kitap özeti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap özeti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Harry Potter ve Azkaban Tutsağı - Harry Potter #3 / 3. Kitap Özeti

Temmuz 26, 2021

kitap özeti,Harry Potter,Harry Potter ve Azkaban Tutsağı,J. K. Rowling, harry potter 3 izle 720p, harry potter 7 izle 720p, harry potter ve felsefe taşı izle 720p, harry potter movies

Cahil Okur’dan herkese merhabalar…

 

Blogumun üçüncü kitap özeti ile karşınızdayım. Bu özeti hazırlayalı bir hayli zaman olsa da paylaşmak şimdiye nasip oldu. J. K. Rowling’in muhteşem serisi Harry Potter’ın 3. kitabı olan Harry Potter ve Azkaban Tutsağı özeti karşınızda…

 
 Harry Potter Serisi Kitap yorumlarım 


Harry Potter ve Azkaban Tutsağı
(ÖZET)

 

Harry, yaz tatili için Dursley’lerin evindedir. Ron ile yaptıkları telefon görüşmesi sonrası tatil onun için daha zorlu geçmeye başlar. Marge Hala’nın Dursley’leri ziyareti ise bardağı taşıran son damla olur. Harry, Marge Hala’ya yaptığı büyü sonrasında evi terk eder.

Harry evi terk ettikten sonra o siyah köpeği ilk kez gördü. Sonrasında ise olaylar hızlıca gelişti. Hızır Otobüsü’ne Neville’ın adı ile binen Harry soluğu Çıkın Çıkmzı’nda aldı. Orada Bakan Fudge ile görüşen Harry, okul dışında büyü yaptığı için ceza almasa da Fudge’un hareketlerindeki tuhaflık Harry’nin dikkatinden kaçmamıştı.

Diegon Yolu’nda geçen birkaç günün ardından Harry, Ron ve Hermonie ile buluştu. Çok sevdiği Weasley ailesi ile yenen yemeğin ardından ise Bakan Fudge’un tavırlarındaki garipliğin sebepleri anlaşıldı. Mr. Ve Mrs Weasley’in konuşmalarını dinleyen Harry, adını ilk defa duyduğu Sirius Black’in kendisinin peşinde olabileceğini de o konuşmada öğrendi.

Ertesi gün Hogwards Ekspresi için yola çıkan ekip, trende Prof. Lupin’in de yer aldığı kompartımana yolculuk ettiler. Hogwards ekpresi’nin o seferinde bir ilk yaşanır ve tren yolda durur. Bu garip olayların ardı kesilmez ve adına Ruh Emici dene o garip yaratıklar öğrencilerle dolu trene adım atarlar. Harry, ruh emicilerle ilk karşılaşmasında bir şok yaşarak bayılır. Prof. Lupin, ruh Emicileri Harry’den uzaklaştırır ve Harry bir süre sonrasında kendisine gelir. Ruh emiciler noktasında ilk cidi uyarıyı ise hoş geldin yemeğinde okul müürü Prof. Dumledore yapar; “Rica veya mazereti anlamak bir ruh emicinin doğasında yoktur. Size zarar vermeleri içi neden yaratmayın…”

Harry ve arkadaşlarının ilk dersi kehanetti. Kehanet dersindeki alıştırmada Harry’nin fincanın da ECEl belirirken, Prof. McGonagall, Prof. Trelawney’in her yıl bir öğrencinin öleceği kehanetinde bulunduğunu ifade ederek Harry ve arkadaşlarının yüreklerine su serpti. Bu kehanetlere rağmen henüz ölen bir öğrenci ise hiç olmamıştı.

Harry ve arkadaşları öğleden sonra ise Hagrid’in dersine katıldılar. Hagrid, Harry ve diğer öğrencileri ilk defa bir Hipogrif ile tanıştırdı. Şahgaga isimli hipogrif ile Harry birbirlerine çabuk ısındılar ve Harry’nin üzerin binmesine izin verdi. Malfoy’un denemesi ise tam bir kavusa dönüştü. Şahgaga, Malfoy’u yaralayınca Hagrid ilk dersi yarım kalmak zorunda kaldı.

Sihirli Hayvanların Bakımı ardından ise ilk günün son dersi olan Prof. Lupin’in Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersine yol aldı Harry ve arkadaşları. O gün Böcürt isimli yaratıkla karşılaşan öğrencilerin tamamı başarılı bir karşılaşma gerçekleştirdi. Sorunsuz geçen derste sıra Harry’ geldiğinde ise Prof. Lupin sırayı bir diğer öğrenciye geçirmişti. Harry bunun sebebini anlamasa da kafasında bir soru işareti olarak kaldı Prof. Lupin’in bu davranışı.

Yılın ilk Hogsmade ziyaretinde geride kalan Harry şato içerisinde gezerken Prof. Lupin ile karşılaşır. Prof. Lupin’e ilk derste neden kendisine sıra geldiğinde diğer öğrenciye geçtiğini merakla soran Harry, Prof. Lupin’inden “Voldermort olacağından korktum” cevabını alır. Bu mantıklı cevap Harry yeterince tatmin etse de aklının bir köşesinde yine de kendisine açıklanmayan bazı şeyler olduğuna dair hisler vardır.

Harry yılın ilk Quidict maçı için oldukça heyecanlı olsa da işler umduğu gibi gitmez. Maçın ikinci yarısında tribünde ECEL’i gören Harry, Ruh Emicilerin sahaya girmesiyle bayılır ve 15 metreden aşağı düşer. Kendini hastane kanadında yatarken bulan Harry, süpürgesinin Şamarcı ağaç tarafından parçalandığını ve maçı kaybettiklerini haberini de alınca moralleri iyiden iyiye bozulur.

Yarı yıl tatilinde Harry’i yalnız bırakmamak için Ron ve Hermione de okulda kalmay karar verirler. Harry arkadaşlarının bu kararı almalarında gördüğü ECEL’in ciddi bir katkısı olduğunu bilse de Noel’i yalnız geçirmeyecek olmasına sevinir.  Yeni yıl şöleni öncesinde Ron ve Hermione son Hogsmade ziyareti için okuldan ayrılırken, Fred ve George Weasley Harry’e erken Noel hediyesini takdim ederler. Weasley ikizlerinin hediyesi Çapulcu Haritasıdır ve bu Harry’e oldukça fazla şekilde arzuladığı Hogsmade’in kapılarını açar.

Harry, Çapulcu Haritası sayesinde soluğu Hogsmade’de Ron ve Hermione’nin yanında alır. Üçlünün ilk durağı Bağıran Baraka’da alırken, onların hemen ardından barakaya Hagrid, Prof McGonagall, Prof. Flitwick, Bakan Fudge ve Bayan Rosmerta girerler. Grubun konuşmasına şahit olan üçlü adeta şoka uğrarlar. Sirius Black, Harry’nin vaftiz babası ve ailesine ihanet eden arkadaşlarıdır. İhanetinin ardından James Potter ile ortak arkadaşları Peter Pettigrew, Black’in ardında düşşede o da Potter ailesi ile aynı kaderi paylaşır.

Harry yaşadığı şok ile okula nasıl döndüğünü anlamasa da aklındaki tek şey Sirius Black ismidir. Ron ve Hermione’nin tüm ikna çabalarına rağmen Harry, Sirius Black’in peşine düşme kararı alır. Harry ailesi noktasında kendisine her zmaan doğruları anlatan Hagrid’e nasıl olurda Sirius Black’ten hiç bahsetmediğini sormak istese de, Hagrid’in başı bakanlık ile yeterince sıkıntı da olduğu için bu kararından vazgeçer. Hagrid, Malfoy’u yaralayan Şahgaga’yı bakanlığa karşı savunmak zorundadır. Harry bu nedenle hiddetini gizler, Ron ve Hermione’ile birlikte Hagrid’e yardımcı olabileceğini düşündüğü şeylerin peşine düşer.

