Can Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Can Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Simyacı - Paulo Coelho / 12. Yorum (129)

Eylül 08, 2021

Simyacı, Paulo Coelho, Türkçe, Türkiye, Can Yayınları, O Alquimista, Roman, Edebiyat,Kitap Yorumları,

Cahil Okur’dan herkese selamlar… Kitap yorumları bir hayli birikmişken bu adam yazmaktan iyice korkar oldu. Ama bir yerden başlamak lazım diye düşünüyorum… O zaman lafı uzatmadan yeni yolculuğumuza başlayalım…

 

KİTAP YORUMU

           

            Evet… Gerçekten yazılmayı bekleyen kitap yorumu sayısı beşi geçti. Ayrıca yazılacak birkaç yazı daha var…  İşlerin yoğunluğu bendeki yazma isteğini azaltıyor ama inatçı olmakta kararlıyım. Bu gün karşınıza Pualo Coelho’ya ait Simyacı ile gelmekteyim. Hemen yoruma geçmek istiyorum…

 

İçerik Yorumu

           

            Oldukça bilinen ve herkesin okuyup bir eserdir diye düşünüyorum Simyacı’yı… Ben kitabı ikinci el olarak aldım lakin oldukça temizdi ve bu beni mutlu etti.   Uzun zamandır da okunmayı bekliyordu. Bu güne kısmetmiş…

           

            Yukarıda da belirttiğim gibi gerçekten harika bir eser. Ve kesinlikle okunmasını tavsiye ediyorum ayrıntılara girmeden bunu belirtmek isterim. İçerik anlamında hafif olsa da anlamsal olarak ciddi bir derinliğe sahip bir eser. Hatta belirli aralıklarla okunması gereken eser kategorisinde bile değerlendirilebilecek bir yapıt.

 

            Genel anlamda bildiklerimizi anlattığını ve bu nedenle de hafif geldiğini belirtmekte fayda var. Lakin yazarın anlatımıyla nedense daha farklı bir tat, daha farklı ve bilinmeyen bir lezzet katmış olaylara. Kitapta bahse konu yolculuğa kendinizi kaptırmaya başladığınız anda okuyucunun kendini ve hayatını sorgulamaması işten bile değil.

 

            Kişisel menkıbe olayı gerçekten önemli bir ayrıntı… Eser genel anlamda içerik bu konu üzerinden ilerlemekte ve her bireyin bu menkıbesini belirlemek ve yerine getirmek adına bir azme sürüklemekte.

 

            Çokça ayrıntıya girersem kitabın içeriğine anlatmaktan korktuğumdan burada kesiyorum lakin yine belirtirim ki kesinlikle listenize almanız gereken bir kitap. Belki de bu yılın benim adıma en verimli ve en unutulmaz eseri oldu diyebilirim.

 

Yazım Dili Yorumu

 

            Yazar Paulo Coelho’dan okuduğum ilk eser Simyacı… Ben dilini oldukça sade ve akıcı buldum. Okuduysanız ya da ilerde bir gün okursanız sizinde aynı fikirde olacağınız kanısındayım. Gerçekten su gibi ilerleyen bir anlatımı var.

 

Yapısal Yorum

           

            Can Yayınları’nın kalitesini tartışmaya bence gerek yok. Klasikleşen bir yapıda oldukça başarılı bir yapıt oluşturmuşlar.

 

ARKA KAPAK YAZISI

 

Simyacı, dünyaca ünlü Brezilyalı yazar Paulo Coelho'nun üçüncü romanı. 1996 yılından bu yana Türkiye'de de çok okundu, çok sevildi, çok övüldü bu kitap. Bir büyük Doğu klasiği olan Mevlâ­nâ'nın ünlü Mesnevî'sinde yer alan bir küçük öyküden yola çıkarak yazılan bu roman, yüreğinde çocukluğunun çırpınışlarını taşıyan okurlar için bir "klasik" yapıt haline geldi.

 

Simyacı, İspanya'dan kalkıp Mısır piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago'nun masalsı yaşamının öyküsü. Ama aynı zamanda bir "nasihatnâ­me"; "Yazgına nasıl egemen olacaksın? Mutluluğunu nasıl kuracaksın?" gibi sorulara yanıt arayan bir yaşam ve ahlak kılavuzu. Mistik bir peri masalına benzeyen bu romanın, dünyanın dört bir yanında bunca sevilmesinin gizi, kuşkusuz bu kılavuzluk niteliğinden kaynaklanıyor.

 

Simyacı'yı okumak, herkes daha uykudayken şafak vakti uyanıp, güneşin doğuşunu izlemeye benziyor.

 

KÜNYE

 

Simyacı - Paulo Coelho

 

Basım: Türkçe · Türkiye · Can Yayınları · Haziran 2021 · Karton kapak · 9789750726439

Orijinal adı: O Alquimista

Tür: Roman, Edebiyat

 

ALINTILAR

 

 

Çobanların da, tıpkı denizciler ve gezgin satıcılar gibi, kendilerini yeryüzünde başıboş dolaşmaktan vazgeçirtecek birinin yaşadığı bir kente uğrayabileceklerini biliyordu. Sayfa 21

 

Bir düşü gerçekleştirme olasılığı yaşamı ilginçleştiriyor. Sayfa 27

 

Hayatımızın belli bir anında, yaşamımızın denetimini elimizden kaçırırız ve bunun sonucu olarak hayatımızın denetimini yazgının eline geçer. Dünyanın en büyük yalanı budur... Sayfa 35

 

Bütün günler birbirinin aynıydı ve bütün günler birbirine benzediği zaman da insanlar, güneş gökyüzünde hareket ettikçe, hayatlarında karşılarına çıkan iyi şeylerin farkına varamaz olurlar. Sayfa 44

 

Mutluluğun Gizi dünyanın bütün harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan. Sayfa 48

 

Parası olan adam hiçbir zaman tamamen yalnız değildir. Sayfa 52

 

Büyük bir hayal kırıklığına uğramaktan korkuyorum, bu yüzden hayal kurmakla yetinmeye çalışıyorum. Sayfa 73

 

Bir şeye karar vermek, başlangıçtan başka bir şey değildir. İnsan bir şeye karar verdiği zaman, karar verdiği sırada hiç önemsemediği, düşünde bile aklına gelmeyen bir yöne doğru, şiddetli bir akıntıya kapılıp gidiyordu. Sayfa 88

 

Her zaman şimdide yaşamayı başarabilirsen mutlu bir insan olursun. Sayfa 106

 

İnsanlar resimlerin ve sözcüklerin büyüsüne kapılıp sonunda Evrenin Dili'ni unuttular. Sayfa 110

 

Aşk, sevilen nesnenin yanında bulunmayı zorunlu kılıyordu. Sayfa 120

 

İnsan sevince, nesneler daha çok anlam kazanıyor. Sayfa 122

 

Kötülük insanın ağzına giren şeyde değildir. Kötülük oradan çıkandadır. Sayfa 138

 

İnsanlar gitmekten çok geri dönüşü hayal ediyorlar. Sayfa 147

 

Genellikle ölüm, insanı hayata karşı daha dikkatli olmaya zorlar. Sayfa 163

 

Bir kere olan bir daha tekrarlanmaz. Amma ve lakin iki kere olan mutlaka üçüncü defa da olacaktır. Sayfa 178 

Ateşten Gömlek (Halide Edip Adıvar) / 1. Kitap Özeti

Ağustos 20, 2019

Kitap Özeti, Roman Özeti, Performans Ödevi, Özet, Halid eEdip Adıvar, Ateşten Gömlek, Ateşten Gömlek Özeti, Halide Edip Adıvar Romanı Özeti

Cahil Okur’dan herkese merhaba… 

Bu gün sizlere blogumun ilk kitap özetini sunacağım. Roman özeti çıkarmayalı bir hayli zaman oldu, sanırım son özetimi ortaokula giderken çıkarmıştım. Bakalım aklımda kalan düzene göre bir özet çıkartabilecek miyim?

