çok okunan kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çok okunan kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29: KİTAP YORUMU : Kılıçların Fırtınası Kısım 1

Ocak 19, 2016

Kılıçların Fırtınası Kısım 1

Yazar: George R. R. Martin
Çevirmen: Sibel Alaş
Yayınevi : Epsilon Yayınları

ARKA KAPAK YAZISI


George R. R. Martin'in muhteşem serisi, Kılıçların Fırtınası ile modern fantastik edebiyatın istisnai başyapıtlarından biri konumuna geliyor, imgesel kurgunun büyük eserleri arasındaki yerini sağlamlaştırıyor.

İktidar mücadelesindeki beş savaşçıdan birinin ölmüş, bir diğerinin gözden düşmüş olmasına rağmen savaş tüm şiddetiyle sürmektedir. Yedi Krallık'ın zor durumdaki hükümdarı Joffrey, Demir Taht'ta oturmaya devam etmektedir. En amansız düşmanı Stannis, takip ettiği büyücü kadının kurbanı olmuş ve bozguna uğramıştır. Nehirova'daki Genç Robb, Kuzey'e hükmetmekte; Daenerys yaşayan son ejderhalarla beraber kana bulanmış bir kıtayı katetmektedir. Rakipler son hesaplaşma için harekete geçerken büyük bir yabanıl ordusu, efsanevi Ötekiler'le birlikte medeniyetin merkezine doğru ilerlemektedir.

Diyarda sükûnet, Yedi Krallık'ın kılıçların fırtınası ile sarsılmasıyla mümkündür...

"Zengin bir hayal dünyasının ürünü… boyutuyla çağdaş fantastik edebiyatın ümit verici örneklerinden."
Publishers Weekly

Sayfa Sayısı: 600
Baskı Yılı: 2012

KİTAP YORUMU


Cahil Okur’dan herkese merhabalar… Taht Oyunları serisinin 4. kitabı olan Kılıçların Fırtınası Kısım 1 sonunda bitti. Planladığımdan daha uzun süren bir okuma oldu. Planlarıma uymuş olsam 2 gün önce bitmiş olması gerekirdi. Neyse ki halen aylık planlamamın önündeyim.  Neyse lafı fazla uzatmadan yorumlamaya geçelim

  1. İçerik Yorumu

Taht Oyunları serisine dizinin sıkı bir takipçisi olmamın ardından başladığımı daha önce söylemiştim sanırım. Bu nedenle içerikte beni sürprizler falan beklemiyordu ne yazık ki. Ancak bu demek değil ki okumaktan zevk almadım.

Serinin geride kalan kitaplarında da söylediğim gibi diziyi izlemiş olmanız kitabı okumanıza gerek kalmadığı anlamı taşımıyor. Genelde dizi ve kitap aynı düzlemde gitse bile; kitabın konulara yaklaşımı ve detayları çok daha fazla.

Kralların Çarpışması ardından Kılıçların Fırtınası’nda “Diyar” biraz daha sakin durumda diyebilirim. Ne kadar kitabın adı Kılıçların Fırtınası olsa da Kısım 1’de George R. R. Martin bu eserde biraz daha tüylü kalemleri ön plana çıkarmış.

Aşağıda yaptığım alıntılarda da göreceksiniz ki karakterde birçok kez kılıçların da elde edemeyeceği zaferlerin varlığından bahsetmekteler. Ancak diziden hatırladığım kadarıyla gelecek kitapta işler biraz daha karışık bir hal alacak.

Bu nedenle Kılıçlar Fırtınası Kısım 1’in biraz daha yaşanacaklar öncesi ön hazırlık kıvamında olduğunu söyleyebiliriz. Bran Stark ve Daenerys Targaryen’ın oldukça geride kaldığı izlenimine kapıldığımı ifade etmem lazım. Kılıçların fırtınası Kısım 1’in yıldızları ise kesinlikle Lannsiter Ailesi’ydi.


  1. Yazım Dili Yorumu

Hadi ama arkadaşlar bu konuda yorum yapmamı sanırım beklemezsiniz! George R. R. Martin’den bahsediyoruz. Gerçekten bu adamın yazım dilini seviyorum. Geride kalan kitapların hiç birinde okumaktan sıkıldığım bir dönem olmadı. Yazım dilinin akıcılığı ve kendine çeken bir tarafı var gerçekten.

Burada çeviriden de bahsetmek doğru olacak sanırım. Başarılı bir çevirmenin elinde bir kitabın değeri bir kat daha artmış olur her zaman. Sibel Alaş gerçekten çok güzel bir iş çıkarmış.

  1. Yapısal Yorum

Yapısal olarak kitabı eleştirdiğim kısımların oldukça sert olduğunun farkındayım. Bazen hadsizlik ya da sınırları aşma noktasına dahi geliyorum. Ancak Epsilon Yayınları’nın  güzel bir iş çıkardığı kanısındayım. Kitabın hem maddesel olarak kalitesi hem de basım teknikleri ve kapak tasarımı adına beni memnun ettiğini belirtmem lazım. Gerçekten hoşuma giden bir kitap oldu.            