Noel’de Harry sıkıntılarını az da unutturacak bir hediye alır, Ateş Oku… Ron ve Harry isimsiz gelen hediye için oldukça sevinseler ve havalara uçsalar da Hermione, Prof. McGonagall’ı durumdan haberdar etmekten geri kalmaz. Prof. McGonagall, Harry ve Ron’un heyecanlarını kursaklarında bırakarak Ateş Oku’na el koyar. Gerekçe ise hediyenin Sirius Black trafından gönderilmesi ve lanetlenmiş olabileceğidir. Sonraları Kaptan Wood profesörden defalarca Ateş Oku’nu istese de başarıl olamaz.

Noel’in ardından Harry, Prof. Lupin ile birlikte Ruh Emicilere karşı nasıl mücadele edeceğini öğrenmeye çalışır. Lupin, Harry’e Patronus büyüsü öğretmeye çalışsa da ilk denemeler hiç de beklendiği gibi geçmez.  Haftalık olarak çalışmalara devam etme kararı alırlar.

Her şey istedeiği gibi gitmese de Prof. Lıpin ile derslere devam eden Harry, bir süre sonra Ateş Oku’nu geri alır. Yeni süpürgesi ile Gryffindor ortak salonuna dönen Harry ve Ron kapıda şifreyi unutan Neville’e yardım ederler ve ortak salonda Ateş Oku’nun gözükmesi ile tüm dikkatler onlara döner.

Ateş oku’yla il maçına çıkan Harry, Ravenclaw’ı yenerken, saha kenarından Harry’i Ruh Emici taklidi yaparak korkutmaya çalışan Malfoy ve arkadaşları binalarına eksi 50 puana neden olurlar. Maç sonrasında Gryffindor ortak salonu adeta bir panayır yerine döner. Eğlence Prof. McGonagall’ın ortak salona girişine kadar devam eder.

O gece Harry’nin içinde bulunduğu yatakhane oldukça fazla karıştı. Uyurken bir anda yüksek sesler duyan Harry, cibinliğinden kurtulduğunda Ron’un şoka girmiş haliyle karşılaştı. Ron, Sirius Black’i gördüğünü ve elinde bir bıçakla yatağının başında dikildiğini söylüyordu. Bu garip olayın ardından yatakhanedeki herkes iyiden iyiye korkmaya başladı.

Tüm yaşanalar Harry’i Hogsmade ziyaretinden geri bırakamadı. Bu sefer yanına görünmezlik pelerinini de alan Harry Ron ile buluşarak köyü gezmeye başladı. Bağıran baraka’da Malfoy ve çetesiyle karşılaşan Harry, Malfoy’a zorbalıkları nedeniyle bir ders vermek istese de görünmezlik pelerinini üzerinden kayması sonrasında başı oldukça büyük bir belaya girer ve soluğu Prof. Snape’in odasında alır. Yanındaki Çapulcu Haritası’nı Prof. Snape’e kaptıran Harry ceza almaktan kurtulsa da Snape’in Karanlık Sanatlara Karşı savunma öğretmeni Prof. Lupin’den aldığı yardım sonrasında Çağulcu Haritası’ndan tamamen ayrılmak zorunda kalır.

Çapulcu Haritası’nı kaybeden Harry tüm dikkatini Slytherin ile yapacakları maça çevirir. Maçın oynanacağı günü gecesi ise kavuslarla uyanır ve camdan dışarı baktığında Ecel’i Hermione’nin kedisiyle birlikte görür. Bu sahneyi ron’a da göstermeye çalışsa da aldığı cevap güçlü bir horlamadır.

Sabah ortak salondaki kahvaltı ardından, Gryffindor takımı maçın oynanacağı sahaya gider. Zorlu maçta Slytherin’in her türlü hilesine rağmen Gryffindor yıllar sonra Harry’nin başarısı sayesinde kupaya ulaşır.

Harry ve arkaaşları şampiyonluk kutlamalarına sınav döneminin girmesiyle ara verdiler. Zorlu sınav döneminde Hagrid’den gelen  baykuş her şeyi daha da zora soktu. Şahgaga ve Malfoy ardında gerçekleşen olay sonrasından Şahgaga’nın idam kararı kesinleşmişti.

 Son sınavların ardından Harry, ron ve Hermione soluğu Hagrid’in evinde aldılar. Tüm olanları bir kez daha Hagrid’in ağzından dinleyen Harry ve arkadaşları orada garip bir sürpriz ile karşılaştılar. Öldüğü zannedilen Ron’un faresi Scabbers, Hagrid'in evinden çıktı. Bu arada Şahgaga’nın idamı için gelen heyet Hagrid’in evine yaklaştığını duydular ve Hagrid Harry ve arkadaşlarını arka kapıdan dışarı çıkardı. Harry ve arakdaşları idamı görmemek adına hızla uzaklaşmaya çalışsalar da celladın inen baltasının sesinden kendilerini koruyamadılar.

kitap özeti,Harry Potter,Harry Potter ve Azkaban Tutsağı,J. K. Rowling, harry potter 3 izle 720p, harry potter 7 izle 720p, harry potter ve felsefe taşı izle 720p, harry potter movies

Harry ve arkadaşları hızla şatoya yönelirken Scabbers’ın çığlıkları onları endişelendirdi. Bir anda ortaya Hermione’nin kedisi Crookshanks çıktı. Scabbers’ın kokusunu almış gibi Crookshanks onlara yaklaşırken, Scabbers ise Ron’un  cebinden çıkarak kaçmaya başladı ve ortalık bir anda karıştı.

Kedinin fareyi kovalaması Şamarcı Söğüt’e kadar devam ederken ron, Scabbers’ı yakaladığı sıra Ecel ortaya çıktı ve hızlıca Harry’nin üzerine atıldı. Ron arakdaşını korumak için araya girsede bu seferde Ecel’in kurbanı o oldu ve Ecel Ron’u hızla Şamarcı Söğüt’ün altındaki oyuğa çekti. Harry ve Hermione ise Crookshanks'ın yardımıyla Ecel ve Ron’un peşine düştü.

Oyuğun altındaki gizli yol Harry ve Hermione’yi doğruca Bağıran Baraka’ya götürdü. Yakalanmaktan korkan Harry ve Hermione arkadaşlarını bulmak için cesaretlerini topladılar ve 2. kata çıktılar. 2. kattaki odların birinde Ron’u bulan Harry ve Hermione, Ron’un onları uyarmasına fırsat kalmadan Sirius Black’in eline düştüler.

Kısa bir cebellşemenin ardından Harry asasını Sirius Black’in kalbine dayadı ve sözleri söylemeden aşağıdan gelen seslere kulak verdi. Son hamle için gelenleri bekleme kararı aldı.

Gelen kişi Karanlık Sanatlara Karşı Savunma öğretmeni Prof. Lupin’di. Odaya girer girmez durumu anlayan Lupin, Harry ve arkadaşlarını silahsızlandırma büyüsü ile etkisiz hale getirdi. Bu hamlesi ardından ise olanları anlatmaya başladı.

Lupin, Harry’e onları çapulcu haritasından 4 kişi olarak gördüğünü söylediğinde, Harry itiraz ederek üç kişi olduklarını söyledi. Lakin Lupin, ron’a yönelerek Scabbers’ı istedi. Fareyi eline alan Lupin, “O bir büyücü” dedi Scabbers’ı göstererek. Söze Sirius Black devam etti, “O bir animagus, adı da Peter Pettigrew”…

Sonrasında öğrencilik yıllarından başlayarak tüm hikayeyei anlattı. Lupin vir kurt adamdı. Ve arkadaşları Sirius, James ve Peter ona yardım edebilmek için yasadışı olarak animagus olmuşlardı. Lupin her kurt adam olduğunda animagus arkadaşları ona destek oluyorlardı. Çapulcu haritası da bu dönemde onlar tarafından yazılmıştı.

