini tercih edersin? Saçsız, tüysüz (kaşlar ve kirpikler de dahil) olmayı mı yoksa çok kıllı olmayı mı? Neden?

İkisini de tercih etmem sanırım… Halimden memnunum :D

5- Hangisini tercih edersin? Sınırsız döner mi yoksa sınırsız kokoreç mi? Neden?

Tavuk döner; domates mayonezli…

6- Hangisini tercih edersin? Ölüm saatini bilmeyi mi yoksa nasıl öleceğini bilmeyi mi? (Ölüm tarihini ve ölüm şeklini değiştiremiyorsun.) Neden?

Saati bilmek daha mantıklı sanırım, daha verimli kullanabilirdim belki o zaman ömrümü… 

7- Hangisini tercih edersin? 500 yıl gelecekte yaşamayı mı yoksa 500 yıl geçmişte yaşamayı mı? Neden?

500 yıl geçmişte yaşamayı tercih ederdim. Bu devrin adamı olmadığımı biliyorum zaten, gelecekte kesinlikle bana göre olmayacak…


8- Hangisini tercih edersin? Her yıl yenilenen tek seferlik uluslararası bir uçuş bileti mi yoksa yurt içinde geçerli sınırsız uçak bileti mi? Neden?

Her ikisi de olabilir ama yurt dışı daha mantıklı gibi. Yurt içinde bir şekilde gezerim zaten.

9- Hangisini tercih edersin? Dişsiz olmayı mı yoksa saçsız (kel) olmayı mı? Neden?

Saçsız idare edilebilir, hatta tarz bile olunabilir ama dişsiz zor…

10- Hangisini tercih edersin, daha çok dinlemeyi mi, konuşmayı mı?

Dinlemek; öğrenmek için çok güzel bir yol…

11- Sadece blog yazabilmek mi yoksa blog okuyabilmek mi?

Yazmayı çok seviyorum, bırakmak istemiyorum, ara verebilirim ama bırakamam. Hoş buraya yazmasam da defterlere yazıyorum.

12- Çok güzel yemek yapıp yemeklerin tadını alamamak mı yoksa yemek yapamayıp yemeklerden tat almak mı?

İyi bir aşçıya her zaman ulaşılabilir, iyi damak zevkine sahip biri olmak daha güzeldir.

13- Yazın sürekli terlemek mi yoksa kışın sürekli üşümek mi?

Üşümek sanırım, çaresi bulunabilir… Terlemeyi veya sıcaktan bunalmayı hiç sevmem.

14- Birden fazla dili başlangıç seviyesinde konuşmak mı yoksa sadece bir dili ileri seviyede konuşmak mı?

Anadilim dışında bir dili anadilimmişçesine konuşmak güzel olurdu…. Belki eski bir Kelt dili bile olabilirdi bu dil…

MİM’i kimler yaptı kimler yapmadı bilmiyorum ama yapmayan arkadaşlar benim için yaparsa sevinirim. Cevaplarınızı bekliyor olacğaım!



Gece Nöbeti / Tess Gerritsen- 2019/2.Yorum (106)

Pazartesi, Mart 04, 2019


Gece Nöbeti, Tess Gerritsen, Selim Yeniçeri, Polisiye, Roman, Sağlık-Tıp, Life Support, Martı Yayınları, Kitap Yorumları,

Cahil Okur’dan herkese selamlar…

Yaklaşık bir yıl önce okuduğum ancak bir türlü sizinle paylaşmak nasip olmayan bir kitap ile karşınızdayım bu gün. İlk kez okuduğum yazarlardan biri olan Tess Gerritsen’in Gece Nöbeti kitabının yorumuna hemen başlayalım o vakit zaman kaybetmeden.

KİTAP YORUMU

Dediğim gibi kitabı okuyalı bir hayli zaman oldu. Kitap kapağına attığım tarih 24.05.2018… Ancak iyi bir okurun güzel özelliklerinden biri olduğuna inandığım “okurken alınan notlar” sayesinde yorumda zorlanmayacağım… (Bu arada sizlerde not alıyor musunuz kitapları okurken?)