SEÇTİĞİM SÖZLER


  • Kahrolası mücadeleyi kazandığımı sanıyordum. Zafer denilen şeyin tadı bu mu? (Sayfa 64)
  • Yeteneğin soydan daha önemli olduğunu da göstermiş oldular... (Sayfa 175)
  • Ben son devin
şarkının sözlerini iyi öğrenin
Çünkü ben gittiğimde sesler susacak,
ve sessizlik çok, çok uzun olacak (Sayfa 229)
  • Eylemler sözlerden daha geçerlidir. (Sayfa 236)
  • Ölülerin içinde hiç merhamet kalmamış... (Sayfa 257)
  • Bir sikke, yanlış ellerdeki bir kılıç kadar tehlikelidir. (Sayfa 284)
  • Bir kral düşmanlarının isimlerini bilmeli. (Sayfa 298)
  • Tanrılar her birimize küçük hediyeler ve yetenekler verir ve bizler onları kullanmakla mükellefizdir. " (Sayfa 327)
  • Aynı yıldızlara bakıyoruz ve çok farklı şeyler görüyoruz. (Sayfa 380)
  • Bazı insanlar sadece yapabildikleri için diğerlerini incitir. (Sayfa 361)
  • Yedi Krallık'ta, Sur'un dünyanın sonunu işaretlediği söylenirdi. Bu onlar içinde geçerliydi. Her şey nerede durduğuna bağlıydı. (Sayfa 435)
  • Babam benim gerçeğimi gördü. Onca cesur adam ölmüşken benim yaşamaya hakkım yok. (Sayfa 475)
  • Hiçbir kılıcın kazanamayacağı savaşlar vardır. (Sayfa 513)



SERİNİN DİĞER KİTAPLARI




13: KİTAP YORUMU: Kralların Çarpışması Kısım 2

Ağustos 24, 2015

Kralların Çarpışması (Kısım 2)

Yazar :George R. R. Martin
Çevirmen :Sibel Alaş
Yayınevi :Epsilon Yayınları

Buz ve Ateşin Şarkısı II

Krallar çarpışırken tüm diyar titrer...

George R. R. Martin, Taht Oyunları'nın sabırsızlıkla beklenen devam kitabı Kralların Çarpışması'nda okuyucuları eşsiz hayal gücüyle buluşturuyor. Büyü, intikam ve savaşla dolu, eşi benzeri görülmemiş bir dünyanın kapıları açılırken büyük bir serüven başlıyor.

Alev ve kan rengine bürünmüş bir kuyruklu yıldız, gökyüzünü baştan başa kaplamıştır. Ejderha Kayası'nın kadim kalesinden, Kışyarı'nın haşin topraklarına kadar korkunç bir keşmekeş hâkimdir. Altı güç, Demir Taht'ı ve parçalanmış Yedi Krallık'ı ele geçirmek için kıyametvari bir savaşa hazırlanmaktadır. Gecenin karanlığında ölüler yürümekte, kardeş kardeşi katletmektedir. Bir akıl şövalyesi, tehlike saçan bir büyücü kadını zehirlemek peşindedir. Bir prenses, öksüz oğlan kılığında dolaşmakta; Ay Dağları'nın vahşi adamları, yağma için inmektedir. Kardeş katli, zillet, simya ve kıyımla ilerleyen bu macerada zafer, kılıcı ve kanı en soğuk olanların dahi olabilir...

"Martin, birinci ciltteki vaadini fazlasıyla yerine getiriyor ve yazılmış en iyi fantastik eser olmaya aday serisine devam ediyor."
-The Denver Post-

"George Martin kesinlikle destansı fantastik edebiyatın yeni ustalarından."
-Katharine Kerr-

"Kendisinden her zaman en iyi işleri beklediğim George R. R. Martin beni asla şaşırtmıyor."
-Robert Jordan-

"Muhteşem bir öykü, muhteşem bir tarihi fantastik yapıt! Göz kamaştırıcı."
-Anne McCaffrey-

"Muhtemelen gelmiş geçmiş en iyi epik fantastik eser."
-Marion Zimmer Bradley-
(Tanıtım Bülteninden)