Lupin hikayeyi Snape’e yapılan acımasız şakayı anlatarak devam ederken, birden görünmezlik pelerini altından Snape ortaya çıktı. Snape eski düşmanı Sirius Black’i safdışı bırakmaya çalışsa da Harry, Ron ve Hermione ona engel oldular. Harry, Sirius Black'in tüm anlattıklarına inandı ve şatoya geri dönmek için yola koyuldular.  

Tünelden geri şatoya döndükleri sırada yeniden gökyüzünü gördükleri anda Lupin, Snape’in kendisi için yaptığı ilacı kullanmadığından kurt adama dönüşür. Sirius Black hemen animagus haline dönüşerek dostuyla mücadeleye girer ve Lupin’i çocuklardan uzaklara götürür. Bu karışıklıktan yararlanan Peter Pettirgrew ise fareye dönüşerek oradan uzaklaşırken Ron’u da yaralar ve kaçar.

Harry ve Hermione Ron’u şatoya taşımaya çalıştıkları sırada Harry Sirius Black’in çığlıklarını duyar ve hızla ona doğru koşmaya başlar. Gölün kenarında Black’i yeniden insan formunda gören Harry, vaftiz babasının etrafını saran Ruh Emicileri görünce heyecana kapılır ve Patronus büyüsü ile onları uzaklaştırmaya çalışır ancak başarılı olmaz. Tam ruh emiciler Sirius Black’e ölüm öpücüğü vereceği sırada gölün karşı kıyısından tek boynuzlu bir at misali parlayan bir patrınus büyüsü belirir ve Ruh emicilerin tammaı oradan uzaklaşır ve ortam yeniden ılır…

Harry uyandığından kendini hastane kanadında bulur. Prof. Snape ve Bakan fudge Sirius black hakkında konuşmaktadırlar. Bakan Fudge Sirius Black’in ruh emciler tarafından idam edileceğini söylemesine Harry itiraz etse de bunu npek bir faydası olmaz. Prof. Snape o uyurken zaten her şeyi anlatmıştır. Bu sırada hastane kanadına giren Prof. Dumbledore Harry ve Hermione iel tek başına konuşmak ister ve diğerlerinden izin isteyerek odadan uzaklaşmalarını sağlar.

Dumbledore, Hermione’ye sene başından bu yana kullandığı Zaman Döndürücü’yü kullanmasını ve iki masumun hayatını kurtarmasını söyler. Harry durumu anlamasa da Hermione’ye katılır ve zamanı 3 saat geri alırlar.

Harry ve Hermione ilk olarak Şahgaga’yı kurtarır. Ardından Harry göle yönelir. Kendisini ve Sirius Black’i gölün karşı kıyısından dikkatle takip eder. Ancak ilk seferde gelen payronus büyüsü gelmez. Harry olayı ilk yaşadığından patronus büyüsünü yapan kişinin babası olduğunu sandığı için gözü James’in hayaletini arar lakin bulamaz.  Zaman iyice daraldığında Harry, büyüyü yapanın babası değil kendisi olduğunu anlar ve kolları sıvar. İlk kez şekil alan büyüsü, çatal boynuzlu bir geyikti. Harry onun babasının animagusu olan Çatalak olduğunu düşünür.

Harry kendisini ve Sirius Black’i kurtarması ardından Snape belirir ve onları şatoya götürür. Gelecekten gelen Harry ve Hermione ise Şahgaga’ya binerek bir diğer masum olan Sirius Black’i hastane kanadından kaçırırlar. Sirius Black Şahgaga’ya binerek özgürlüğe uçarken Harry’e tıpkı babası gibi olduğunu söyler.

Sirius Black’in kaçısı sonrasında Snape ona Harry’nin yardım ettiğinden neredeyse emindir lakin bunu kanıtlayacak elinde herhangi bir kanıt yoktur. Snape’in tüm itirazlarına rağmen Harry ve arkadaşları ceza almazlar ve normal hayatlarına geri dönerler.

Harry, ron ve Hermione daha sonra Hagrid’i ziyaret ettikleri sıra Prof. Lupin’in okuldak ayrılacağı öğrenirler ve Harry soluğu profesörün odasında alır. Lupin, Harry’nini tüm itirazlarına rağmen bunun alınması gereken bir karar olduğu noktasında ısrarcı olur. Sonrasında Dumbledore’da onlara katılır. Dumbledore, Lupin’in okuldan ayrılması ardından Harry’e Hermione ile birlikte güzel bir iş çıkardıklarını söyler. Sözlerini babası gibi davrandığını belirterek tamamlar.

Yaşanan onca maceradan sonra okulun son gününde Gryffindor okul kupasını kazandığı için ortak solan altın ve kırmızı renk ile donatılır. Şölen oldukça şatafatlı olsa da Harry gibi birçok arkadaşı da Prof. Lupin'in gidişi nedeniyle üzgündürler.

Şölenin bitmesi ile birlikte okul yılı tamamlanmış ve herkes Hogwarts trenine binmeye başlar. Harry, Ron ve Hermione trene binip kompartımana yerleştikleri sırada cama bir baykuş gelir. Sirius Black’inmektubunu taşıyan Baykuş oldukça yorgun gözükürken mektupta yazanlar hepsini sevindirir. Gelecek yıl için Harry’nin Hogsmade’e gitmesi için bir izin belgesinin yer aldığı mektupta Sirius Black iyi olduklarını ve kısa süre içerisinde görüşeceklerine inandığını ifade etmiştir. Ayrıca mektubu getiren baykuşunda faresini kaybeden Ron’a kendisinin bir hediyesi olduğunu ifade eder.

Keyifli geçen yolculuk ardından tren perona yaklaşırken Harry, ron ve Hermione birbiriyle vedalaşırlar. Harry peronda Vernon enişteyi görünce hızla ona yaklaşarak, bir vaftiz babası olduğunu ve katil olduğunu söyler. Vernon Enişte endişelenir ve Harry için ilk defa daha keyifli geçecek bir yaz tatili başlar.

Sana söyleyemediğim her şey (Celeste Ng) / 2. Kitap Özeti

Şubat 22, 2021

Celeste Ng, Edebiyat, Everything I Never Told You, Kitap Özeti, Martı Yayınları, Roman, Sana Söyleyemediğim Her Şey, Zeynep Yeşiltuna,

Cahil Okur’dan herkese merhabalar…


Blogumun ilk kitap özetini verdiğim uzun aradan hemen önce yayınlamıştım. Hazır geri gelmişken ikinci özeti de şuralara bırakayım dedim. Bu seferki özetimiz Celeste Ng’nin “Sana söyleyemediğim her şey” kitabına dair…

 

NOT: Yazım özet içerikli olduğu için içerisinde bolca içerik hakkında bilgi içerecektir. Bu nedenle eseri okumayı planlayan arkadaşlarımın konu hakkında bilgilendirmek isterim. Spoiler yemek istemiyorsanız uzak durunuz.

 

Sana söyleyemediğim her şey / Celeste Ng

 

Lydia artık yok. Ama kimse bunun farkında değil. Anne Marilyn onu evde arasına rağmen bulamadı. Sonrasında liseyi arayarak kızının evden erken ayrıldığı kanısına varsa da durumun hiçte öyle olmadığı anlaşılınca panik daha da artıyor. Prof. James Lee, Marilyn’in telefonu sonrasında hemen eve dönüyor ve polise haber veriliyor. Polisler evde yaptıkları üstünkörü araştırma ardından aileye kaybolma vakalarının ilk 24 saatte kendiliğinden çözüldüğünü belirterek oradan ayrılıyor.

 

Lydia’nın abisi Nath ise bu açıklamadan memnun kalmasa da bir şey demiyor. Nath sonrasında Lydia’nın dün gece neler yaptığı hatırlamaya çalışıyor. Aklına gelen tek şey ise Lydia’nın bütün gün beraber takıldığı Jack. Ama bunu zamanında ailesine anlatmadığı için susmayı tercih ediyor.