İçerik Yorumu

Blogumu uzun süredir takip eden arkadaşlarım bilecektir ki ben polisiye romanları seven bir okurum. İlgi odağım daha çok fantastik maceralar ve polisiye türüdür. Tess Gerritsen’in Gece Nöbeti kitabını da elime alırken aklımdan geçen yeni bir polisiye okumaktı açıkçası. Lakin kitabın genel anlamıyla bir polisiye olmadığını belirtmekte fayda var. Polis veya yerine geçecek başka herhangi bir kurum ve kişi pek göremiyorsunuz kitapta. Okurken aldığım notlara konuyla ilgili şöyle yazmışım; “Farklı bir eser. Polisiye denilemez lakin suç romanı… Belki…” (Böylesi bir tür de var mıdır bilemiyorum ya…)

Bu konuyu geçersek, genel anlamda kitabın beni kendisine aşık ettiğinden bahsetmem gerekiyor. Neden daha önce bu kitabı ve bu yazarın diğer eserlerini okumamışım diye kendime kızdığımı belirtmem gerekiyor. Elbette ki yazarı benden önce okuyanlarınız varsa beni daha iyi anlayacaktır. Gerçekten hiç bitmeyen bir tempo ve okuyucuyu kendine bağlama gücüyle karşı karşıya kalıyorsunuz.

Polisiye konusunda kendilerine hayran kaldığım yazarlar olan Arthur Conan Doyle ve Steig Larsson’ın yanına artık Gerritsen’ı da eklemiş bulunmaktayım. Bu denli etkilendiğim bir yazar ve kitap oldu işte Gece Nöbeti. Eğer ki bu tarz kitaplardan hoşlanıyorsanız, ben okumanızı şiddetle tavsiye ederim.


Yazım Dili Yorumu

Gerritsen’in akıcı yazış şeklini beğendim açıkçası. Yazım diliyle alakalı olarak okuyucuyu sıkacak belki tek negatif nokta aşırı doktorluk terimleri olabilir. Diğer kitaplarını okumadığım için bunun yazarın genel bir huyu olup olmadığını bilmesem de “Gece Nöneti” özelinde bu eleştiriyi yapabilirim.

Yapısal Yorum

Martı Yayınları’ndan çıkan eserleri genel anlamda yapısal olarak iyi bulurum. Bazı ufak tefek tashihler dışında sizi olumsuz etkileyecek bir durum yok. Kapak tasarımı da oldukça güzel olmasına rağmen konuyla bağdaşık olmadığı kanısındayım. Yine de güzel ve ilgi çekici bir kapak tasarımı gerçekleştirilmiş.

ARKA KAPAK YAZISI

Bir yanda büyük şehir hastanelerinin baş döndürücü kalabalığında kazanılan deneyim ve başarılar; diğer yanda küçük bir kasabanın acil servisinde, mezarlık vardiyası da denen sakin gece nöbetleri.

Bir yanda gece yarısı anlaşılamayan bir nedenle hastaneye bırakıldıktan sonra kaybolan yaşlı bir adam; diğer yanda her şeyden habersiz, patlamaya hazır birer saatli bomba gibi sokaklarda dolaşan kadınlar.

Bir yanda bakıma muhtaç yaşlı bir anne, mutsuz bir kızkardeş ve parçalanmak üzere olan bir aile;diğer yanda kuşkular üzerine kurulu, kaçamak bir aşk.

Ve hepsinin ortasında tek başına bir kadın doktor: Toby Harper. Başta mesleki itibarını kurtarmak için giriştiği onur mücadelesi, bir süre sonra karanlık güçlerin de dahil olmasıyla, ölümcül bir kedi fare oyununa dönüşüyor. Kayıp bir hastanın peşinde, kendisini tehlikenin tam ortasında bulan Toby Harper’ın heyecan dolu hikâyesi beklenmedik sonuyla kanınızı donduracak.