Sayfa Sayısı: 488
Baskı Yılı: 2011
Dili: Türkçe


KİTAP YORUMU


Cahil Okur’dan herkese merhabalar…

Buz ve Ateşin Şarkısı’nda serüven devam ediyor. 3. kitap ta sona erdi. Ancak maalesef o kadar memnun olduğumu söyleyemeyeceğim. Maalesef kitabımın sırt kısmındaki yapışkanlı bölümü sanırım aşırı sıcaklar nedeniyle kapaktan ayrıldı ve kapaktan ayrıldı. Elimden geldiğince tamir etmeye çalışsam da istediğim sonucu alamadım. Ne yapacağım konusunda şu an için herhangi bir fikrim yok!
Gelelim kitap hakkındaki düşüncelerimize. Serinin hayranlarından biri olduğumu daha önce de ifade ettiğimi düşünüyorum. Dizinin ciddi bir takipçisiyim. Bununla beraber geç de olsa kitapları da okumaya başladım. 3. kitapta aslında daha önceden bildiğim olayları okumanın verdiği hoşnutsuzluk hakimdi. Kitap boyunca “Acaba dizi ile kitap arasında ne gibi farklılıklar var?” diye düşünmekten kendimi alamadığımı ifade etmem gerekiyor.
Gözüme çarpan başlıca farklılıklar sevilmeyen kardeş olan Stannis Baratheon’ın King’s Landing’e saldırdığı bölüm oldukça ayrıntılı olarak anlatılmış durumda. Özellikle şu yeşil maddenin gemilere yaptıkları... 
Ayrıca Tyrion Lannister’ın yaralanması ve yaralanma ardından yüzünün aldığı durum arasında ciddi farklılıklar bulunmakta. Kitaba göre Tyrion bir beyaz pelerinli tarafından yaralanıyor. Podrick kendisini kurtarıyor tabi. Ancak dizide böle bir sahne hatırlamıyorum. Yanılıyor da olabilirim. 
Jon Kar’ın serüveninde de bazı farklılıklar bulunmakta. Bunları seriyi okudukça daha net göreceğinizden eminim. 
Serinini üçüncü kitabında savaş sahneleri oldukça fazlaydı. Diziden bildiğimiz kadarıyla gelecek kitaplarda da savaş sahneleri zirve noktasına ulaşacak. ancak bu kitapla ilgili olarak en beğendiğim aksiyon bölümü Arya'nın "Gelincik Çorbası" ile yaptıklarıydı. Bolton'ların Harrenal'ı elde etmesini saplayan Arya'mız kendisini gizlemeye ise devam ediyor. 
Ve elbette Theon Greyjoy'un büyük dönekliği de bu kitapta. Dizide izlerken de bu adamdan en başından beri hiç hoşlanmamıştım. Ancak kitapta nefretim bir kat daha arttı. Gerçekten nefret edilesi en yüksek karakterlerden bir tanesi. 
Bran’ın hikayesi bu kitapta beni en çok etkileyen kısımlar oldu. Jojen ile olan sohbetleri dizide de beni kendisine bağlamıştı. Ancak kitaptaki şekli ile daha çok beğendiğimi ifade etmeliyim. Bran’ın gelecek kitaplarda neler yapacağını merak ediyorum. Onun hikayesi noktasında dizi yazarlarından farklı olarak G. Martin neler tasarlamış, nasıl bir ortamda Bran’ı var etmiş merak içindeyim.
Sonuç olarak serinin sevdiğim bir bölümü daha geride kaldı. Yeni sezon başlamadan önce kitabı dizinin önüne geçirmek gibi bir hedefim var. Bunu ne kadar başarabilirim bilmiyorum ama bekleyip göreceğiz.

SEÇTİĞİM SÖZLER


  • Rahip Osmynd: Anne çocukları tehlikedeyken Savaşçı’dan daha vahşi olabilirdi. (Sayfa 16)
  • Üstat Luwin: Maalesef her zaferin bir bedeli vardır. (Sayfa 37)
  • Dagmer: Zafer günü… Yaşayanlar gülümsemeli çünkü ölüler bunu yapamaz. (Sayfa 57)
  • Tyrion: Beni sevmiyorlar. Şaşıracak bir şey yok. Çirkiniö, iyi beslendiğim belli ve onlar açlıktan kırılıyor (Sayfa 101)
  • Tyrion: Güven insanı öldürürdü (Sayfa 102)
  • Theon: Korkulan biri olmak, gülünen biri olmaktan iyidir. (Sayfa 205)
  • Tazı: Bu dünyaya çelikler ve güçlü kollar hükmeder, bunun aksine asla inanma. (Sayfa 256)
  • Cersei: Aş zehirdir. Tatlı bir zehirdir, evet, ama neticede öldürür. (Sayfa 260)
  • Tyrion: Aslan gibi yaşa, aslan gibi öl. (Sayfa 420)
  • Bran: Hiçbir canavar insanlar kadar gürültülü değildi. (Sayfa 442)

DİĞER YORUMLAR

Kitap Hayvanının Günlüğü'nün Yorumu
Büyülü Ayraç'ın Yorumu
Kitaptan Sayfalar'ın Yorumu


Serinin Diğer Kitapları Hakkındaki Yorumlarım





11: KİTAP YORUMU: Amok Koşucusu

Ağustos 10, 2015
amok koşucusu yorumu, kitap özeti

Amok Koşucusu

Yazar :Stefan Zweig
Yayınevi :Can Yayınları

İntihar, Stefan Zweig'ın zihnini gençlik yıllarından beri meşgul eden bir kavramdı. Yaşamanın bir anlamı kalmadığını anladığı anda yaşamına kendi eliyle son verebileceğini daha üniversite yıllarında söylemişti. İlk evliliği sırasında karısı Friederike'yi kendisiyle birlikte intihar etmesi için zorlayan, sonra bu düşüncesinden vazgeçen Stefan Zweig, yıllar sonra, İkinci Dünya Savaşı sırasında, ikinci karısıyla birlikte yaşamına son verdi. Yazar, önceki intihar girişimlerinden vazgeçmiş olsa da korkularını, romanlarındaki ve öykülerindeki kahramanlara yaşatıyor. Amok Koşucusu'nda yer alan öykülerin ortak izleği de intihar. Kendi yaşamından ya ada tarihteki gerçek kişilerin yaşamlarından kesitler katarak yazdığı bu öykülerde Stefan Zweig'ın duyarlı kişiliğini, olağanüstü gözlem gücünü olduğu gibi sayfalara yansıttığını görüyoruz. Yazdığı öykülerin en başarılı örneklerinin yer aldığı bu kitapta, bir uzun öykü olan Amok Koşucusu bir baş yapıt. İnsanı en güçsüz, en savunmasız yönleriyle ele alıp, insan ruhunun en derin katmanlarına inmeyi bilen, bütün bunları son derece canlı, ayrıntılı, çok yönlü bir anlatımla kaleme alabilen, okuru gerçekten etkileyebilen bir yazar Stefan Zweig. Yazdıklarının üzerinden bunca yıl geçmiş olmasına karşın, öykülerinin, romanlarının bugünkü kuşaklar tarafından da aynı ilgiyle okunması, onun kalıcı bir yazar olduğunun en büyük kanıtı. Amok Koşucusu'nun bu yeni çevirisinde, daha önceki basımda yer almayan öyküler de bulunuyor.