 

Bütün gün bekledikten sonra ve telefon aramaları sonuç vermeyince James polisi son bir kez arasa da sonuç alamıyor. James çocukları odasına gönderirken Nath’in aklında Jack, Lydia’nın kız kardeşi Hannah’ın aklında ise dün gece evden uzaklaşırken gördüğü o karaltı vardır. Çarşamba sabahı ise James polisi tekrar aramasına rağmen bir sonuca varamaz. O gün öğlene doğru gölde başıboş bir kayık bulunur. Polis akşam saatlerinde kayık ile Lydia arasında bir bağlantı kurarak, aramaları bu noktada genişletir. Perşembe sabahı ise polis aradığına gölde ulaşır.

 

Aslında her şey anne ve babası ile başlamıştır… Annesi ömrü boyunca dikkat çekmek isterken, babası sıradan bir adam olmanın peşinden koşmuştu. Marilyn ile James’in ortak bir hayat kurmalarının nedeni de budur. Marilyn uzak doğulu öğretmeni James’i ofisinde ilk kez öptüğünde fark edildiğini hissetmişti. James ise yıllardır “öteki” olduğu Amerika’da o sarışın kızın kendisini öpmesi sonrası aidiyet hissedecektir. Böylesi başlayan aşkları Marilyn’in hamile kalması sonrasında evliliğe doğru ilerler. Marilyn’in annesi buna karşı çıksa da evliliği engelleyemez. Tören sonrasında dostlarla yenilen yemek ise Marilyn ve annesinin son görüşmesi olur.

 

Lydia’nın cenazesi sonrasında Nath, Jack’i sıkıştırır ve kardeşinin ölümünden onun sorumlu olduğunu söyler. Jack biraz korkarak, biraz ürkerek bir şeyler gevelerken James, Nath ve Jack’i ayırır. Nath cenaze töreni sonrasında uzun süre mezarlıkta kalır. Sonrasında eve yürüyerek gider. Sokağa girdiğinde Jack’in evinin önündeki polis arabasını görür. Gizlice içeride konuşulanları dinler. Jack sadece arkadaş olduklarını ve Lydia’nın sürekli üzgün olduğundan bahseder. Nath’e göre bu durumunun tek sebebi Jack’dir. Evde ise Marilyn bambaşka bir dünyadadır. James onu teselli etmeye çalışsa da Marilyn uyumak için odalarına çıkar. Evin en küçüğü Hannah ise kenarda sessizce ailesini izlemektedir.

 

James Marilyn’i teselli etmekten ya da karısında teselli bulmaktan umudunu yitirince ofisindeki acil tıp raporunu almaya gider. Başta rapor geldiğinde onu yırtıp atmak istemiştir. Sonrasında bundan vazgeçip okumaya karar verir, okuduğunda ise tüm ruh hali kötüleşir… Sekreteri Louisa, James’in durumunu fark edince onu evine öğle yemeğine davet eder, birlite ofisten çıkarak Louisa’nın evine doğru yol alırlar.

 

Marilyn bir türlü uyuyamadığı için soluğu Lydia’nın odasında alır. Kızının sorununu çözmeye gayret eder. Aklına kızına hediye ettiği günlük gelir. Kitaplığın en alt rafındaki 1977 yılına ait günlüğü açar ama boştur. 1976 günlüğü de ondan farksızdır. Marilyn’in Lydia’ya 5 yaşındayken aldığı ilk günlüğe kadar tüm defterleri kontrol eder lakin hepsi boştur. Marilyn’in aradığı cevaplar Lydia’nın odasında yoktur.

 

James yemek yemek için geldiği Louisa’nın evinde öğle yemeğine dair bir şeyle karşılaşmaz. Kızının ölümü nedeniyle hüsran içindeki baba, aradığı teselliyi Louisa’nın dudaklarında bulur. Çiftin yatak odasında yaşadıkları ardından James kızının kaybolduğu günden beri ilk kez rüyasız bir uyku çeker. Uyandığında gömleğini iki kez yanlış iliklemesi ardından  giyinebilir ve Louisa’nın yüzüne bakmadan “Hoşça kal” diyerek oradan ayrılır.

 

Marilyn ve James geleneksel Noel partisine giderken bunun istediğinden değil çok James için yapıyordu. Parti boyunca da insanlardan uzak durmuştu zaten. Tom Lawson ise köşede duran Marilyn’e yaklaşarak havadan sudan ve üzerine çalıştığı araştırmadan bahsetti. Lawson’un anlattıkları ile yeniden meslek aşkı artan Marilyn bir asistana ihtiyacı olup olmadığını sordu. Lawson yardımın kendini mutlu edeceğini söylese de o gece eve döndüklerinde James, Marilyn’in çalışmasına gerek olmadığını söyleyerek konuyu kapattı. Ertesi gün kahvaltıda annesinin öldüğünü öğrenen Marilyn içindeki boşluk ile çocukları ve kocasını arkasında bırakarak cenaze işlemleri için annesinin evine gitti. Defin sonrası evde hatıraları ile yüzleşen Marilyn, annesinin notlarla donattığı yemek tarifi kitabı dışında var olmamış gibi olduğunu, yaşamamış gibi olduğunu fark etti. Bu aydınlanma Marilyn’in hayatını değiştirecek bir aydınlanmaydı.

 

Marilyn yokken James ve çocuklar bir süre iyi idare ettiler. Hafta sonu Nath ile yüzme havuzuna giden James, Lydia’yı ise komşularına emanet etti. James, Nath’in sosyalleşmesi, kendisi gibi diğer çocuklardan uzak durmaması için istemişti bu havuz işini aslında. Lakin işler öyle gitmedi ve Nath ile Jack’in arasının da açılmasının temeli olan ilk olay yaşandı. Jack yanındakiler ile birlikte Nath ile dalga geçmişti ve bu da Nath’in onurunu incitmişti. Aynı olayların benzerlerini yaşayan James, oğluna destek olmak istese de sonunda hiçbir şey yapmamayı tercih etti.

 

Marilyn eve döndüğünde aklındakiler evden ayrılırkenki halinden çok farklıydı. Okulunu bitirip doktor olmayı düşünüyordu. Ev ve iki çocuk ile bu planı gerçekleştiremeyeceğine inanan Marilyn, amaçsızca bir gezi sonrasında kendini hastanenin bekleme salonunda, Jack’in annesi Dr. Wolf’un önünde bulur. Dr. Wolf ile geçen kısa bir sohbet sonrasında kararını verir. Toledo dışındaki devlet üniversitesi ile görüşen Marilyn, tüm hazırlıklarını yaparak o gün evden ayrılır. Nath ve Lydia okuldan döndüklerinde annelerini göremeyince onu dış kapı önünde beklemeye başlarlar. James eve geldiğinde Nath’e “Ne demek yok?” diye sorar şaşkın ve tedirgince… Nath ise sadece “Yok” demekle yetinir. O gün annesinin kendisine hediye ettiği günlüğe ilk kez yazacak bir şeyler bulan Lydia ise bunu nasıl yapacağını ise bilemez.

 

Hannah o gün ablasına olanları öğrenecekti. Herkes uyuduktan sonra gizlice evden ayrılarak göl kıyısına gitti. Lydia’nın bunu neden yaptığını anlamak istedi. Lakin istediği yanıtları göl kıyısında bulamadı. Sabah uyandığında Marilyn ve James kavga ediyorlardı. Lydia’nın ölümü sonrasında kapıya takılan zincir o gece takılmamıştı. Marilyn James’i suçlarken, James ise Marilyn’i olayı abartmakla suçladı. Hannah “Zinciri takmayan bendim” demek istese de sessizce Nath’in yanına oturdu. Marilyn ve James arasındaki tartışma telefonun çalması ile son buldu gibi görünse de bu sadece kavgaya verilen araydı. James polis teşkilatından arayan memura “Sizden daha fazlasını bekleyemezdik” deyince Marilyn kavgayı bir boyut ileri taşıdı ve James’e “Ben senin gibi polise yaltaklanmam. Kızımın başına gelenleri öğreneceğim” dedi. James bu sözün ardından evden ayrıldı. Tüm bunlar olurken Nath evin önüne çıkmış, Hannah ise kendisini masa altında güvene almıştı. Ne James ne de Marilyn olanların farkında değildi. James evden ayrıldığında göl ile ev arasındaki yolu iki defa arabayla turladı. Sonrasında ise direksiyonu Louisa’nın evine kırdı. Kapıyı açtığında Louisa’ya sadece karısını ve çocuklarını sevdiğini söyleyecekti ama onu karşısında gördüğünde sadece “Lütfen” dedi. Louisa kollarını açarak onu içeri aldı. James’in evden ayrılması ardından Marilyn ise Lydia’nın odasına çıktı. Kızının okul çantasına sarılarak o tanıdık kokuyu içine çekti. Sonrasında ise çantada bir yırtık buldu ve içindekileri fark edince bir şok yaşadı. Kızı daha 16 bile değildi ve okul çantasında yarım paket sigara ile açılmış bir prezervatif kutusu bulmuştu.