“Yılın en heyecan verici romanlarından biri. Son derece inandırıcı ve canlı, aklınızdan çıkaramayacağınız bir kitap.” Publishers Weekly

KÜNYE

Adı: Gece Nöbeti
Yazar: Tess Gerritsen, Selim Yeniçeri (Çevirmen)
Baskı tarihi: 2011
Sayfa sayısı: 432
Format: Karton kapak
ISBN: 9786055420147
Kitabın türü: Polisiye, Roman, Sağlık-Tıp
Orijinal adı: Life Support
Çeviri: Selim Yeniçeri
Dil: Türkçe
Ülke: Türkiye
Yayınevi: Martı Yayınları

ALINTILAR

Güç bağımsızlıktır. Bağımsızlık güçtür. Sayfa 57

Yapacak çok iş var ve zaman yetmiyor. Sayfa 84

"Göğüsler ne kadar büyükse, beyin de o kadar küçük oluyor..." Sayfa 96

Hepimiz ölüme sandığımızdan daha yakınız. Sayfa 172

Sürpriz, ölmemiz değildir. Sürpriz, ne zaman ve nasıl öleceğimizdir. Sayfa 219

Büyük zihinler benzer düşünür. Sayfa 287

Sonsuza dek yaşamaya bir bedeli olabileceğini hiç düşünmüş müydü? Sayfa 433

Doğduğumuz andan itibaren, hepimizin son durağı ölüm işte... Sadece o durağa ne zaman ve nasıl ulaşacağımızı bilmiyoruz. Sayfa 464

Sherlock / Graham Moore - 2019/1.Yorum (105)

Cumartesi, Mart 02, 2019

Sherlock, Graham Moore, Meray Şen, Edebiyat, Polisiye, Roman, The Sherlockian, Ephesus Yayınları, Kitap Yorumları,

Cahİl Okur’dan herkese selamlar…

Uzun bir aradan sonra yeni bir kitap ile karşınızdayım arkadaşlar. Okuması uzun süren ki bunun sebebi kesinlikle benim, ancak son derece heyecanlı ve akıcı bir eser olan Ephesus yayınlarından çıkan ve Graham Moore ait Sherlock’u bitirdim. Lafı uzatmadan hemen kitabın yorumuna geçelim…




KİTAP YORUMU

Arka kapak yazılarını okuyor musunuz bilmiyorum ama bu eserde bence okumalısınız. Kitap öncesinde size güzel bir ön bilgi sunması açısından önemli… Kitap yorumu yazmayalı uzun zaman olduğu için bir hatam kusurum olursa şimdiden af ola diyerek söze başlayayım.

İçerik Yorumu

Blogumu daha önceden takip edenleriniz bilecektir ki gerçekten Sherlock Holmes seven bir okurum. Kendisi ile alakalı tüm eserleri okumak için ciddi bir çaba sarf etmekteyim ki buna Sherlock Holmes’dan esinlenilmiş eserlerde dahil…

Kitabın içerisinde birbiriyle zaman olarak çok uzak olsa da, bir o kadar da ilgili iki farklı macera ile karşılaşacaksınız. Ancak hemen şunu belirteyim ki meşhur kahramanımız ile karşı karşıya gelemeyeceğinizi üzülerek bildirmek zorundayım. Bunun yerine Arthur Conan Doyle ve 2010 senesinde onun yazdıklarını hayat felsefesi haline getirmiş Harold White bu maceradaki dostlarınız olacak.

Kitabı okurken aldığım notlarda “Arthur C. D.’nin kahramanı Sherlock hakkındaki fikirlerini okumak güzel” diye belirtmişim. Ünü yazarını geçen bir kahraman hakkında yaratıcısının ne düşündüğünü kurgusal da olsa bize açıklayan eser, konu hakkındaki fikirlerimin haklılığı bana kanıtlamış oldu. Sherlock’u yaratan kişi ben olsaydım sanırım bende aynı fikirlere sahip olurdum. Benim gibi bir sıkı Sherlock takipçisiyseniz sizi de kitapta en etkileyen kısım bu olacaktır.