Sayfa Sayısı: 189
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe

KİTAP YORUMU


Herkese merhabalar…

Yaklaşık 10 gündür Amok Koşucusu’nu okuyorum. Daha doğrusu okuyamıyorum. Nedenini bilmiyorum ama Amok Koşucusu beni gerçekten yordu. Sanırım işlenen konuların son derece iç karartıcı oluşu bunun başlıca nedeni. Kitabın dili alakalı olarak beni rahatsız eden bir durum olmadı. Yazarın kullandığı dili sevsem de işlenen konular gerçekten insanın içini karartabiliyor. Amok Koşucusu bildiğiniz gibi bana Kayb-ı Kelam’ın hediyesidir. Kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum. Yaptığı çekilişte kazandığım eserlerden birisi.
Amok Koşucusu 7 kısa öyküden oluşan bir kitap. Amok Koşucusu’da bu 7 hikayeden biri ve kitaba adını veren isim. Yaptığım araştırmada ilk basım ile şu an elimde bulundurduğum basım arasında bazı farklar var. Can Yayınları’nın son yaptığı basımda Zweig’in ilk basımda yer almayan öyküleri de buy kitaba eklenmiş.
Öykülerden beni etkileyenlere gelecek olursak “Bir Çöküşün Öyküsü” ve “Leman Gölü Kıyısındaki Olay” en etkilendiğim öyküler oldu. Özellikle Leman Gölü Kıyısındaki Olay’ın kahramanı olan Rus askeri yada köylüsü diyebileceğim kişinin vedasını yaparken ki ince hareketi etkileyiciydi. “Ay Işığı Sokağı”ndaki “pinti” arkadaşımızın durumu da oldukça sarsan bir durum şimdiden uyarayım.
Biraz kısa bir yorum olacak şunu söylemem lazım okunması gereken eserlerden bir tanesi bana göre Amok Koşucusu.. Ancak ruh halinizin bu kitabı kaldırıp kaldırmayacağı noktasında biraz dikkatli olun. Kasvetli havası sizi etkileyebilir.
Bu arada Stefan Zweig’in hayatının öykülerindeki kahramanlardan pekte farklı olmadığını gördüm ki bu beni çok şaşırtmadı. Gerçekten içinde bulunduğu ruh halini merak ettim kendisinin.

SEÇTİĞİM SÖZLER


  • Fransa’daki binlerce çaresiz kadından biriydi, her türlü hakareti, sövgüyü duyabilirdi. (Sayfa 30)
  • Yalan söyleseler bile inanmıştı onlara, çünkü gücüne güvenmesi kendi kudreti demekti. (Sayfa 33)
  • Kıskançlık olmadan, nefret olmadan, yalan olmadan yaşamaya değmezdi. (Sayfa 39)
  • Tarihin akışı zorlanmaktan hoşlanmaz, kahramanlarını kendisi seçer, ne kadar zorlasalar da davetsiz gelenleri hiç acımadan geri çevirir; kaderin arabasından düşen olursa onu artık geri çekmemek gerekir. (Sayfa 52)
  • Tetiğe basmasını engelleyen tek şey, ormandaki bir hayvan gibi geberip gitmesinin vereceği acıydı… (Sayfa 59)
  • Yardım etmek için de bu duyguya ihtiyacınız vardı, karşınızdakinin size ihtiyacı olduğu duygusuna. (Sayfa 95)
  • İnsan her şeyini kaybederse, elindeki son şeyi kaybetmemek için umarsızca mücadele eder. (Sayfa 120,121)
  • İnsanın elinde kalan tek hak, canı istediği biçimde gebermektir. (Sayfa 129)
  • Çünkü hayatın görkemi de yoksunluğu da aynı biçimdedir. (Sayfa 135)
  • O Kendine zarar veriyor, salt… salt benim canımı yakmak için (Sayfa 145,146)

AMOK KUŞUCUSU İÇİN DİĞER YORUMLAR

Ben Bazen Okuyorum’un yorumu

Oklap Kütüphanesi’nin yorumu

Stefan Zweig ve karısının son fotoğrafı... Sanırım hikayelerin nedenini açıklamaya yetecek nitelikte bir fotoğraf. 

10: KİTAP YORUMU: Kralların Çarpışması Kısım 1

Ağustos 02, 2015
kralların çarpışması kısım 1

Kralların Çarpışması (Kısım 1)

Yazar :George R. R. Martin
Çevirmen :Sibel Alaş
Yayınevi :Epsilon Yayınları

Buz ve Ateşin Şarkısı II

Krallar çarpışırken tüm diyar titrer...

George R. R. Martin, Taht Oyunları'nın sabırsızlıkla beklenen devam kitabı Kralların Çarpışması'nda okuyucuları eşsiz hayal gücüyle buluşturuyor. Büyü, intikam ve savaşla dolu, eşi benzeri görülmemiş bir dünyanın kapıları açılırken büyük bir serüven başlıyor.