 

Hannah ve Nath olaylardan uzaklaşmak için dışarı çıktıklarında kendilerimi göl kıyısında buldular. İskelenin orada oturarak gölü seyreden iki kardeş sonrasında Jack’i gördüler uzaktan, Nath onunla konuşmak için ayağa kalkınca Jack hızlıca eve koştu. Nath onu yakalamak istese de Hannah buna izin vermedi. Bath, Hannah’a sebebini sorunca da “ Onunla kavga etme” demekle yetindi. Nath, Jack’in bu olayla ilgili olduğunu konusunda ısrarcıydı. Lydia’nın göle düştüğü o yazı hatırlıyordu.

 

Lydia2nın göle düştüğü o yaz Marilyn’in evi terk ettiği yazdı. Kimse o yazı bir daha konuşmasa da asla unutamamıştı. James, Marilyn için polise başvurduktan sonra onun yırtıp çöpe attığı mektubu bulmuştu. Parçaları birleştirerek imza bile atmadığı o satırları okumuştu. Marilyn, “Hayalimizde her zaman tek bir hayat olmuştu ve işler çok farklı şekilde gelişti.” Diye yazmıştı. James o satırlarda Marilyn’in onu Marilyn’n annesi gibi gördüğünü anlamıştı. Anneleri gittiğinde Lydia ve Nath için hayat daha da zorlaşmıştı. Nath’in Jack’e olan öfkesinin sebebi de bu dönemdi. Jack, biraz olsun soluklanmak için kapının önüne çıkan Nath’e yaklaşmış ve şekerleme vermişti o yaz gününde. Şekerlemeleri yerken ise Nath’e dönerek “ Her şey yoluna girecek, annem hep çocukların tek bir ebeveyne ihtiyacı olduğunu söyler” dedi. Nath sadece “kapa çeneni” dedi ve eve girdi. Sonraları bu sözleri unutan Nath’in içinde sadece Jack’e karşı öfke kalmıştı. Sonraki günleri Nath tv karşısında Lydia ile geçirdi. Gemini 9’un fırlatılacağı gün ise yeni bir amaç edindi. Uzay mekikleriyle ilgili ne bulabilirse okudu, astronotların isimlerini ezberledi. Her gününü bu işlerle geçirirken annesinin yokluğunu bir nebze olsa unuttu. Bir akşam üstü Nath “İnsanların aya gidip sonra geri gelebildiklerine inanabiliyor musun?” dedi babasına. James ise “ Nasıl olur da böyle şeyleri düşünebilirsin, biz burada…” dedi ve cümlesini tamamlamadan oğluna bir tokat attı. Hem Nath hem James bu tokatı asla unutmayacaktı. Ve James bu tokadın altında ezilecekti. 

Olay sonrasında Nath ve Lydia odalarına çıktı. Lydia annesi gittiği günden bu yana onun boşluğunu anneannesinin yemek tarifi kitabıyla kapatıyordu. Lakin annesi gittiğinden bu yana ev farklı kokuyordu ve bunu fark edince de bunu asla geri alamadı.

 

Marilyn cephesinde ise her şey yolunda gibiydi. Okuldaki çocuklar Marilyn’i kabullenmiş ve Marilyn sınıf arkadaşlarına yetişmişti. Ancak James ve çocuklara olan özlem hiç bitmiyordu. Bir ara evi aramış, James sürekli “Alo” dese de yanıt alamamıştı. Bir keresinde de telefonu Nath açmış ve annesinin öğrettiği gibi “Lee’lerin evi Hayallerinin peşinden koşmak iyi gelse de özlem giderek büyüyordu. Marilyn bir gün ders çalıştığı sıra başı dönerek yere düştü. Kendine gelmesi uzun sürünce sebepleri anlamaya çalışırken 9 haftadır regl olmadığını aklına geldi. Bunu umursamamaya çalışarak vücudunun strese karşı böylesi bir tepki verdiğini düşünse de, marketten dönerken yaşadığı kaza sonrasında gittiği hastanede her şey aydınlandı. Marilyn üçüncü kez anne oluyordu. Acil Servi yetkilileri James’e haber verdiğinde Marilyn hayallerini ne kadar kısa sürdüğünü düşündü. James ile birlikte eve dönerek çocuklarına tekrar sarıldı. Hayaller gerçekleştirilememişti. Lakin annesinin hayallerini kızı Lydia gerçekleştirebilirdi. Ve tüm hayatını buna adamaya başladı.

 

Annesi yokken kendine sözler veren Lydia bu yeni duruma çabuk alıştı. Annesinin her sorusunu doğru cevaplıyor, ardından yenisini sorması için ısrar ediyordu. Lydia annesi için zeki olmaya gayret ediyor, lakin işlerin daha da karmaşık olacağını biliyordu. Nath ise annesinin eve döndükten sonra Lydia’ya olan düşkünlüğünden mağdur olmuştu. Halbuki Nath de annesinin sorularına doğru yanıtlar verebilirdi. Lakin annesinin gözdesi Lydia olmuştu. James ve Marilyn, Marilyn’in evden uzakken 9 hafta yaşadığı e ve eşyalar için gittiğinde Nath ve Lydia Bayan Allen’e emanet edildi. Bayan Allen uyuyunca Nath ön kapıdan çıktı. Lydia onu durdurmaya çalışsa da daha sonra o da Nath’in peşine takıldı. İskelede oturdukları sırada Nath sebebini tam olarak bilmediği o hareketi yaptı ve Lydia’yı suya attı. Kardeşinin yüzme bilmediğinden haberdar olan Nath, Lydia’dan kurtularak annesinin hayatına kendine yer açmanın peşindeydi. Ancak hamlesini yaptığı an buna pişman oldu. Hızlıca suya atlayıp Lydia’yı çıkardı. Soluk soluğa kıyıya vardılar ve bir süre dinlendiler. Nath ayağa kalkıp uzaklaşmaya kalktığında Lydia kolundan tutarak gözleriyle gitme dedi. Nath elinden tutarak orada kaldı. Olaydan asla anne ve babalarına bahsetmediler. Anlatılamayacak kadar büyüktü çünkü. Yıllar sonra olayla ilgili Nath tek bir şey hatırlayacaktı, Lydia ise bambaşka bir şey… 10 yıl sonrasında bile aslında kimse o günleri unutmadı. Marilyn halen yemek yapmayı reddediyordu. James, her gün üniversiteden eve Marilyn’i evde bulacağından emin olarak dönmekteyken bile…

 

Lydia artık derslerde daha çok zorlanıyor ama bu konudan bahsetmekten kaçınıyordu. Nath ise üniversite başvurularının yanıtlarını beklemekteydi. Aslında Lydia gelen yanıtları yok etmiş bir şekilde kardeşinin gidişini engellemeye çalışıyordu. Bir akşam yemeği vakti Jack elinde bir zarfla Lee’lerin evinin kapısına gelene kadar bu şekilde devam etti olaylar. Jack, Harward’dan gelen zarfı Nath’e uzatarak “Tebrikler” dedi. Nath, halen Jack’e kızgın olsa da istediği zarfı getirdiği için sevinmişti. Nath zarfı açınca beklediği yanıtı almanın mutluluğu ile babasına Harvard’ı kazandığını söyledi. Böylece Lydia bir süre  dikkatlerin üzerinden gitmesine sevindi. Hazır ilgi kendi üstünden gitmişken Lydia ağzındaki baklayı çıkardı “Sanırım fizikten kalacağım” dedi. Marilyn ilgisi halen Nath’in üzerindeyken Lydia’ya dönerek açığı yarı yıl tatilinde kapatabileceklerini ve ona yardım edeceğini söyledi.