NOT: Yazım özet içerikli olduğu için içerisinde bolca içerik hakkında bilgi içerecektir. Bu nedenle eseri okumayı planlayan arkadaşlarımın konu hakkında bilgilendirmek istedim. Sonradan bana kızmayınız…

Ateşten Gömlek (Özet)– Halide Edip Adıvar  

Peyami’nin hayatında her şey akrabası olan cemal ile yeniden bir araya gelmesi ardından başlar. Hariciye Nazırlığı’nın bulunduğu sokaktaki saldırı da yeni hayatının ilk kıvılcımları olur. Peyami için önceleri anlamsız olan işgalciler ve vatan konuları artık toprağı yarıp havayla buluşan tohum misali yeşermektedir.

Kısa bir zaman sonra işgal edilen İzmir’den Cemal’in kardeşi Ayşe gelir. Ayşe, Peyami ve Cemal bir gün Mr. Cook adında bir gazeteci ile bir araya gelirler. Mr. Cook, İzmir hakkında Ayşe ile konuşur ama sözleri oldukça yaralayıcı ve işgalci devletlerden yanadır. Ayşe sabrını yitirir ve Mr. Cook’a gerekli olan cevabı verir. Ayşe’nin sözleri hem Peyami ve Cemal’de hem de orada bulunana diğer genç zabitlerdeki vatan aşkını alevlendirir. Gözler önce işgal altındaki İzmir’e oradan da Anadolu’ya döner…

Bu hadisenin ardından uzun bir zaman geçmeden Cemal Anadolu’ya geçerek millet güçlerine katılır ve işgalcilere karşı gelir. Yakın arkadaşlarından İhsan’da kısa bir zaman sonra ona katılır. Onların Anadolu;’ya geçtiği sıra Peyami kötü bir hastalığa tutulur ve iyileştiği zamana kadar İstanbul’da fiilen işgal edilmiştir. Abisi ve arkadaşları Anadolu’da mücadele eden Ayşe’de İstanbul’da fikri mücadele içindedir. Ayşe’nin bu tavırları işgalcileri peşine düşürür ve Anadolu’ya geçişi zorunlu hale gelir.

Ayşe’ye giderek aşık olan Peyami’de Ayşe’ye katılır ve Peyami annesini geride bırakarak Anadolu’ya geçer. İlk durakları Sakarya olan ikili İhsan’la buluşur. Cemal’e haber verilir. Cemal Ayşe’nin Eskişehir’e gönderilmesini istemesi ardından, İhsan; Ahmet Çavuş’u  Ayşe ile birlikte Eskişehir’e yollar. Peyami ise İhsan’la kalır.

İhsan ile kalan Peyami artık milletin askeridir ve kendisine verilen ilk görev gömülü olan mühimmatı Mehmet Çavuş ile birlikte bulunduğu yerden çıkartarak karargaha ulaştırmaktır. Mühimmat karargaha getirilir ancak yanında küçük bir köylü kızı olan ve İhsan’a aşık olan Kezban’da vardır. Kezban karargaha geldiği günün akşamı İhsan’ın çadırına girer. İhsan’a tüm yalvarmalarına rağmen İhsan, Kezban’ı geri yollama kararı alır. Kezban ikinci gün Peyami’den yardım ister ve son kez İhsan’ın çadırına girer ama İhsan’ın kararı aynıdır. Peyami, Kezban’ı yolcu etmesi ardından Kezban, sırf karargahta kalabilmek adına evlilik teklifini kabul ettiği Mehmet Çavuş tarafından vurularak öldürülür. Mehmet Çavuş olay ardından firar eder.

İhsan ve Peyami bu olay sonrasında Konya dolaylarına giderler. Orada tekrardan Mehmet Çavuş ile karşılaşırlar. Mehmet Çavuş İhsan, Peyami ve yanındaki askerlere pusu kurar. İki asker şehit düşer. İhsan ve Peyami’de yaralanırlar ve tam şehit olacakken süvariler yetişir. Mehmet Çavuş ile yanındakiler tutuklanır. Mehmet Çavuş ihanetinin bedelini şehit ettiği askerlerin mezarı başlında idam edilerek öder.

Peyami yaralanması ardından önce Eskişehir’e gönderilir. Orada Cemal ve Ayşe ile yeniden bir araya gelir, sonrasında Savunma Bakanlığı’na memur olarak atanır ve Ankara’ya gider. Ankara’da kaldığı dönemde Ayşe ile mektuplaşan Peyami harp hakkındaki bilgileri kendisinden alır. Ayşe son mektubunda Peyami’ye hitaben “ Sen Peyami, İzmir yolunda hala sararmış yapraklara bakarak mı yürüyeceksin” der.

Peyami bu satırlar ardından cepheye dönmenin yollarını arar ki tercüman aranması sonrasında istediğine kavuşur. İhsan’ında bulunduğu … Kolordu’ya atanır. İhsan ile Peyami’nin ilk karşılaşmalarında, İhsan Peyami’ye Ayşe’ye olan sevdasını anlatır. Konuyu Ayşe’ye de açtığını ve İzmir’e girmeleri ardından evlenme kararı aldıklarından bahseder. Lakin süreç talihsizlileri beraberinde getirir ve Ayşe ile ihsan’ın arası sonsuza kadar düzelmeyecek şekilde bozulmuştur. İhsan sözlerini Ayşe’nin kendisi için artık sadece bir hayal olduğunu belirterek tamamlar.

İşgalcilere karşı yapılan son saldırıda İhsan ve Peyami yan yanadır. İhsan Kartaltepe mücadelesinde ağır yaralı olarak Ayşe’nin çadırına götürülür. Kısa bir süre sonra da Ayşe’nin cenazesi çadıra getirilir. Birbirine kavuşamayan iki beden yan yana defnedilir. Peyami de aynı saldırıda ağır yaralanır ve ayaklarını kaybeder.

Ankara’ya götürülen Peyami’nin hastanede kaldığı dönemde yazdığı hatırattan öğreniriz tüm bunları. Peyami beynindeki kurşunun çıkarılması için gün saymaktadır. Ameliyat başarısız geçer ve Peyami vefat eder. Hatıratı okuyan doktorlar araştırmaları sonrasında ne Hemşire Ayşe’nin ne de İhsan adında bir askerin varlığına dair bir kanıt bulamazlar. Peyami’nin yazdıklarını beynindeki beyninde kalan kurşuna bağlarlar.

Paris ve Londra'da Beş Parasız / 11. Yorum (115)

Ağustos 14, 2019
Paris ve Londra'da Beş Parasız, George Orwell, Berrak Göçer, Edebiyat, Roman, Can Yayınları, Kitap Yorumları,
Fotoğrafları artık kendim çekiyorum. Elimden geldiğince becermeye çalışsam da bu görsellerle sizleri karşıladığım için özür dilerim efendim 

Cahil Okur’dan selamlar…

Yoğun iş temposu nedeniyle 1-2 haftadır buralarda yoktum ama geri döndüm hemen fırsat bulunca. Öncelikle herkese iyi bayramlar diliyorum. Ardından da lafı uzatmadan hemen bugünkü eserimizi yorumlamaya geçiyorum.

KİTAP YORUMU


George Orwell sevdiğim yazarların başında gelen bir isim. Uzun bir süredir kitaplarını okumamıştım. Kitaplığımda duran ve okumayı çok istediğim “Paris ve Londra’da beş parasız” ı görünce “Neden bu hasreti sonlandırmayayım!” dedim kendi kendime…

İçerik Yorumu

Orwell’ın daha önceden okuduğum kitapları hakkındaki fikirlerim diğer yazılarımda mevcuttur. Hatta blogumun en çok okunan yazısı gene Orwell’ın 1984 kitabıdır. Bunun yanıs ıra Hayvan Çiftliği ve Boğulmamak için gibi kitaplarını da okuduğum yazar beni bu eserde sanki daha farklı bir dille karşıladı.