Arthur C.D. ile Sherlock’un arasının daha iyi olmasını beklemediğimi iddia edemem ancak bu denli sorunlu bir birliktelikleri olduğunu görmekte akla aykırı gelmiyor. Hele ki Moore’un Arthur C.D.’un iç sesini kaleme aldığı satırlar sizi hafiften Sherlock’a düşman bile edebilir, şimdiden uyarayım.

Esern şimdiki zamanda geçen bölümünde ise kahramanımız Harold White’ın Sherlock olabilme çabalarına şahit olacaksınız. Ne yazık ki bu bölümlerde zaman zaman Moore, Arthur C.D.’un performansına yaklaşsa da bazen daha tahmin edilebilir cümleler ile karşınıza çıkmakta. Bu sözlerim size bir önyargı kazandırmamasını ümit ederek, içerik anlamında eserin geçerli seviyede olduğunu belirtmek isterim.

Yazım Dili Yorumu

Bir Sherlock romanı okuyorsanız elbette ki değerlendirme çıtanız Arthur Conan Doyle olacaktır. Bu anlamda baktığınızda Graham Moore’un bu seviyeye yaklaştığını belirtmek yanlış olmayacaktır. Yukarıda da belirttiğim gibi zaman zaman tahmin edilebilir olmasına rağmen sizi okudukça şaşırtacak noktalarda bir hayli fazla…

Yapısal Yorum

Ephesus Yayınları’ndan çıkmış bir eseri okumayalı uzun zaman olmuştu. Bende bıraktığı genel kanıyı tam anlamıyla açıklayamam ama bu eserin özelinde değerlendirecek olursam yoğun yazım hataları nedeniyle kitabın en can sıkıcı noktası yapısal durumundaydı. Neyse ki güzel kapak tasarımı ve kağıt kalitesi nedeniyle bu anlamda da eseri fazlaca yermeden bu kadarını söyleyip susacağım.

ARKA KAPAK YAZISI

Son Sherlock Holmes öyküsünü merakla bekleyen Londra sakinleri, o sabah Strand dergisini açınca paniğe kapıldılar. Holmes'un yaratıcısı Arthur Conan Doyle, kahramanlarının hayatına son vermişti. Londra yasa büründü. Kalabalıklar kara matem pazıbendiyle dolaştı sokaklarda. Doyle'u neredeyse katillikle suçlayıp bir açıklama beklediler. Ama o sır küpü yazar ağzını açıp tek kelime etmedi.

Sekiz yıl sonra ise bu kahraman, tam da öldürüşü kadar ani ve beklenmedik şekilde, yeni maceralar için hayata dönmüştü. Ama yine bunun nedenine ilişkin hiçbir açıklama yapılmamıştı. Yazarın bilinmeyen nedenlerine ışık tutabilecek, kronolojik olarak o dönemi yansıtması gereken günlüğü ölümünden sonra kaybolmuştu. Geçen onca yılda da bulunamadı.
Yoksa bulundu mu?

Ocak, 2010.
Telif hakkı davalarında danışman olarak çalışan Harold White seçkin bir Sherlock Holmes topluluğu olan Baker Sokağı Serserileri'ne kabul edilince, Holmesseverlerin kayıp kutsal kâsesinin, yani kayıp günlüğün avına çıkacağı aklına hiç gelmezdi.

Ama dünyanın önde gelen Doyle araştırıcısı otel odasında ölü bulununca, sayısız dedektiflik öyküsünün gösterdiği mantık yürütme yolunu kullanarak araştırmayı üstlenme işi Harold'a düştü. New York'tan Londra'ya gidip cinayeti aydınlatmak ve kayıp günlüğü bulmak gibi bir vazifesi vardır artık. Bu görevde ortağıysa muhabir olduğunu söyleyen genç, cesur ve Arthur'un çözmeyi başaramadığı bir kadındır.