Yarıyıl tatili Nath’in Harvard’ı kazanmasının mutluluğu ile geçsede durumdan memnun olmayan Lydia , gizliden gizliye Nath’e gideceği için kızıyordu. Bir şekilde Nath’in canını acıtmak isteyen Lydia aradığı fırsatı yarıyıl tatili dönüşü fizik dersinde buldu. Derste Jack’te vardı ve Jack Nath’in en sinir olduğu isimdi. Lydia, Jack ile tanışarak onunla sohbete başladı. Hatta bir gün okul çıkışı onu eve bırakmasını istedi. Jack’in arabasına bindiklerinde ise aklında sadece Nath’i kızdırmak vardı. Hatta biraz daha ileri giderek Jack’in uzattığı sigarayı bile içti.

 

Hayatında içkiden uzak durmuş, uyuşturucu kullanmayan Jack, Lydia’nın gidişinden sonra aradığı tüm teselliyi Louisa’nın kollarında buldu. Polis merkezinden arayıp Lydia’nın ölümünün intihar olduğunu karar verdiklerini söyledikleri o günde aynısı yaşanmıştı. Marilyn polislerin saçmaladıklarını ve Lydia’nın kendisine ya da ailesine bunu yapamayacağını söyledi. “Beyaz bir kız olsa dosya kapanmazdı” diye de ekledi. James bu sözler ardından tüm hatanın kendinde olduğuna inanarak evden ayrıldı.  Marilyn bütün gece beklese de James gelmedi. Hatasını geçte olsa fark etmişti. Nath’in sabah kahvaltısında babası ile ilgili söyledikleri sonrası telefon rehberindeki o ismi buldu. L. Chen… Doğruca oraya giderek acı gerçekle yüzleşti.

 

Lydia ve Jack’in arkadaşlığı giderek ilerledi. Jack ona araba sürmeyi öğretirken, Nath hakkında sorular soruyor ve Lydia Nath’i gösterebildiği kadar aciz göstermekle abisinden öcünü alırken eğleniyordu. 16. yaş gününe az bir zaman kalmıştı Lydia’nın. Abisi evden ayrılacaktı, Lydia’da ehliyetini alarak abisi, tek dert ortağı olmayan o evden uzaklaşmayı deneyecekti. Doğum gününden bir önce babası James Lydia’ya gerçekten arzuladığı kolyeyi hediye etmiş ve ertesi gün ehliyet sınavı ardından arabayla turlayabileceklerini söylemişti. Ertesi gün onu okula almaya geldiğinde ise çok acı bir geçekle yüzleşmişti. Babası okula Louisa ile gelmiş ve kadın ön koltukta oturuyordu. Lydia aralarında geçen konuşmalardan ve beden dilinden ikisinin sevgili oldukları kanaatine vardı. Bu düşünce tüm heyecanı ve neşesini alıp götürmüştü. Sınavı bu şok ardından başarısızlıkla sonuçlandı elbette. Marilyn’in evde ehliyet görünümü verdiği pasta ise boşa giti. Annesi babası ve Nath bir sonraki sınav için Lydia’yı cesaretlendirirken, Hannah ise tüm gerçeği biliyordu. Lydia sınava hiç çalışmamıştı. Ehliyet sınavı için alınan kitap, çalıntı bir hatıra olarak kendi odasında yastığının altındaydı. Lydia onu hiç aramamıştı.

 

James eve döndüğünde olabileceklerden emindi. Marilyn onu bekliyordu. Karısı sadece “Ne zamandır?” diye sordu. James ise “Cenazeden beri” demekle yetindi. Marilyn hayatı boyunca alışılmışın dışına çıkmaya, James ise normal olmaya çalışmıştı. James ve Marilyn, Lydia’nın odasında kavga ederken Nath ve Hannah ise merdivenlerin başında onları dinliyordu. James sonunda içindekileri kusmuş, annesinin dediği gibi Marilyn’in James gibi bir adamla evlenmesinin yanlış olduğunu ifade etmişti. Marilyn ona “ defol” dedikten sonra odadan çıkmış Nath ve Hannah’ı görmeden geçerek evden ayrılmıştı. Hannah korkuyordu. Nath’in babası ardından evden ayrılmasıyla daha da korktu. O sırada Marilyn, Lydia’nın kitaplığını boşaltmaya, ölen kızının hatıralarını yok etmeye başlamıştı ki annesinin yemek tarifi kitabını en arka bulunca her şeyi anladı. Lydia kitabı kaybettiğini söylemişti ama yalandı. Tek istediği annesinin hayatını giderek daha kötüleştiren o hatırayı ortan kaldırmaktı. Marilyn tüm bu duygu seli içindeyken Hannah’ı kapıda gördü. “Anne” dedi Hannah ve Marilyn kollarını açarak küçük kızına sarıldı.

 

Nath hiç içki kullanmamasına rağmen içki dükkanından bir şişe viski aldı. Kasiyer ona ölen kızın abisi olup olmadığını sorduğunda başını sallayarak onu onayladı. Kasiyer Nath’ bir şişe daha viski vererek uzattığı on doları da geri verdi. Nath annesinin arabasına binerek şehrin en sakin yerine direksiyonu kırdı. 2 şişe viski içti ve sonrasında kendinden geçti. Onu bulan Memur Fisk oldu. Fisk, Nath’e “hadi evlat eve gitme vakti geldi” dedi. James ise evden ayrıldığından beri arabadaydı. Nereye gittiğini bilmeden önce şehir dışına giden yola soınra çevre yoluna çıkmıştı. Sadece uzaklaşıyordu. Aklında sadece bu kadar yanılmış olup olamayacağı vardı.

 

Nisan ayı geldiğinde ev Nath’in en son kalmak istediği yer haline gelmişti. Bir an önce Harvard’a gitmek istiyordu. Lydia ise ona Louisa’yı anlatmak ve “gitme” demek için uğraşıyordu. Ama yapamadı. O gün evden ayrılırken Nath, Lydia’ya ona arayacağına söz verdi. Uçaktan indiğinde ya da ondan sonraki günün sabahı ise aramadı. Cumartesi günü Lydia onu arayana kadar böyle sürüp gitti. Lydia’a Nath’e anlatması gereken şeyler olduğunu söylemişti ancak ilk defa alkol kullanan ve evden ilk kez uzaklaşan Nath ağzında bir şeyler geveleyerek “Eve döndüğümde konuşuruz” diyerek telefonu kapattı. Lydia gerçekten çaresiz kalmanın tadını o an aldı. Nath onu suyun yüzeyinde tutan isimdi.  Pazar günü ise James Lydia’ya yeni okul yılı için kırmızı bir elbise aldı. Mankenin üzerinde görüp beğenmişti. Moda olmalıydı. Lydia elbisesinin okul için uygun olmadığını bilse de babası için giydi. Nath o akşam eve dönecekti. Lydia tıpkı onun hayatında olduğu gibi kendi hayatında da bir şeylerin değiştiğini göstermek adına okul çıkışında Jackile görüşmeye karar verdi. Okul sonrasında Jack ile arabayı sakin bir yere süren Lydia ve Jack bir süre sohbet ettiler. Jack, Nath’in o gün döneceğini biliyor ve bu konuda konuşuyordu. Lydia ise Nath’in önemsiz olduğunu gösterme gayreti içerisindeydi. Lydia torpidoda olduğunu bildiği prezervatiflerden birini alarak Jack’ yaklaştı ve onu öptü. Jack “ Nath” demekle yetindi. “ Nath’in önemi yok” dedi Lydia. Jack ise Lydia’nın büyük bir aydınlanma yaşamasına neden olacak o sözleri söyledi, “Benim için var” O an reddedilmekten daha büyük acılar yaşayan Lydia, Jack’e kızarak oradan ayrıldı ancak Jack arkasından bağırmıştı “En azından ben korkarak başkalarının dilediği gibi yaşamıyorum” Lydia bu gerçekle yüzleşince daha da sinirlenerek “Bütün bu dediklerinden Nath ve okuldakilerin haberi olunca tekrar düşünürsün” dedi. Koşarak eve gitti.