Klasik bir Orwell eserinden farklı bir tadı olduğunu daha ilk sayfalarda sezinlediğiniz eserde, diyalogların oldukça az oluşu ve kahramanımızın adından hiç bahsedilmediği gözünüze çarpan ilk noktalar olacaktır. Bu durumun sebebi ise kahramanımızın yazarımızın kendisi olmasıdır. Bu anlamda bir hatırat niteliğindeki eser, Orwell’ın klasikleşen eleştirel yaklaşımını da içinde oldukça yoğun şekilde barındırmaktadır.

Kitapta bölümler ilerledikçe Orwelll’ın fakirliğe bakışı ve aktarış tarzı, okuyucunun etrafına daha bir farklı bakmasına neden olmakta. Eserin sonundaki çıkarımlar ise bana göre oldukça haklı. Ayrıca bu çıkarımlar Orwell’a yakışır bir sonun da nişanesi durumunda. Okuduğum diğer Orwell eserlerinden farklı bir tadı olsa da lezzet aynı lezzetti. İyi ki okudum dediğim eserlerden bir tanesi oldu.

Yazım Dili Yorumu

Orwell kalitesini her satırda hissettiğiniz bir eser olmuş. Sadece içerisinde ki yoğun Fransızca sözcükler okumayı biraz zorlaştırmakta. Keşke o cümleler de Türkçeleştirilseydi.

Yapısal Yorum

Can Yayınları’na yakışan bir kapak ve fark edilmeyecek seviyede yazım yanlışı vardı. Bence yeterli ve başarılı bir yapıt olmuş.

ARKA KAPAK YAZISI


"Beş parasız kalmaktan o kadar çok bahsetmiştiniz ki; eh, işte beş parasız kaldınız ve hâlâ ayaktasınız." Paris ve Londra'da Beş Parasız, 20. yüzyılın en büyük romancılarından George Orwell'in, Avrupa'nın iki büyük şehrinde, Paris ve Londra'da yaşadığı sefaleti olanca gerçekliğiyle anlattığı, son derece önemli bir eser. Bir gün Paris'in orta yerinde meteliksiz kalan genç yazar, yoksulluk ve açlıkla mücadele etmeye başlar. Rehineciler, iş bulma kurumları, umut tacirleri, karın tokluğuna günde on yedi saat çalışılan karanlık otel mutfakları arasında sürüp giden Paris macerası, yazarın güç de olsa kendini Londra'ya atmasıyla sona erer ama Londra'da onu çok daha ağır şartlar beklemektedir.

Orwell, modern insanın ısrarla görmezden geldiği bir dünyanın kapısını aralıyor. İşsizlik, evsizlik, açlıkla damgalanan bu dünyanın insanları izbe pansiyonlarda, berduş barınaklarında yaşıyor, hayata bir ucundan tutunmaya çalışıyorlar. Paris ve Londra'da Beş Parasız, köleliğin hiçbir zaman, modern zamanlarda bile ortadan kalkmadığını, sadece görünüm değiştirdiğini anlatıyor.
(Tanıtım Bülteninden)

KÜNYE


Adı:  Paris ve Londra'da Beş Parasız
Yazar: George Orwell, Berrak Göçer (Çevirmen)
Baskı tarihi: Mayıs 2015
Sayfa sayısı: 248
Format: Karton kapak
ISBN: 9789750725630
Kitabın türü: Edebiyat, Roman
Çeviri: Berrak Göçer
Dil: Türkçe
Ülke: Türkiye
Yayınevi: Can Yayınları

ALINTILAR


Paris, tabiri caizse yoksulluğun varoşudur. Sayfa 27

Mücadelesinde sebat eden kazanır. Sayfa 33

"Yahudi'ye güveneceğine yılana güven, Yunan'a güveneceğine Yahudi'ye güven ama Ermeni'ye güvenme" Sayfa 88

Kötü lokantanın en temel göstergesi oraya sadece yabancıların gitmesidir. Sayfa 134


Bir köle demiştir Marcus Cato, uyumadığı her an çalışmalıdır. Yaptığı iş gerekli olsun olmasın çalışmalıdır çünkü çalışmak kendi içinde iyidir - en azından köleler için. Sayfa 139

Zengin ile fakirin arasında, sanki zenciler ile beyazlar gibi iki farklı ırkmışçasına, esrarengiz, temek bir farklılık yattığı görüşüne dayanıyor. Oysa gerçekte böyle bir farklılık yok. Zengin ve fakir toplulukları sadece gelir oranlarıyla ayrışıyor, başka hiçbir şeyle değil; sıradan bir milyoner sadece yeni bir takım elbise giymiş sıradan bir bulaşıkçıdır. Sayfa 141

Kir ayrımcıdır; iyi giyimli olduğunuzda sizi rahat bırakır ama yakalığınız kaybolunca dört bir yandan üstünüze üşüşür. Sayfa 151

Bir berduş kasketini çıkarınca kendini çıplak hisseder. Sayfa 164

Dilenciler sadece sosyal bir fazlılık, insancıl bir çağda yaşadığımız için hoş görülüyorlar ama esasen bayağılar. Sayfa 200

İşsiz bir adamın tek derdinin ücretsiz kalmak olduğunu düşünenler çok yanılıyorlar; bilakis, çalışma alışkanlığı kemiklerine işlemiş eğitimsiz bir adamın çalışmaya paradan daha çok ihtiyacı var. Sayfa 208

Sadaka alan biri, velinimetinden hemen her zaman nefret eder- insan doğasının değişmez bir özelliğidir bu- ve arkasına destek olarak elli ya da yüz kişi alınca bu nefreti gösterir. Sayfa 212

Çulsuz kalarak kesinlikle öğrendiğim bir-iki şeye değinebilirim. Bütün berduşların ayyaş pislikler olduklarını asla düşünmeyeceğim, sırf bir peni verdim diye hiçbir dilenciden minnet beklemeyeceğim, işsiz bir adamın yorgun olmasına şaşırmayacağım, Selamet Ordusu'na yardım etmeyeceğim, giysilerimi rehine vermeyeceğim, sokakta dağıtılan el ilanını geri çevirmeyeceğim, şık bir lokantada keyifle yemek yiyeceğim. bu da bir başlangıç. Sayfa 244


Ateşten Gömlek / 10. Yorum (114)

Temmuz 24, 2019


Ateşten Gömlek, Halide Edib Adıvar, Edebiyat, Roman, Türk Klasikleri, Can Yayınları, Kitap Yorumları,

Cahil Okur’dan selamlar…

Uzun zamandır Türk Edebiyatı’ndan bir eser okumamıştım. Bu arayı Halide Edib Adıvar ile kapatalım istedim. Şimdide sıra bu büyük eser hakkındaki fikirlerimi sizlerle paylaşmaya geldi.

KİTAP YORUMU

“Sakarya Ordusu’na” diye başlıyor eser… O büyük kahramanlara atfedilmiş. Ve ardından Halide Edib’in Yakup Kadri’ye yazdığı satırlar… İlk söz veya son söz okumayı pek sevmem ve çoğu zaman atlarım ama o satırları muhakkak okuyun derim ben size…

İçerik Yorumu

Ülkemizin başından geçen en hazin hikayenin anlatıldığı bir eser “Ateşten Gömlek”. Yazarımız Halide Edib Adıvar’da o mücadeleler içerisinde bulunmuş yüzlerce neferden bir tanesi… Durum bu olunca, yazarın kalemindeki ustalığı da göz önüne alınca karşınıza mutlak surette beğeneceğiniz bir eser çıkmakta.