Alev ve kan rengine bürünmüş bir kuyruklu yıldız, gökyüzünü baştan başa kaplamıştır. Ejderha Kayası'nın kadim kalesinden, Kışyarı'nın haşin topraklarına kadar korkunç bir keşmekeş hâkimdir. Altı güç, Demir Taht'ı ve parçalanmış Yedi Krallık'ı ele geçirmek için kıyametvari bir savaşa hazırlanmaktadır. Gecenin karanlığında ölüler yürümekte, kardeş kardeşi katletmektedir. Bir akıl şövalyesi, tehlike saçan bir büyücü kadını zehirlemek peşindedir. Bir prenses, öksüz oğlan kılığında dolaşmakta; Ay Dağları'nın vahşi adamları, yağma için inmektedir. Kardeş katli, zillet, simya ve kıyımla ilerleyen bu macerada zafer, kılıcı ve kanı en soğuk olanların dahi olabilir...

"Martin, birinci ciltteki vaadini fazlasıyla yerine getiriyor ve yazılmış en iyi fantastik eser olmaya aday serisine devam ediyor."
-The Denver Post-

"George Martin kesinlikle destansı fantastik edebiyatın yeni ustalarından."
-Katharine Kerr-

"Kendisinden her zaman en iyi işleri beklediğim George R. R. Martin beni asla şaşırtmıyor."
-Robert Jordan-

"Muhteşem bir öykü, muhteşem bir tarihi fantastik yapıt! Göz kamaştırıcı."
-Anne McCaffrey-

"Muhtemelen gelmiş geçmiş en iyi epik fantastik eser."
-Marion Zimmer Bradley-
(Tanıtım Bülteninden)

Sayfa Sayısı: 504
Baskı Yılı: 2011
Dili: Türkçe

KİTAP YORUMU



Herkese merhabalar…

Buz ve Ateşin Şarkısı ikinci kitabı olan Kralların Çarpışması Kısım 1 sona erdi. Kitabın konusuna hemen hemen herkes vakıf olsa da kısa bir özet geçmekte fayda var…
Robert ve Ned’in ölümü sonrasında 7 krallıkta her şey karışır. Aynı anda 4 kral birden ortaya çıkar. Joffrey Baratheon (Demir Taht’taki Kral), Stannis Baratheon (Dar Denizdeki Kral), Renly Baratheon (Yüksek Bahçe’deki Kral), Rob Stark (Kuze’ydeki Kral), elbette birde tahta hak iddia eden Denizin Karşısındaki Kraliçe olan Daenerys Targaryen var.
Adından da anlaşılacağı gibi serinin bu kitabı genel anlamda kralların çarpışması ve birbirleri ile olan mücadeleleri ile geçmekte. Mücadelenin içinde olmadan tahta yürüyen tek isim ise Daenerys (Kendisi bir hayli uzaklarda.) Benim en nefret ettiğim kral ise Stannis (Diziden gıcığım kendisine. Okudukça daha da gıcık oldum.)
Kralların çarpışması yanı sıra elbette Theon Greyjoy’un demir adalara yolculuğu var ki ablasının kendisine attığı kazık sizi de benim kadar keyiflendirecektir. Tam bu noktada şunu söylemeliyim ikilinin tanışması diziden bir hayli farklı. Theon’un adaya ilk ayak bastığı dakikalarda elbette. Bunun yanı sıra Brandon Stark’ın yaşadıkları yine aksiyonu en az noktalar olsa da okurken sizi en çok meraklandıran noktalar olacak diye düşünüyorum.

NOT: Ne yazık ki dizisi çekilen ve bire hayli popüler olan bir kitabın yorumunu yapmak oldukça zor.

Diziyi izlemiş olmanız kitapları okumamanız gerektiği anlamına gelmez. Emin olun ki kitaplardan çok daha fazla zevk alacaksınız. Bu nedenle kesinlikle kitaplara başlayın diyorum tekrardan.

SEÇTİĞİM SÖZLER


  • Üstat Cressen: “Yarım bir krallık, hiç olmayan bir krallıktan iyidir” (Sayfa 20)
  • Tyrion: “Kısayım, kör değil” (Sayfa 68)
  • Jon Kar: Sur dünyanın sonuydu. Ve biz Sur’un ötesine gidiyoruz. (Sayfa 96)
  • Catelyn: “Her kralın istediği şeyi isteyecek. Biat” (Sayfa 119)
  • Theon: Yaşlı Lordlar tozlanmış savaşlarını mezara kadar götürürdü. Hiçbir şeyi unutmaz, daha azını affederdi. (Sayfa 173)
  • Efkarlı Edd (Kara Karga): “Seni korkunç bir sonun beklediğini bilmek, o sonu önceden düşünmeden de yeterince kötü.” (Sayfa 201)
  • Arya: Syrio Forel, keskinliğini kaybetmiş bir kılıcın bacaklarını kaybetmiş bir attan farksız olduğunu söyledi. (Sayfa 212)
  • Sör Amory: “Delikanlılar, yaşlı adamlar aynı şekilde ölür” (Sayfa 216)
  • Tyrion: “Lord Varys, bazen Kral Toprakları’ndaki en iyi dostum olduğunuzu düşünüyorum. Ve bazen en yaman düşmanım olduğunuzu.” (Sayfa 236)
  • Tyrion: Yüzümün yarısını haşlamasına izin verebilirim.Dorne evliliği için ödenecek bir bedel olur. (Sayfa 313)
  • Catelyn: Bu dünyada bir kadından daha talihsiz bir insan var mıdır? (Sayfa 335)
  • Daenerys: Halkımın beni gördüğünde gülümsemesini istiyorum, tıpkı babamı gördüklerinde gülümsedikleri gibi. (Sayfa 416)
  • Tyrion: Belki de öğrenmemiz gereken sır bu. Önemli olan ne yaptığımız değil, onu nasıl yaptığımız. (Sayfa 438)
  • Stannis: “Kralların dostu yoktur. Sadece tebaaları ve hasımları vardır” (Sayfa 460)


KRALLARIN ÇARPIŞMASI KISIM 1 İÇİN DİĞER YORUMLAR



Ne yazık ki istediğim tatta diğer bloglarda yorum bulamadım. Arkadaşlarımıza haksızlık ettiğim sanılmasın. Sadece kitabı Kısım I ve Kısım II birlikte yorumlamışlar ve spoiler olmaması için bu seferlik link veremiyorum. Özür dilerim.