 

O akşam Hannah dışında kimse Lydia’nın farklılığını görmedi. Hannah engel olması gerken bir şeyler olduğunu biliyor ama neden “Yapma” diyeceğini kestiremiyordu. Nath, annesi, babası ve Hannah’ın uyuması ardından Lydia her şeye bir son vermeye ve artık kendisi için yaşaması gerektiğine karar verdi. Her şeyin başladığı o göl kıyısına gitti. Yarın sabah annesine doktor olmayacağını ve babasına tek başına da mutlu olduğunu söyleyecekti. Nath’i gönül rahatlığıyla Harvard’a gönderecek Hannah’ı daha çok dinleyecekti. Hatta Jack’ten bile özür dileyecekti. Annesinin gittiği o yaz gölde yaşadığı ve Nath’in onu kurtardığı boğulma olayı sonrası verdiği sözler onu bu noktaya getirmişti. Aldığı yeni kararları da bu gölde mühürleyecekti. İskeledeki kayığa atladı ve gölün ortasına kadar gitti. Ayağa kalkınca biraz sendeledi ama dengesini korudu. İskeleye kadar yüzmek için kendisini siyah göl sularına bıraktı.

 

James evden o kadar uzaklaştı ki geriye dönmeye karar verdiğinde Marilyn’in evde olmayacağını düşünmüştü. Kapıdan içeri girişinde Hannah’ı çömelmiş kendine sarılırken buldu. Hannah söylemesi gerekeni biliyordu; “Annem yukarda” O sözlerin ardından tekrar nefes alan James, Hanna’ın yanına giderek ona sarıldı. Hannah o an bir şeylerin düzeleceğine karar verdi. James tıpkı Lydia Hannah kadar küçükken yaptığı gibi kızını omuzlarına aldı. Bir süre gülüştüler. Sabah oluyordu, Marilyn merdivenlerde belirdi. “Dönmüşsün” dedi, “Döndüm” dedi James. Hannah her zaman yaptığı gibi kaçamaya çalıştığı sırada Marilyn omzuna dokunarak onu tuttu ve başından öptü. “Sabah görüşürüz” dedi annesi Hannah’a… Hannah ilk kez sabah herkesin evde olacağına inanarak doğruca odasına giderek rahat bir uyku çekti.   Marilyn, James’e yaklaştı, yavaşça elini tuttu ve odalarına çekildiler. İlk tanıştıkları zaman gibi birbirlerini incitmekten korkarak sarıldılar birbirlerine ve uyudular. Sabah Hannah uyandığında dışarıda 2 araba, kapıda 5 çift ayakkabı vardı. Her şey yerli yerindeydi ve sevindi. Kapının önüne çıktığında Jack ve köpeği gezmeye çıkıyordu. Onların bile hala orda olması huzur veriyordu. Hannah gibi Nath’de Jack’i gördü ve aradığı fırsatı bulduğunu düşündü. Doğruca dış kapıya yöneldi. Hannah onu durdurmaya çalışsa da başarmadı. Nath peşindeki Hannah ile birlikte Jack’i göl kıyısındaki iskelede yakaladı. Ona itiraf etmesini söyledi cevap alamadı. Hannah’ın tüm itirazlarına ve ağlamasına rağmen Jack’e yumruk attı. Rahatlaması gerekiyordu ama öyle olmadı. Jack’de Nath’in yumruğunu yanıtsız bıraktı. “Konuş” dedi Nath, “Lydia anlatmadı mı?”dedi Jack. Ne anlatacaktı ki? Jack sadece kafasını eğdi ve ikinci darbe ile yere yığıldı. O anda araya giren Hannah abisini itmeye başladı. Nath gibi Jack’de onun ağladığını şimdi fark etmişti. Nath iskelenin kıyısına gerildi ve suya düştü. Yavaşça batıyordu Nath. Lydia’nın yaşadıklarını anlamaya başladığını düşündü. Az sonra batacak ve her şey bitecekti. Ama o yıllar önce batmamayı öğrenmişti. Vücudu istemsiz bir tepki ile onu su yğzeyine çıkardı ve Jack’in elini tutarak sudan çıktı.

 

Sonrası… Sonrası günlerde, haftalarda ve yıllarda hiç konuşmadılar. Lydia’yı düşündüler; “Sana söyleyeceğim o kadar çok şey var ki…”

 


Ateşten Gömlek (Halide Edip Adıvar) / 1. Kitap Özeti

Ağustos 20, 2019

Kitap Özeti, Roman Özeti, Performans Ödevi, Özet, Halid eEdip Adıvar, Ateşten Gömlek, Ateşten Gömlek Özeti, Halide Edip Adıvar Romanı Özeti

Cahil Okur’dan herkese merhaba… 

Bu gün sizlere blogumun ilk kitap özetini sunacağım. Roman özeti çıkarmayalı bir hayli zaman oldu, sanırım son özetimi ortaokula giderken çıkarmıştım. Bakalım aklımda kalan düzene göre bir özet çıkartabilecek miyim?

NOT: Yazım özet içerikli olduğu için içerisinde bolca içerik hakkında bilgi içerecektir. Bu nedenle eseri okumayı planlayan arkadaşlarımın konu hakkında bilgilendirmek istedim. Sonradan bana kızmayınız…

Ateşten Gömlek (Özet)– Halide Edip Adıvar  

Peyami’nin hayatında her şey akrabası olan cemal ile yeniden bir araya gelmesi ardından başlar. Hariciye Nazırlığı’nın bulunduğu sokaktaki saldırı da yeni hayatının ilk kıvılcımları olur. Peyami için önceleri anlamsız olan işgalciler ve vatan konuları artık toprağı yarıp havayla buluşan tohum misali yeşermektedir.

Kısa bir zaman sonra işgal edilen İzmir’den Cemal’in kardeşi Ayşe gelir. Ayşe, Peyami ve Cemal bir gün Mr. Cook adında bir gazeteci ile bir araya gelirler. Mr. Cook, İzmir hakkında Ayşe ile konuşur ama sözleri oldukça yaralayıcı ve işgalci devletlerden yanadır. Ayşe sabrını yitirir ve Mr. Cook’a gerekli olan cevabı verir. Ayşe’nin sözleri hem Peyami ve Cemal’de hem de orada bulunana diğer genç zabitlerdeki vatan aşkını alevlendirir. Gözler önce işgal altındaki İzmir’e oradan da Anadolu’ya döner…

Bu hadisenin ardından uzun bir zaman geçmeden Cemal Anadolu’ya geçerek millet güçlerine katılır ve işgalcilere karşı gelir. Yakın arkadaşlarından İhsan’da kısa bir zaman sonra ona katılır. Onların Anadolu;’ya geçtiği sıra Peyami kötü bir hastalığa tutulur ve iyileştiği zamana kadar İstanbul’da fiilen işgal edilmiştir. Abisi ve arkadaşları Anadolu’da mücadele eden Ayşe’de İstanbul’da fikri mücadele içindedir. Ayşe’nin bu tavırları işgalcileri peşine düşürür ve Anadolu’ya geçişi zorunlu hale gelir.