Kitabın akışı biraz yavaş olmakla beraber içerisinde yoğun şekilde kullanılan Osmanlıca kelimeler ya da bugün kullandığımız dil içerisinde yaşamayan kelimeler sizleri yorabilir. Kitabın sonunda eser içerisinde ki bu kelimeler için bir sözlük bulunsa da ben genelde akıştan ne anlattığını çözmeye çalışarak okumaya devam ettim.

Genel anlattığı dönemin içerisinde yaşayan ve birçok olayında kahramanlarından biri olan yazarımız konuları oldukça güzel bir şekilde nakletmiş. İçerisindeki aşk teması ise bence biraz fazla kaçmakla beraber, toplumun dönem içerisindeki halini güzel bir şekilde yansıttığını belirtmek gerekiyor.

Eğer tarihe biraz merakınız var ise kitabın sizi alıp götüreceğini belirtmem gerekiyor. Yerli eser okuma yüzdenizi bilemesem de, ki ben zorlanan bir okurum, bu kitabı okumanız gerektiğini belirtmek istiyorum. İyi bir okurun bana göre listesinde olması gereken eserlerden bir tanesi.  

Yazım Dili Yorumu

Yukarıda da belirttiğim gibi içerisinde fazlaca Osmanlıca kökenli kelime barındıran bir eser. Ancak burada yayınevinin hatası olduğu kanısındayım. Bu gün yaşayan dil içerisindeki kelimeler ile kitap sadeleştirmeye gidilebilirdi. Onun dışında Halide Edib’in üslubunu eleştirmek elbette haddim değil. Sinekli Bakkal ardından Halide Edib’den okuduğum ikinci eser ve benim için oldukça güzel bir anlatıma sahipti.

Yapısal Yorum

Kapak tasarımı oldukça güzeldi. İçerisinde de herhangi bir yazım yanlışı ile karşılaşmadım. Bu anlamda Can Yayınları’nın kalitesine uygun bir eser olmuş diyebilirim.

ÖNEMLİ NOT: Yukarıda belirttiğim gibi kitabın ilk sözünde Halide Edib Adıvar eserin ismini Yakup Kadri’den aldığını belirtmekte. Yakup Kadri bu ismi daha sonraları “Yaban” adını alacak eseri için düşünmekteydi.

ARKA KAPAK YAZISI

Ateşten Gömlek, cepheden, romanda anlatılan kişilerle omuz omuza yaşamış birinden gelen bir yapıt. Kurtuluş Savaşı’nın ateşten gömleğinin içinden çıkmış bir roman. Halide Edib Adıvar, her birini yakından tanıdığı roman kişilerini, yani silah arkadaşlarını içtenlikle, çağına ve yaşanan acı olaylara sorumlulukla tanıklık ederek anlatıyor. Bağımsızlık savaşımızı bütün gerçekliği ve canlılığıyla anlatan belki de en önemli roman, Ateşten Gömlek.

İhtilal ve isyan günlerinden beri koza, kurt, kelebek devirleri tetkik edilen mahlûkat gibi Sakarya silâh arkadaşlarımın "Ateşten Gömlek"te birkaç solgun aksini İstanbul, ihtilal ve ordu günlerinden alıp kâğıt üstüne koymaya çalıştım. İstediğim gibi olmadığı için silâh arkadaşlarımdan af dilemek isterdim. Bize onlar ilham ettiler.
HALİDE EDİB ADIVAR

KÜNYE

Adı:  Ateşten Gömlek
Yazar: Halide Edib Adıvar
Baskı tarihi: Şubat 2016
Sayfa sayısı: 250
Format: Karton kapak
ISBN: 9789750723216
Kitabın türü: Edebiyat, Roman, Türk Klasikleri
Dil: Türkçe
Ülke: Türkiye
Yayınevi: Can Yayınları

ALINTILAR

Hayat bana en korkak adamların iddia ile cesaretten bahsedenler olduğunu öğretti. Sayfa 24

"İngilizler aflarını talep edenlere versinler mösyö, affı zalimler değil, mazlumlar verir. Çanakkale'de dövüşürken ne asi ne esirdik. Namuslu bir millet gibi dövüştük, öldük, öldürdük. Ne zamandan beri ve hangi milletle harp edilir de mağlup olduğu zaman ona katil denilir?" Sayfa 49

Ateşten gömlek taşıyanlar sıcağın ısıttığı kadar yaktığını da bilirler. Sayfa 86

İyi kötü ihtilali imanlı fakat isimsiz insanlar başlatmıştı. Sayfa 135

Harpte yegane korkulacak şey korkudur. Sayfa 198

Pazar 6'lısı #5 1 Yayınevi 6 Kapak

Nisan 02, 2017

Estikçe, Pazar 6'lısı, Can Yayınları, Utku Lomlu

Cahil Okur’dan herkese merhabalar.

Nisan ayının ilk 6’sını yine son dakikalarda sizlerle buluşturmak adına hızlı bir gayret göstermekteyim. Umarım yetişir. Bu haftanın konusu “1 yayınevi 6 kapak” Bakalım neler çıkacak.

Konu kitap kapakları ise benim için Can Yayınları’dır benim için zirve nokta.  Can Yayınları’nın kitap kapaklarından bahsediyorsak da kesinlikle Utku Lomlu’yu tebrik etmek gerekir. Can Yayınları’nda yaşanan değişim mimari olan isim kendisidir. Fazla uzatmadan hemen kapakları geçelim.

1-      George Orwell - 1984

George Orwell’ı sevmeyen yoktur aramızda lakin Utku Lomlu tarafından tasarlanan bu kapak ile bu kitaba yeniden aşık olduğumu söylesem hiçte yalan olmaz. Eski kapaktan bir şey anlamıyordum ama bu kapağın anlattığı çok şey var…

Estikçe, Pazar 6'lısı, Can Yayınları, Utku Lomlu


2-      Kafka - Dönüşüm

Ne yazık ki bu kitabı okumadım ama bu kapak bana bu kitabın kesinlikle okunması gerektiğini anlatır cinsten. Utku Lomlu’nun dehası ve sanatının kanıtı niteliğinde bir kapak.

Estikçe, Pazar 6'lısı, Can Yayınları, Utku Lomlu

3-      George Orwell - Paris ve Londra’da beş parasız

Bir diğer George Orwell kapağı ve ödüllü bir kapak. Renk seçimi, tasarım kendine hayran bırakır cinsten. Büyült, poster yap, as duvara…

Estikçe, Pazar 6'lısı, Can Yayınları, Utku Lomlu

4-      Albert Camus - Bütün Oyunları

Albert Camus’un Bütün Oyunları ana başlığında toplanan kitapların bütün kapaklarını beğeniyorum lakin Asturya’da İsyan kapağı benim için en güzelidir.

Estikçe, Pazar 6'lısı, Can Yayınları, Utku Lomlu

5-      Ahmet Cermal – Önce Şairleri Yaktılar

Bir kapak ancak bu kadar sade ve bu kadar güzel olabilir. Daha da diyecek bir laf yok bence…

Estikçe, Pazar 6'lısı, Can Yayınları, Utku Lomlu


6-      Vasconcelos – Şeker Portakalı


Bendeki basım eski lakin Utku Lomlu tarafından dizayn edilen bu kapağı daha çok seviyorum. Son seçimimde bu olacak :D 

Estikçe, Pazar 6'lısı, Can Yayınları, Utku Lomlu

55: KİTAP YORUMU : Boğulmamak İçin

Ocak 11, 2017
Kitap Yorumları, Boğulmamak İçin, George Orwell, 9789750726491, Suat Ertüzün, Can Yayınları, Roman, Edebiyat

Kitabın Adı: Boğulmamak İçin
Yazar: George Orwell
Baskı Tarihi: Ekim 2015
Sayfa Sayısı: 256 ISBN:9789750726491
Çeviri: Suat Ertüzün
Yayınevi: Can Yayınları
Kitabın Türü: Roman, Edebiyat

KİTAP HAKKINDA


"Orwell'in ironik mizah anlayışı tazeliğini hiç yitirmiyor. Bu, kaçırılmaması gereken bir Orwell yapıtı."
-The Observer-

Göbeğinin çapı giderek genişleyen ve evinin taksitlerini ödemekle uğraşan George Bowling kırk beş yaşında, evli ve çocuklu ve yeni aldığı takma dişleriyle kasvetli hayatından çaresizce kurtulmak isteyen bir sigorta pazarlamacısıdır.1939'da patlak verecek olan savaşın gelişini; yemek kuyruklarını, askerleri, gizli polisi ve zorbalığı görerek modern zamanlardan korkmaktadır.Böylece çocukluğunun dünyasına, huzur ve sükûn dolu bir yer olarak hatırladığı köyüne sığınmaya karar verir.Fakat köyünde aradığını bulabilecek mi, orası şüphelidir.