"Zekice oluşturulmuş bir polisiye macera. Tarihi roman ve düşünsel polisiye eser tutkunları, hele de Sherlock Holmes hayranlarının okunacaklar listesinde mutlaka yer alması gerekiyor. Bu eser, yüksek orijinallikte olmanın yanı sıra, edebiyat tarihindeki öncüllerine de sıkı sıkıya bağlılık ve saygı besleyen bir yapıya sahip. Yeni bir Sherlock Holmes tadı yakalamak artık çok zor bir iş; ancak Graham Moore bunun üstesinden başarıyla ve görünene göre kolaylıkla gelmiş."
Matthew Pearl

"Müthiş bir macera! Edebiyat tarihindeki büyük bir gizem Arthur Conan Doyle ve Bram Stoker'ın etrafında çetrefilli biçimde sürerken, Sherlock Holmes'dan parçalar öyküyü ustaca destekliyor. Sherlock'un dolambaçlı olduğu kadar zekice kurgulanmış bir öykü olduğunu anlayıp ona hayran kalmak içinse Holmes gibi usta bir dedektif olmaya gerek yok."
Rupert Holmes

KÜNYE

Adı:  Sherlock
Yazar: Graham Moore, Meray Şen (Çevirmen)
Baskı tarihi: Ekim 2012
Sayfa sayısı: 366
Format: Karton kapak
ISBN: 9786055358204
Kitabın türü: Edebiyat, Polisiye, Roman
Orijinal adı: The Sherlockian
Çeviri: Meray Şen
Dil: Türkçe
Ülke: Türkiye
Yayınevi: Ephesus Yayınları

Türkiye Puzzle Günleri 2019

Pazartesi, Şubat 25, 2019

Puzzle, Cahil Okur Puzzle Yapıyor, PuzzleTeacher, Anatolian Puzzle, Ata'nın yeni yüzü projesi, Türkiye Puzzle Günleri
Cahil Okur’dan herkese selamlar…

Sizden ayrı kaldığım dönemde neler yaptığımı anlatmaya devam edelim istedim. Eşim ile birlikte geçtiğimiz yıl Türkiye Puzzle Günleri etkinliğine katılmak istemiş ancak düğün tarihimizle çakışması nedeniyle bunu gerçekleştirememiştik.

Bu yıl ki etkinlik ise biraz erken ve anlamlı bir zamanda başladı. 10 Kasım 2018 tarihinde başlayan Türkiye Puzzle Günleri 2019 etkinliği 10 Ocak 2019 günü ise sona erdi. Türkiye genelinde ise oldukça fazla katılımın olduğu bir etkinlik yaşandı.

Bu etkinliğin içinde ise özel bir proje hayata geçti. Anatolian Puzzle ve bizler gibi blog yazarı olan Puzzle Teacher’ın önceliğinde “Ata’nın yeni yüzü” projesi hayata geçirildi. TPG’ye katılanlar arasından 75 kişinin dahil olduğu projede Tolga Ertem’e ait olan Atatürk tablosu yapbozu yapılarak bir okula hediye edildi.

Yapbozun yapılışını “timelapse” halinde çekerek, YouTube kanalımda paylaşmıştım. Burada sizlerle de paylaşmak istedim;


Bu güzel görseli tamamlaman ardından ise proje dahilinde bir okula hediye etmem gerekiyordu ve bende ilkokul öğretmenim Oya Alev’in sınıfını seçtim. Hem yıllar sonrasında kendisini görecek olmak beni heyecanlandırdı hem de bu güzel emaneti kıymetini bilecek bir insana teslim etmek beni mutlu etti.

Oya Hocama eşim ile birlikte gittik ve çok güzel dakikalar yaşandı geçekten. Onu yeniden sınıfta görmek güzeldi. Bu da o güzel buluşmanın hatırasına çektirdiğimiz fotoğrafımız;

Puzzle, Cahil Okur Puzzle Yapıyor, PuzzleTeacher, Anatolian Puzzle, Ata'nın yeni yüzü projesi, Türkiye Puzzle Günleri



Blogger tarafından desteklenmektedir.