Ayşe’ye giderek aşık olan Peyami’de Ayşe’ye katılır ve Peyami annesini geride bırakarak Anadolu’ya geçer. İlk durakları Sakarya olan ikili İhsan’la buluşur. Cemal’e haber verilir. Cemal Ayşe’nin Eskişehir’e gönderilmesini istemesi ardından, İhsan; Ahmet Çavuş’u  Ayşe ile birlikte Eskişehir’e yollar. Peyami ise İhsan’la kalır.

İhsan ile kalan Peyami artık milletin askeridir ve kendisine verilen ilk görev gömülü olan mühimmatı Mehmet Çavuş ile birlikte bulunduğu yerden çıkartarak karargaha ulaştırmaktır. Mühimmat karargaha getirilir ancak yanında küçük bir köylü kızı olan ve İhsan’a aşık olan Kezban’da vardır. Kezban karargaha geldiği günün akşamı İhsan’ın çadırına girer. İhsan’a tüm yalvarmalarına rağmen İhsan, Kezban’ı geri yollama kararı alır. Kezban ikinci gün Peyami’den yardım ister ve son kez İhsan’ın çadırına girer ama İhsan’ın kararı aynıdır. Peyami, Kezban’ı yolcu etmesi ardından Kezban, sırf karargahta kalabilmek adına evlilik teklifini kabul ettiği Mehmet Çavuş tarafından vurularak öldürülür. Mehmet Çavuş olay ardından firar eder.

İhsan ve Peyami bu olay sonrasında Konya dolaylarına giderler. Orada tekrardan Mehmet Çavuş ile karşılaşırlar. Mehmet Çavuş İhsan, Peyami ve yanındaki askerlere pusu kurar. İki asker şehit düşer. İhsan ve Peyami’de yaralanırlar ve tam şehit olacakken süvariler yetişir. Mehmet Çavuş ile yanındakiler tutuklanır. Mehmet Çavuş ihanetinin bedelini şehit ettiği askerlerin mezarı başlında idam edilerek öder.

Peyami yaralanması ardından önce Eskişehir’e gönderilir. Orada Cemal ve Ayşe ile yeniden bir araya gelir, sonrasında Savunma Bakanlığı’na memur olarak atanır ve Ankara’ya gider. Ankara’da kaldığı dönemde Ayşe ile mektuplaşan Peyami harp hakkındaki bilgileri kendisinden alır. Ayşe son mektubunda Peyami’ye hitaben “ Sen Peyami, İzmir yolunda hala sararmış yapraklara bakarak mı yürüyeceksin” der.

Peyami bu satırlar ardından cepheye dönmenin yollarını arar ki tercüman aranması sonrasında istediğine kavuşur. İhsan’ında bulunduğu … Kolordu’ya atanır. İhsan ile Peyami’nin ilk karşılaşmalarında, İhsan Peyami’ye Ayşe’ye olan sevdasını anlatır. Konuyu Ayşe’ye de açtığını ve İzmir’e girmeleri ardından evlenme kararı aldıklarından bahseder. Lakin süreç talihsizlileri beraberinde getirir ve Ayşe ile ihsan’ın arası sonsuza kadar düzelmeyecek şekilde bozulmuştur. İhsan sözlerini Ayşe’nin kendisi için artık sadece bir hayal olduğunu belirterek tamamlar.

İşgalcilere karşı yapılan son saldırıda İhsan ve Peyami yan yanadır. İhsan Kartaltepe mücadelesinde ağır yaralı olarak Ayşe’nin çadırına götürülür. Kısa bir süre sonra da Ayşe’nin cenazesi çadıra getirilir. Birbirine kavuşamayan iki beden yan yana defnedilir. Peyami de aynı saldırıda ağır yaralanır ve ayaklarını kaybeder.

Ankara’ya götürülen Peyami’nin hastanede kaldığı dönemde yazdığı hatırattan öğreniriz tüm bunları. Peyami beynindeki kurşunun çıkarılması için gün saymaktadır. Ameliyat başarısız geçer ve Peyami vefat eder. Hatıratı okuyan doktorlar araştırmaları sonrasında ne Hemşire Ayşe’nin ne de İhsan adında bir askerin varlığına dair bir kanıt bulamazlar. Peyami’nin yazdıklarını beynindeki beyninde kalan kurşuna bağlarlar.

Muhteşem 5’li: En sevdiğim okuma mekanlarım

Temmuz 24, 2015

Herkese merhaba. Yeni bir Muhteşem 5’li ile karşınızdayım. Ne yazsam diye düşünürken aklıma en sevdiğim okuma mekanlarımı yazmak geldi. Aslında her yerde okumayı seven birisiyim ancak bazı yerlerde okumak beni daha çok mutlu ediyor ve daha iyi konsantre oluyorum sanırım.
Başlmadan önce sıralamanın yine bir derecelendirme olmadığını belirtmek isterim. Gelelim listemize;

İş yerim / Sergim


Bendeniz bir bijuteri sergisine sahip kimseyim. Bu nedenle de vaktimin büyük bir çoğunluğunu semt pazarlarında geçirmekteyim. Hal böyle olunca da okumalarımın büyük çoğunluğunu burada yapıyorum. “Çalışırken kitap okunur mu?” Aslında bu soruyu bende kendime zaman zaman sorsam da vakit buldukça okumaya çalışıyorum. Genelde sakin pazarlar ve akşam üzerleri işlerin azaldığı vakitlerde hemen kitaba sarılıyorum. Bu nedenle sevdiğim okuma mekanlarımdan bir tanesi tartışmasız ki iş yerim olan sergimdir.

Ev Balkonu


Malum yaz ayları geldi… Sizde biliyorsunuz ki havalar bir hayli sıcaklaştı. Durum böyle olunca en favori okuma mekanlarımdan biri olan balkonun şöhreti yine arttı. Son zamanlarda okuduğum kitapların çoğunluğunu balkonda okuyorum desem yalan olmaz. Hatta az önce oradan geldim. “Kayıp Kahraman” okuması güzel serin bir havada balkonda devam ediyordu. Aklıma Muhteşem 5’li yazmadığım gelince içeri koştum ve buradayım.

Odamdaki kanepe


Evet odamda bordo ve üzerinde çiçekler olan bir kanepe var (Pek kişiliğimi yansıttığını söylemem.) Kendisinden pek hoşlanmasam da okumalarımın büyük bir kısmını da onun üzerinde gerçekleştiriyorum. Sanırım cama yakın olması ve havaların sıcak olması bunda etkili. Kışları ise kalorifere yakın olması popülerliğini sürdürmesine neden olmakta. J

Bilgisayar masam


Bazen okurken uykum gelir. Hem de gözlerimi açamayacak hale gelene kadar ve tekrar tekrar aynı satırları okuyacak olana kadar. Böylesi durumlarda bilgisayar masam yardıma koşar desem yeridir. Hemen başına geçer ve güzel bir şarkı eşliğinde okumaya devam ederim. Çoğu zaman kitaplara uygun şarkılar seçerek okuduklarımı daha da somutlaştırmaya çalışırım.  Benim için vazgeçilmez okuma mekanlarından biri de bu nedenle bilgisayar madamdır.

Yatağım


Evet az önce sıralamanın bir derecelendirme olmadığını söylesem de en sevdiğim okuma mekanım tartışmasız yatağımdır.  İşim bittiğinde uykuya yakın olmayı seviyorum sanırım. Kendisiyle bu aralar çok sıkı fıkıyız. Sanırım uykucu bir okur olmamdan kaynaklanıyor. Ama yatakta okumayı kim sevmez ki. Yataklar bir okurun en yakın arkadaşıdır bana göre. En sakin, kitaplara en odaklanabilir noktam tartışmasız yatağım.


Benim en sevdiğim okuma mekanlarım bu şekilde. Sizde benimle en sevdiğiniz okuma mekanlarını paylaşırsanız mutlu olurum. Şimdilik yeni bir yazıya kadar hoşçakalın.
Blogger tarafından desteklenmektedir.