"Çok komik olmanın yanında hayranlık uyandıracak kadar gerçekçi... Bin Dokuz Yüz Seksen Dört'ü burada nüve haliyle görebiliyoruz. Hayvan Çiftliği'ni de... Hem zengin bir okuma keyfi sunan hem de iki klasiğin tohumlarını birden barındıran romanlara kolay rastlanmaz."
-John Carey, The Sunday Times-
(Tanıtım Bülteninden)

KİTAP YORUMU


Cahil Okur’dan herkese selamlar…

Yılın ilk kitabı yorumu ile karşınızdayım. Üstüne iki kitap okusam da George Orwell’in “Boğulmamak İçin” kitabının yorumunu girmek bu güne nasip oldu. Lafı uzatmadan hemen yoruma geçeyim.

  1. İçerik Yorumu

George Orwell benim sevdiğim sayılı yazarlardan bir tanesi. Gerçekten okuduğum eserlerin tamamı benim için ayrı bir öneme sahip.

“Boğulmamak İçin” kitabında yazarın diğer eserlerinde olduğu gibi bir yine bir hiciv hakim. 1984 kitabında olduğu gibi yine bizlere ana karakter üzerinden savaş hakkındaki eleştirileri iletiyor. Bununla birlikte şehir yaşantısına dair bazı eleştirilerde okurken gözünüze çarpacaktır.

Ana konunun savaş olduğunu az önce de söylemiştim. Bu konuyu işlerken “Savaşlar şöyle kötüdür”, “Savaşlar insana şöyle zararlar verir” gibi bir söylem yerine daha dolaylı bir anlatımla karşımıza çıkıyor Orwell. Yani psikolojik olarak savaşın insanları nasıl etkilediği, savaşın yaydığı korkuları anlatmaya çalışıyor.

Kitap içinde bir bölümde ana karakter Bowling bir konferansa katılıyor ki bence en dikkatli okunması gereken nokta burası. Savaşın zanlısı ve mağduru noktasında o satırlarda yapılan eleştiri beni çok etkili gerçekten. Aklımın en fazla soru işaretleri ile dolduğu kısım burasıydı.

Sonuç olarak yine benim adıma artılarla dolu bir okuma oldu “Boğulmamak İçin” eseri. Bu yıl içerisinde belki diğer eserlerini de okurum Orwell’ın. Henüz kendime bir okuma listesi yapmadığım için şu an için net bir şey diyemiyorum.

İçerik Puanım 5 üzerinden 4,9

  1. Yazım Dili Yorumu

George Orwell’ın yazım diliyle alakalı olarak aslında ek öyle büyük laflar etmeye gerek yok. “Orwell kalitesi” diyerek geçmekle yetineceğim. Suat Ertüzün’ün Türkçeleştirmesi ise gerçekten güzeldi. Çünkü çoğu yabancı eserin çevirisindeki o sahtelik ve yabancılık hissini “Boğulmamak İçin” eserinde bulamayacaksınız.bu da bence ciddi bir artı.

Yazım Dile Puanım 5 üzerinden 4,7

  1. Yapısal Yorum

Can Yayınları’nın kalitesi bu kitapta da karşımıza çıkıyor.bu konuda rahat olabilirsiniz. Yanlış hatırlamıyorsam bir yada iki kelime hatasına karşılaşsam da o kadar da sıkıntı olan bir durum değil.

Yapısal yorumdan bahsederken Utku Lomlu’nun yaptığı kapak tasarımına da bir parantez açmak istiyorum. Gerçekten benim için önemli kapak tasarımlarından biri. Utku Lomlu gerçekten bu işi iyi yapıyor. Belki de sizinde Lomlu’nun cizdiği kapaklara hayranlığınız vardır. Paylaşırsanız benimle sevinirim.  

Yapısal Durum Puanım 5 üzerinden 4,8

SEÇTİĞİM SÖZLER


Ne derseniz deyin, takma dişler bir dönüm noktasıdır. Kendinize ait son diş de gidince bir Hollywood jönü olduğunuz şeklinde kendinizle dalga geçebileceğiniz günlerde sona erer. (Sayfa 12)

Kimse şişman bir adamın da duyguları olabileceğini düşünmez. (Sayfa 27)

Ölüleri uyandırmaya yetecek kadar gürültü her nasılsa şu güruhu uyandırmıyor. (Sayfa 35)

Tanrı bizlerin uçmasını isteseydi kanat verirdi.  (Sayfa 55)

Arada bir kendi başıma olmanın iyi geldiğini bilecek kadar büyümüştüm artık.  (Sayfa 88)

Her şeye vakit vardır ama yapmaya değer şeyler hariç.  (Sayfa 91)

Savaştan önce hep yazdı - daha önce de söylediğim gibi bir yanılsama tabi ama hatırladığım bu.  (Sayfa 115)

Değer verdiğiniz şeylerin süreceğini biliyorsanız ölmek daha kolaydır.  (Sayfa 121)

Zaten "iyi" kitap okumaya niyetli olmadığınız kitaptır.  (Sayfa 134)

Savaşın insanları entelektüellere çevirdiğini söylemek abartı olur fakat onların geçici olarak nihilistlere döndükleri bir gerçekti.  (Sayfa 138)

Savaş eğer sizi öldürmüyorsa düşündürmeye başlaması kaçınılmazdı.  (Sayfa 138)

Biri biri kadını temizlediyse ilk şüpheli daima kocadır; bu da insanların evliliğe nasıl baktıklarıyla ilgili az çok fikir veriyor.  (Sayfa 150)

Kim savaşan korkuyor? Fakat asıl önemli olan savaş değil, savaştan sonrası.  (Sayfa 165)

Güneşin altında yeni bir şey yok  (Sayfa 174)

Bir insanın kalbi durunca - daha önce değil - öldüğünü söyleriz. Bana biraz keyfi geliyor bu.Belki insan asıl beyni durunca ölüyor, yeni bir düşünceyi idrak etme gücünü yitirince. (Sayfa 176)

Benim asıl sormak istediğim şu; bir bebeğe gaz maskesini nasıl takarsınız?  (Sayfa 213)

Hepsi olacak. Aklınızın köşesinde olan, sizi korkutan ancak kabus olabileceğini veya başka ülkelerde yaşanacağını düşündüğünüz her şey. Bombalar, yemek kuyrukları, kauçuk coplar, dikenli teller, renkli gömlekler, sloganlar, korkunç yüzler, yatak odası pencerelerinden etrafı tarayan makineli tüfekler. Hepsi olacak. Biliyorum, ama ona bakarsanız zaten biliyordum. Kaçış yok... (Sayfa 245)

46: KİTAP YORUMU : Şeker Portakalı

Mayıs 31, 2016
Kitap Yorumları, Şeker Portakalı,  José Mauro De Vasconcelos, O Meu Pé De Laranja Lima, Aydın Emeç, Can Yayınları, Roman, Çocuk, Edebiyat,
Kitabın Adı: Şeker Portakalı
Yazar: José Mauro De Vasconcelos
Baskı Tarihi: Mart 2014
Sayfa Sayısı: 186
ISBN: 9789750719400
Orijinal Adı: O Meu Pé De Laranja Lima
Çeviri: Aydın Emeç
Yayınevi: Can Yayınları
Kitabın Türü: Roman, Çocuk, Edebiyat

KİTAP HAKKINDA


Yazarlıkta karar kılıncaya kadar, boks antrenörlüğünden ressam ve heykeltıraşlara modellik yapmaya, muz plantasyonlarında hamallıktan gece kulüplerinde garsonluğa kadar çeşitli işlerde çalışan Jose Mauro de Vasconcelosun başyapıtı Şeker Portakalı, "günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü"dür. Çok yoksul bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen, dokuz yaşında yüzme öğrenirken bir gün yüzme şampiyonu olmanın hayalini kuran Vasconcelosun çocukluğundan derin izler taşıyan Şeker Portakalı, yaşamın beklenmedik değişimleri karşısında büyük sarsıntılar yaşayan küçük Zezenin başından geçenleri anlatır. Vasconcelos, tam on iki günde yazdığı bu romanı "yirmi yıldan fazla bir zaman yüreğinde taşıdığını" söyler.