Serinin Diğer Kitapları Hakkındaki Yorumlarım



05 KİTAP YORUMU - Taht Oyunları

Temmuz 06, 2015
taht oyunları kitap yorumu

Taht Oyunları


Yazar :George R. R. Martin
Çevirmen :Sibel Alaş
Yayınevi :Epsilon Yayınları

Yazların on yıllar, kışların bir insan ömrü sürebildiği diyarda, dehşetli ve soğuk zamanlar yaklaşmaktadır. Kışyarı'nın kuzeyindeki buzul topraklarda, Yedi Krallık'ı koruyan Sur'un ötesinde tehditkâr doğaüstü güçler toplanmaktadır. Savaşın tam ortasında, doğdukları topraklar kadar sert, boyun eğmez Starklar vardır. Acımasız soğuğun hüküm sürdüğü kuzeyden, uzak güneydeki sıcak zevk yurduna uzanan, leydiler, lordlar, savaşçılar, büyücüler ve katillerle dolu öykü, korkunç kehanetlerin işaret ettiği bir devirde başlamaktadır. Komplo, trajedi, ihanet, zafer ve dehşet dolu olayların ortasında Starklar'ın, dostlarının ve düşmanlarının kaderi bıçak sırtındadır. Hedef, en ölümcül savaş olan taht oyununda muzaffer olmaktır.

George R. R. Martin türünün sınırlarını zorladığı Taht Oyunları ile bir şaheser ortaya koyuyor. Dünyanın dört bir yanındaki fantastik edebiyat okurlarını kesinlikle memnun edecek epik serinin ilk cildi gizem, entrika, aşk ve macera dolu sayfalarıyla büyülüyor.


"Kendisinden her zaman en iyi işleri beklediğim George R. R. Martin beni asla şaşırtmıyor."
Robert Jordan

"Muhteşem bir öykü, muhteşem bir tarihi fantastik yapıt! Göz kamaştırıcı. "
Anne McCaffrey

"Muhtemelen gelmiş geçmiş en iyi epik fantastik eser. "
Marion Zimmer Bradle

"Döneminin başat fantastik kitabı Okumamak mümkün değil. "
The Denver Post

"George R. R. Martin en iyi bilim kurgu yazarlarımızdan. Taht Oyunları da onun en iyi kitaplarından biri. "
Raymond E. Feist

"Hem romantik hem gerçekçi. "
Chicago Sun-Times

Sayfa Sayısı: 850
Baskı Yılı: 2011
Dili: Türkçe

KİTAP YORUMU

Taht Oyunları 2011 yılında ikinci defa basılan bir kitap. Bildiğiniz gibi kitap dizinin yayına girmesi ile birlikte yeniden popüler olan bir eser. İlk basımda bildiğim kadarıyla yeterince ilgi görmemiş ve serinin devamı basılmamıştı. Ancak dizi ile birlikte tüm seri "epilson" tarafından basılarak Türk okurlara sunuldu. 
Kitabın konusu ile alakalı olarak fazlaca bir şey söylemek gerektiğine inanmıyorum. Bunun sebebi ise dizi nedeniyle hemen hemen herkes olayları az ya da çok biliyor. Ancak yinede hiç haberdar olmayan arkadaşlar için kısa bir özet geçelim; 

Bütün macera bu harita üzerinde geçmekte
Olayların temelinde Eddard Stark ve ailesi yer alıyor. Eddard Stark ve Kral Robert Baratheon küçüklüklerinden beri arkadaşlardır. Bir nevi kardeş diyebiliriz. Kral Robert, Eddard'ın kalesi olan Kışyarı'nı ziyaret ederek Eddard'ın (Ned) kral eli olmasını ister. Ned bu teklifi istemese de kabul eder ve 7 krallığın merkezine gider ve olaylar başlar. Oldukça onurlu bir adam Ned Stark, krallıktaki ayak oyunlarına ve entrikalara ayak uyduramaz ve neticede olanlar olur. Ned'in başına gelenlerde doğruyu bulma arzusu kadar kardeşi gibi sevdiği Kral Robert'ın karısı Cersei Lannister'in de payı büyüktür. (Kitabı okumayanlar için ne olduğunu söylemek istemedim)
Ned Stark'ın başına gelenler sonrası oğlu Robb Stark, kuzeyin lordları ile babasının yardıma koşmaya niyetlenir. Bunda belli bir oranda da başarılı olur. Ned Stark ile krallığa giden kızları Sansa ve Arya Stark'ın başına ise gelmeyen kalmayacaktır elbette. 
Ned'in diğer yasal varisleri olan Brandon ve Rickon ise Kışyarı'nda bambaşka işler peşindedir. Kafalarında başka sorular vardır ve inatla cevap ararlar. 
Ve elbette Taht Oyunları' fanlarının hayranı olduğu Jon Kar var birde. Kendisi amcası Ben Jen gibi tüm hayatını Sur'a adar. Ancak bu karar ona onur ve onursuzluk arasında bazı seçimler yapmaya zorlayacaktır. 
Diğer tarafta ise Targaryenlar bulunmakta. Hanedanın son üyeleri Prens Viserys ve Prenses Daenerys (Dany) hakları olduğunu düşündükleri tahtı ele geçirmek için farklı yollara girer. Aslında Prenses Dany Fırtanadadoğan abisinin zorlamaları ile bu sevdanın peşine düşer. ancak kader ağlarını örer ve demir taht için Dany, Viserys'dan daha çok tahtı istemeye başlayacaktır. Dany Fırtınadadoğan'ın bir diğer ismi ise Ejderhaların Annesi'dir. Sebebini kitabını okuduğunda göreceksiniz. 