Aydın Emeçin, güzel Türkçesiyle dilimize armağan ettiği Şeker Portakalının başkahramanı Zezenin büyüdükçe yaşadığı serüvenleri, yazarın Güneşi Uyandıralım ve Delifişek adlı romanlarında izleyebilirsiniz.
(Tanıtım yazısından)

KİTAP YORUMU


Cahil Okur’dan herkese selamlar…

Okuma hızım geri gelmişken hiç arayı soğutmadan okumaya devam ediyorum. Bu sefer yine bir çocuk kitabı okudum. Adına her ne kadar çocuk kitabı deseler de bence çok ama çok daha fazlasını hak eden bir kitap. Bu nedenle kendisinden bu yazıda çocuk kitabı olarak bahsetmeme kararı aldım. Lafı uzatmadan hemen yoruma geçeyim.

  1. İçerik Yorumu

Kitabımız sevgili Zeze hakkında. Henüz 6 yaşında olan (tamda 6 yaşında değil aslında ama…) bir Kızılderili melezi bir arkadaşımız. Ablaları ve abisi ve kardeşi ile birlikte yaşıyor ve hayat onlar için oldukça zorlu. Açlıkla mücadele ediyorlar desek yalan olmaz.

Zeze’nin en büyük özelliği bence “Büyüyüp de küçülen” çocuklardan biri olması. Hayata bakış açısı, merakı, sorgulamaları hepsi olgun bir erkeğin yapacağı sorgulamalar. Bununla birlikte çok büyük hedefleri ve bir o kadar daha büyük bir hayal gücüne sahip.

Zeze’nin sizi çoğu noktada verdiği cevaplarla sizi kahkahalara boğacağına eminim. Hele şairlik ve kelebek boyun bağı hakkında dediklerine çok güldüm. Ama gerçekten kelebek boyun bağı takmadan şair olunabileceğine bende inanmıyorum desem : )

Bununla birlikte José Mauro De Vasconcelos’un küçük kahramanı Zeze sizi kahkahaların yanı sıra göz yaşlarına da boğacaktır. “Bir kitap okurken ağlamak mümkün olur mu?” deseler  buna cevabım kesinlikle hayır olurdu.Lakin Zeze’nin başından geçenleri okuduğumda ağladım. Saklamıyorum ciddi ciddi ağladım. Böyle bir bünyeye yakışmasa da bunu yaptım.

 Lakin şunu da söylemeden geçemeyeceğim; şimdi kafalarda büyük ihtimal bir “Küçük Emrah” parodisi gelmiş olabilir lakin Zeze’nin hayatına girdiğinizde olayların bu kadar da düz mantık ile idrak edilemeyeceğini şimdiden söyleyeyim.

  1. Yazım Dili Yorumu

José Mauro De Vasconcelos’un şu an okuduğum tek kitabı “Şeker Portakalı” lakin kısa zaman içinde diğer eserlerini de okumayı planlıyorum. Kitabın çocuklara yönelik olması nedeniyle dili oldukça sade. İnanın kitabın nasıl ilerlediğini anlayamıyorsunuz.akıcılık ve kendine bağlama adına kitaba kesinlikle tam not verdiğimi belirtmem lazım.

  1. Yapısal Yorum
Benim elimdeki baskı eski bir baskı ve kitabı ikinci el olarak 2 TL’ye aldım Yeni baskısı oldukça güzel. Can Yayınları’nın eski basımlarını da sevdiğim için memnunum yapısal olarak kitapta. Sadece içerikte birkaç kelime hataları vardı ki o kadarını artık normal karşılamaya başladım.

SEÇTİĞİM SÖZLER


-Neden kelebek boyun bağı?
-Çünkü kelebek boyun bağı olmadan şair olunamaz. (Sayfa 14)

Sizce gelecek hafta büyümüş olur muyum? (Sayfa 23)

Elbette ki, yaşayan bütün yoksullar güzel şeyler de vermezler  (Sayfa 45)

Yaşamak için çok yaşlılar, her şeyden yorulmuş bir görünüşleri var. (Sayfa 53)

Uyuyalım. İnsan uyudu mu her şeyi unutur  (Sayfa 54)

Son gözyaşı damlasını da içime akıtarak ve en iyi dayak ilacının yatak olduğunu düşünerek karanlıkta öylece yattım  (Sayfa 72)

Büyükler bir takım masallar anlatıyorlar ve çocukların her anlattıklarına inandıklarını düşünüyorlar.  (Sayfa 115)

Boşuna zahmet etme, Godoia. En güzeli ilk yapılan balondur. İlki başarılı olmazsa bir daha yapamaz insan ya da yapmak istemez.  (Sayfa 151)


Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi.  (Sayfa 190)

43: KİTAP YORUMU : Bin Dokuz Yüz Seksen Dört (1984)

Mayıs 11, 2016
Kitap Yorumları, 1984, George Orwell, Can Yayınları, Celal Üster,

Kitabın Adı: Bin Dokuz Yüz Seksen Dört (1984)
Yazar: George Orwell
Baskı Tarihi: Mart 2014
Sayfa Sayısı: 350
ISBN: 9789750718533
Orijinal Adı: Nineteen Eighty-Four
Çeviri: Celal Üster
Yayınevi: Can Yayınları
Kitabın Türü :Roman, Edebiyat

KİTAP HAKKINDA

Parti'nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. (...) Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu.

George Orwell'in kült kitabı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kâbus senaryosudur. Bireyselliğin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, insanların makineleşmiş kitlelere dönüştürüldüğü totaliter bir dünya düzeni, romanda inanılmaz bir hayal gücüyle, en ince ayrıntısına kadar kurgulanmıştır. Geçmişte ve günümüzde dünya sahnesinde tezgâhlanan oyunlar düşünüldüğünde, ütopik olduğu kadar gerçekçi bir romandır Bin Dokuz Yüz Seksen Dört. Güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen bir başyapıttır; yalnızca yarına değil, bugüne de ilişkin bir uyarı çığlığıdır.

Can Yayınları, bu "bütün zamanların kitabını" Celâl Üster'in özenli çevirisiyle okura sunmaktan kıvanç duyuyor.
(Tanıtım Bülteninden)

KİTAP YORUMU 

Cahil Okur’dan herkese selamlar…

Bu ara yaşadığım okuyamama hastalığı artık herkesin malumu sanırım. Ancak belirtiler azalmaya başladı açıkçası :D Bir kitabı 2 haftada bitirebilme seviyesine geldim şükür. Durum bu kadar sıkıntılı olunca bloga kitap yoruma girmek işi de bir hayli zorlaşıyor. Neyse lafı uzatmadan yoruma geçelim.

1984 tekrar okuma listemde yer alan kitaplardan bir tanesiydi. Can Yayınları’nın yeni kapak tasarımıyla basılan baskısını da satın almıştım. Bir süre sonra okumayı düşünsem de sevgili Nail Art in Wonderland ve Hayata Dair Her şey blog sahibelerinin başlattığı “Bloggerlar Okuyor” etkinliği çerçevesinde öne almıştım ve kitabı Nisan ayı içinde bitirmem gerekse de bu güne kadar gecikti. Kendilerinden gecikme için özür diliyorum. Ve artık yoruma geçiyorum : )

  1. İçerik Yorumu

Bir dünya düşünün var olma amacınız sadece “Parti” denilen hükmeden güce hizmet etmek. Yapmış olduğunuz her şeyin temelinde “Parti” var. Ama her şeyin…

Parti ise tüm dünyanın hakimi. Aynı zamanda tüm zamanlarında hakimi “Parti”. Hatta şöyle bir cümle geçiyor kitapta; “Geçmişi denetim altında tutan, geleceği de denetim altında tutar; şimdiyi denetim altında tutan, geçmişi de denetim altında tutar.” (Sayfa 59) Durum böyle olunca da Parti her türlü manipülasyon işlemini yapıyor geçmiş ile alakalı. Bunu Parti’nin üyeleri vasıtasıyla yapıp, Parti üyelerinin buna inanmasını bekliyor ve inandırıyor da. Winston Smith ise burada “aykırı çocuk” olarak karşımıza çıksa da, o da tam olarak bu duruma karşı koyabilmiş bir isim olduğuna hiç inanmadım.

Ancak Winston’ın hareketleri bile Parti için bir baş kaldırıdan farksız ve cezalandırılmalı. Nitekim öyle de olacak tahmin ettiğiniz gibi. Bu noktada fazlaca spoiler verdiğimi düşünmüyorum bunu tahmin etmeniz oldukça kolay. Lakin George Orwell’in olayları kurgulayışı sizi bazı noktalarda hayrete düşürebilir. Kim kimin tarafında bilmek bir hayli zor. Kurgunun güzel tarafı da burası.

Ana tema olarak yaklaştığımız da ise 1984 bugünkü ülkemizdeki hakim güç ile çokça karşılaştırıldığını gördüm. Kitabın yazım tarihi 1948 ve kitabın adı da son iki rakamın yer değiştirilmesi ile oluşturulmuş. Bu anlamda o tarihteki yöneten güce karşı bir hiciv niteliği taşımakta. Lakin elbette günümüz ile de bağlantılar kurmak bugün mümkün olduğu gibi bundan 100 sene sonrası içinde mümkün olacaktır.

İçerik olarak genel anlamda baktığınızda okuyanı tatmin edecek bir eser. Kesinlikle ve kesinlikle okunması gereken kitapların başında geliyor bence. Yayınlanan bir çok okuma listelerinde de baş sıralarda olduğunu göreceksiniz.

  1. Yazım Dili Yorumu
George Orwell’in yazım dilini seviyorum. Bu anlamda kendisine yapılabilecek fazla bir eleştiri yok. Sadece kitabın belirli bölümlerinde bazen siyasal yapı hakkındaki açıklamalar, eğer konuyla pek de alakalı değilseniz, sizi sıkabilir.
Bu noktada Celal Üster’e de teşekkür etmek lazım. Gerçekten başarılı ve içi dolu bir çeviri olmuş. Orwell’in anlatmak istediğini anlamayan bir editör tarafından bu çevirinin yapılması oldukça zor olurdu.

  1. Yapısal Yorum
Klasik Can Yayınları baskısı ve kalitesi diyerek lafı fazlaca uzatmayayım. Bence sıkıntı yoktu. Kapak tasarımına sadece bir parantez açmak istiyorum; kitabı okuyalı baya olmuştu ve bu nedenle kapaktaki sıçanlara bir türlü anlam verememiştim. Lakin okuma ilerledikçe kapağında nasılda anlamlı olduğunu kavrıyorsunuz. Sürprizi kaçmasın sizde okuyunca göreceksiniz nedenini…

EKSTRA

Bu kitap yorumunda küçük bir ekstra yazmak istedim. Bundan önce okuduğum eser az önce belirttiğim gibi Huxley’in Cesur Yeni Dünyası’ydı. Her iki yazarında kafaları hemen hemen aynı çalışıyor.

Kitaplarında birçok benzer noktası var. Mesela kitaplar noktasında fikirleri aynı. Kitaplara düşünmeye ve aydınlanmaya teşvik ettiği için yasak veya hakim gücün istediği yönde değiştiriliyor.

Kadın erkek ilişkisi ve cinsel ilişki noktasında fikirler aynı. Kesinlikle bir şehvet yaşanmamalı. Görev bilinciyle yapılmalı ve duygu katılmamalı.

Hakim güce karşı sorumluluklar benzer. Kesinlikle tartışılmasını veya değiştirilmeye çalışılmasını istemiyorlar.

Tüm bu nedenlerle iki kitabı benim gibi arka arkaya okursanız tekrara düşmüş gibi hissedebilirsiniz. Bu anlamda dikkatli olun derim :D

SEÇTİĞİM SÖZLER

Anlattığım toplumun bir gün mutlaka gerçek olacağına inandığımı söyleyemesem de, ona benzer bir toplumun gerçek olabileceğine inandığımı söyleyebilirim. (Sayfa 14)

SAVAŞ BARIŞTIR
ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR
CAHİLLİK GÜÇTÜR  (Sayfa 28)

İnsan, ardında tek bir iz bile, bir kağıt parçasına karalanmış tek bir adsız sözcük bile bırakmadıktan sonra, geleceğe nasıl seslenebilirdi?  (Sayfa 51)

Her davranışın sonuçlarını, o davranışın kendisi doğurur. (Sayfa 52)

Geçmişi denetim altında tutan, geleceği de denetim altında tutar; şimdiyi denetim altında tutan, geçmişi de denetim altında tutar. (Sayfa 59)

Peki, neydi hayatta kalmayı sağlayacak olan? Bunu bilmek kolay değildi. (Sayfa 86)

Kadınların hepsi de, Parti'nin olmalarını istediği gibi, erişilmezdi. Hakkını vererek sevişmek, isyan demekti. Arzu ise düşüncesuçu olarak görülüyordu (Sayfa 93)

NASIL'ını anlıyorum, NEDEN'ini anlamıyorum  (Sayfa 105)

Piyango, proleterlerin büyük bir ciddiyetle izledikleri tek toplumsal olaydı. Büyük olasılıkla milyonlarca proleterin biricik olmasa da başlıca varlık nedeniydi. Piyango'dan başka bir eğlenceleri, çılgınlıkları, afyonları, zihinsel uyarıcıları yoktu. İş Piyango'ya geldi mi, kör cahiller bile en karışık hesapları yapabiliyorlar, bir gördükleri numarayı bir daha unutmuyorlardı.  (Sayfa 111)

Winston bir zamanlar kağıt ağırlığı olarak kullanılmış olduğu kestirebiliyordu, ama artık hiçbir işe yaramaması onu bir kat daha çekici kılıyordu. (Sayfa 121)

Eskiden bir erkek bir kızın bedenine bakınca, safça baştan çıkardı diye geçirdi aklından.Oysa artık katıksız aşk ya da katıksız şehvet diye bir şey kalmamıştı. Her şeye korku ve nefret karıştığı için, artık hiçbir duygu katıksız değildi.  (Sayfa 155)

İnsan bir kadınla yaşadığında bu düş kırıklığı çok olağan, sık sık yinelenen bir şey  (Sayfa 168)

"Proleterler insan" dedi sesini yükselterek, "Biz insan değiliz" (Sayfa 195)

Köle halkların emeği, yalnızca sürekli savaşın temposunun hızlandırılmasını sağlar.  (Sayfa 218)