Kısaca kitabın ana hatları bu şekilde. Aslında üstün körü bir geçiş yaptım ki kitabı okumayan ve dizi ile hiç tanışmamış arkadaşlara olay örgüsü hakkında bir spoiler vermiş olmayayım. 
Diziyi son karesine kadar defalarca izlemiş biri olarak kitabın çok daha güzel olduğunu söylemem gerekiyor. Eğer ben diziyi izledim şimdi o kadar sayfa kitabı okumaya ne gerek var diyecek arkadaşlar varsa bu fikirlerinin yanlış olduğunu bilmelerini isterim. 
Hem diziyi izlemiş hemde kitap serisine başlamış biri olarak dikkatimi çeken unsurlar ise şu şekilde; 
  • Kitapta karakterlerin yaşları diziye göre bir hayli düşük. Aslında bu konuda bilgi sahibiydim ancak kitabı okurken dizi sahneleri ile eşleştirme yapmaya çalıştığımda görüntülerin tam anlamıyla yerlerine oturmadığını belirtmem gerekiyor. 
  • Birçok karakter hakkında ki fikrim değişmedi. Sadece Brandon Stark ve Tyrion Lannister karakterleri diziye göre daha sempatik geldi diyebilirim.
  • Eleştirildiği kadar cinsellik içermediğini söyleyebilirim.Sadece Dany'nin olduğu bölümlerde bir tık fazla kadınlık ön planda. 

Seçtiğim Satırlar

Bu ve bundan sonraki kitap yorumlarımda seçtiğim satırlar başlığıyla sıkça karşılaşacaksınız. Kitap içinden hoşuma giden bölümleri burada paylaşacağım. Mümkün olduğunca spoiler içermeyecektir. Ancak yinede kitabı okumayan arkadaşlar bu satırları okumamakta özgürdür.

  • Tyrion Lannister "Neden böyle konuşup beni yaralıyorsun Jamie Ailemizi ne kadar sevdiğimi bilirsin. "
  • Kral Robert "Peki sence ne kadar masum kalacak. Bu çocuk er ya da geç bacaklarının arasını açacak ve benimle uğraşacak yeni ejderha eniklerini doğuracak". 
  • Kuzey sonsuza kadar uzuyordu
  • Üç ulu canavara tanrıların adını vermişti ozanlar. Balerion, Meraxes,  ve Vhaghar
  • Catelyn Stark  "Ve sonra ne göreceksek, göreceğiz." 
  • Brandon Stark "Bir adam korkusuna rağmen cesur olamaz mı?" dediğini duydu kendi sesinin. Ve babası cevap verdi; "Bir adamın gerçekten cesur olabileceği tek andır korktuğu an."
  • Sur, Kral Yolu'ndan ilk kez göründüğünde, "İnsan eliyle yapılmış en büyük yapı" demişti Benjen Stark, Jon'a. "Ve hiç şüphesiz en işe yaramayanı"diye eklemişti Tyrion Lannister sırıtarak. 
  • Ned Stark Yavruları ilk bulduklarında Jon ne demişti? "Bu yavrular sizin çocuklarınız tarafından sahiplenilmek için doğmuş."
  • Doreah "Bir gün gökteki bu ayda güneşe yaklaşıp çatlayacak ve ejderhalar geri dönecek."
  • Serçeparmak keçi sakalına dokundu. "Çok ağır öğreniyorsunuz Lord Stark" dedi. "Bana güvenmemek atınızdan indiğiniz andan itibaren yaptığınız en akıllaca şeydi"
  • Ned'in kafası zonkluyordu. "Neden? Neden şimdi? Jon Aryn on dört yıldır Kral Eli'ydi. Ne yapıyordu ki onu öldürmek zorunda kaldılar?" "Soru soruyordu" dedi Varys kapıdan çıkarken.
  • Tyrion Lannister "Bana inanır mısınız bilmem Leydi Stark ama ben aileme karşı bahse girmem."
  • Desmond "Sihirbazlar da diğer insanlar gibi başını kestiğinde ölür."
  • Fatih Aegon "Bir kral asla rahat oturmamalıdır."
  • Cersi Lannister "Taht oyunlarını ya kazanırsın, ya ölürsün. İkisinin arası yoktur."
  • "O ejderha değidi" diye düşündü Dany, garip bir şekilde sakindi. "Ateş ejderhaları öldürmez..."
  • Benjen Satrk "Surda sadece hak ettiklerine sahip olur insan"
  • "En azından bir gün için korucu oldum"diye düşündü Jon "Ne olursa olsun bunu benden alamazlar"
  • "Şu halimize bak Ned" dedi Robert "Tanrılar! Biz bu hale nasıl düştük. Sen buradasın ve beni bir domuz öldürdü Biz birlikte bir taht kazanmıştık"
  • "Yapayalnızdı" diye düşündü Jon "Sürüdekilerden ayrıydı. Farklıydı. O yüzden uzaklaştırıldı."
  • Üstat Luwin "Biz... Biz onun yüzünü çok iyi tanıyan bir taş oyma ustası bulmalıyız..."
  • Sansa Stark Bütün yapası gereken onu itmekti. Tam orada duruyordu, tam oracıkta. Solucan dudaklarıyla Sansa'ya gülümsüyordu. "Yapabilirsin" dedi kendine. "Yapabilirsin. Hemen şimdi yap." Onunla birlikte aşağı düşebilirdi. Umurunda değildi. Hiç umurunda değildi.