Savaş görüleceği gibi, artık tümüyle bir iç sorundur. Eskiden, bütün ülkelerin egemen kesimleri, ortak çıkarlarını bilerek savaşın yıkıcı gücünü sınırlandırabilmelerine karşın, birbirleriyle gerçekten savaşırlar ve savaştan zaferle çıkan her zaman yenik düşeni yağmalardı. Günümüzde ise asla birbirlerine karşı savaşmamaktadırlar. Savaş her egemen kesim tarafından kendi uyruklarına karşı verilmektedir ve savaşın amacı toprak ele geçirmek ya da toprak yitirmeyi önlemek değil, toplum yapısının değişmeden sürmesini sağlamaktır. (Sayfa 230)

En iyi kitaplar insana zaten bildiklerini söyleyen kitaplardır. (Sayfa 231)

Bir doğru vardı, bir de doğru olmayan; doğruya sarıldığın zaman, tün dünyayı karşına bile alsan, deli olmuyordun.  (Sayfa 249)

İnsan, sevilmekten çok anlaşılmayı istiyordu belki de. (Sayfa 286)

Kimse devrimi korumak için diktatörlük kurmaz, diktatörlük kurmak için devrim yapar. (Sayfa 298)

Sonunda kendin karşı zafere ulaşmıştı. Büyük Birader'i çok seviyordu (Sayfa 334)

...çünkü insanlar sözcüklerle düşünüyordu.  (Sayfa 336)
1984, Can Yayınları, Celal Üster, George Orwell, Kitap Yorumları,


Etkinlik hakkında detaylı bilgi için tık tık

11: KİTAP YORUMU: Amok Koşucusu

Ağustos 10, 2015
amok koşucusu yorumu, kitap özeti

Amok Koşucusu

Yazar :Stefan Zweig
Yayınevi :Can Yayınları

İntihar, Stefan Zweig'ın zihnini gençlik yıllarından beri meşgul eden bir kavramdı. Yaşamanın bir anlamı kalmadığını anladığı anda yaşamına kendi eliyle son verebileceğini daha üniversite yıllarında söylemişti. İlk evliliği sırasında karısı Friederike'yi kendisiyle birlikte intihar etmesi için zorlayan, sonra bu düşüncesinden vazgeçen Stefan Zweig, yıllar sonra, İkinci Dünya Savaşı sırasında, ikinci karısıyla birlikte yaşamına son verdi. Yazar, önceki intihar girişimlerinden vazgeçmiş olsa da korkularını, romanlarındaki ve öykülerindeki kahramanlara yaşatıyor. Amok Koşucusu'nda yer alan öykülerin ortak izleği de intihar. Kendi yaşamından ya ada tarihteki gerçek kişilerin yaşamlarından kesitler katarak yazdığı bu öykülerde Stefan Zweig'ın duyarlı kişiliğini, olağanüstü gözlem gücünü olduğu gibi sayfalara yansıttığını görüyoruz. Yazdığı öykülerin en başarılı örneklerinin yer aldığı bu kitapta, bir uzun öykü olan Amok Koşucusu bir baş yapıt. İnsanı en güçsüz, en savunmasız yönleriyle ele alıp, insan ruhunun en derin katmanlarına inmeyi bilen, bütün bunları son derece canlı, ayrıntılı, çok yönlü bir anlatımla kaleme alabilen, okuru gerçekten etkileyebilen bir yazar Stefan Zweig. Yazdıklarının üzerinden bunca yıl geçmiş olmasına karşın, öykülerinin, romanlarının bugünkü kuşaklar tarafından da aynı ilgiyle okunması, onun kalıcı bir yazar olduğunun en büyük kanıtı. Amok Koşucusu'nun bu yeni çevirisinde, daha önceki basımda yer almayan öyküler de bulunuyor.

Sayfa Sayısı: 189
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe

KİTAP YORUMU


Herkese merhabalar…

Yaklaşık 10 gündür Amok Koşucusu’nu okuyorum. Daha doğrusu okuyamıyorum. Nedenini bilmiyorum ama Amok Koşucusu beni gerçekten yordu. Sanırım işlenen konuların son derece iç karartıcı oluşu bunun başlıca nedeni. Kitabın dili alakalı olarak beni rahatsız eden bir durum olmadı. Yazarın kullandığı dili sevsem de işlenen konular gerçekten insanın içini karartabiliyor. Amok Koşucusu bildiğiniz gibi bana Kayb-ı Kelam’ın hediyesidir. Kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum. Yaptığı çekilişte kazandığım eserlerden birisi.
Amok Koşucusu 7 kısa öyküden oluşan bir kitap. Amok Koşucusu’da bu 7 hikayeden biri ve kitaba adını veren isim. Yaptığım araştırmada ilk basım ile şu an elimde bulundurduğum basım arasında bazı farklar var. Can Yayınları’nın son yaptığı basımda Zweig’in ilk basımda yer almayan öyküleri de buy kitaba eklenmiş.
Öykülerden beni etkileyenlere gelecek olursak “Bir Çöküşün Öyküsü” ve “Leman Gölü Kıyısındaki Olay” en etkilendiğim öyküler oldu. Özellikle Leman Gölü Kıyısındaki Olay’ın kahramanı olan Rus askeri yada köylüsü diyebileceğim kişinin vedasını yaparken ki ince hareketi etkileyiciydi. “Ay Işığı Sokağı”ndaki “pinti” arkadaşımızın durumu da oldukça sarsan bir durum şimdiden uyarayım.
Biraz kısa bir yorum olacak şunu söylemem lazım okunması gereken eserlerden bir tanesi bana göre Amok Koşucusu.. Ancak ruh halinizin bu kitabı kaldırıp kaldırmayacağı noktasında biraz dikkatli olun. Kasvetli havası sizi etkileyebilir.
Bu arada Stefan Zweig’in hayatının öykülerindeki kahramanlardan pekte farklı olmadığını gördüm ki bu beni çok şaşırtmadı. Gerçekten içinde bulunduğu ruh halini merak ettim kendisinin.

SEÇTİĞİM SÖZLER


  • Fransa’daki binlerce çaresiz kadından biriydi, her türlü hakareti, sövgüyü duyabilirdi. (Sayfa 30)
  • Yalan söyleseler bile inanmıştı onlara, çünkü gücüne güvenmesi kendi kudreti demekti. (Sayfa 33)
  • Kıskançlık olmadan, nefret olmadan, yalan olmadan yaşamaya değmezdi. (Sayfa 39)
  • Tarihin akışı zorlanmaktan hoşlanmaz, kahramanlarını kendisi seçer, ne kadar zorlasalar da davetsiz gelenleri hiç acımadan geri çevirir; kaderin arabasından düşen olursa onu artık geri çekmemek gerekir. (Sayfa 52)
  • Tetiğe basmasını engelleyen tek şey, ormandaki bir hayvan gibi geberip gitmesinin vereceği acıydı… (Sayfa 59)
  • Yardım etmek için de bu duyguya ihtiyacınız vardı, karşınızdakinin size ihtiyacı olduğu duygusuna. (Sayfa 95)
  • İnsan her şeyini kaybederse, elindeki son şeyi kaybetmemek için umarsızca mücadele eder. (Sayfa 120,121)
  • İnsanın elinde kalan tek hak, canı istediği biçimde gebermektir. (Sayfa 129)
  • Çünkü hayatın görkemi de yoksunluğu da aynı biçimdedir. (Sayfa 135)
  • O Kendine zarar veriyor, salt… salt benim canımı yakmak için (Sayfa 145,146)

AMOK KUŞUCUSU İÇİN DİĞER YORUMLAR

Ben Bazen Okuyorum’un yorumu

Oklap Kütüphanesi’nin yorumu

Stefan Zweig ve karısının son fotoğrafı... Sanırım hikayelerin nedenini açıklamaya yetecek nitelikte bir fotoğraf. 

Blogger tarafından desteklenmektedir.