TAHT OYUNLARI İÇİN DİĞER YORUMLAR


Muhteşem 5'li : En Unutulmaz Kitaplar

Temmuz 03, 2015

Birkaç gün öncesinde kendim için bazı listeler yaparak bunları sizlerle paylaşma kararı aldım. Listelerin öyle çok uzun olmaması için ise adına "Muhteşem 5'li" deme kararı aldım. Bunu niçin mi yapıyorum? İnanın bende bilmiyorum ama geçmişi arada gözden geçirmek adına iyi olur diye düşündüm.
İlk muhteşem beşliye benim için en unutulmaz beş kitap ile başlamak istiyorum.

5 Numara: Bilgisayara Giren Tırtıl / Hidayet Karakuş

Blogda "Bilgisayara giren tırtıl" ile alakalı görüşlerimi paylaşmıştım. Hatırladığım ilk kitabımdır kendisi. Ve belkide bendeki bu okuma aşkının fitilini yakan kitap. Kitap için daha ayrıntılı görüşlerimi şuraya tıklayarak bulabilirsiniz. 


4 Numara: Rüzgarı Dizginleyen Çocuk / William Kawkavamba

Üniversite yıllarımda okuduğum bir kitap. Kitapçımın tavsiyesi üzerine aldığım bir kitaptı. Başlarda pek sarmasa da kitabı bitirdiğinde gerçekten etkilendiğimi söylemem gerekiyor. Mücadeleci bir ruh haline girmemi sağlayan eserlerden biriydi. Unutamadığım ve şiddetle tavsiye ettiğim bir eser. 


3 Numara: Bir Kadın Düşmanı / Reşat Nuri Güntekin

Bu da lise yıllarında okuduğum bir eser. Yazarı aslında ondan neden etkilendiğimin kanıtı. Bu kitapla beraber ciddi bir Reşat Nuri Güntekin hayranı olmaya başladım. En bilinen eseri Çalıkuşu olsa da benim için Reşat Nuri Güntekin her zaman Bir Kadın Düşmanı'nın yazarı olarak hafızamda yer etmiştir. 

2 Numara: Yüzüklerin Efendisi : Kralın Dönüşü / J. R. R. Tolkien

Serinin tam bir hayranıyım. Kralın Dönüşü bittiğinde uzun süre Tolkien'in hayal dünyasında seyahat ettiğimi kabul etmem gerekiyor. Lise yıllarında okuduğum kitaplardan birisiydi. Yüzüğün yok edildiği sayfaları hala gözümü kapattığımda gördüğümü söylemem lazım. 


1 Numara: Yüzüklerin Efendisi : İki Kule / J. R. R. Tolkien

Az önce de söylediğim gibi benim için serinin tüm kitapları harikaydı. İlk Muhteşem 5'linin zirvesinde ise kesinlikle İki kule olması gerekiyor. Bunun altında yatan başlıca neden ise Miğfer Dibi savaşıdır. Savaş esnasında Gimli ve Legolas'ın yarışlarını okuduğum satırlara hala gülüyorum. Arada açıp tekrar tekrar okuduğum doğrudur.  Gandalf'ın yardıma koştuğu bölümlerde beni tam bir Rohan aşığı haline getirdi diyebilirim. Kral Theoden ve Eomer'in (ki Eomer daha etkilidir.) içinde yer aldıkları olayları unutmam imkansız. 

İşte böylece ilk "Muhteşem 5'li"nin sonuna gelmiş olduk. Bundan sonraki zaman dilimi içerisinde her perşembe "Muhteşem 5'li" yazılarına mümkün olduğunca devam edeceğim. Umarım sizde benimle kendiniz için en kalıcı kitapları paylaşırsınız. 

04- KİTAP YORUMU: Efsane "Bir 'Barbaros' Romanı"

Haziran 22, 2015
Efsane kitabı yorumu, efsane kitabı özeti

EfsaneBir
'Barbaros' Romanı


Yazar :İskender Pala
Yayınevi :Kapı Yayınları

(Bir 'Barbaros' Romanı)

Efsaneler bazen denizden,
Bazen aşktan ve ateşten gelirler.
Aşktan ve ateşten ve denizden gelenler,
Bazen ışık olurlar ve bütün zamanı aydınlatırlar...
Efsane kurmak kadar, efsaneyi yazmak da efsaneye dâhildir.
Bir çağı haritalarda bulamazsınız.
Derine, insana ve tarihin denizlerine açılmak gerekir.
Girdaplarda yüksek idealler saklanabilir.

Bu kitapta
İstanbul, Gırnata, Madrid, Roma ve Akdeniz; aşk diliyle kuşatıldı.
Akdeniz, aşk kaleminin haritasıyla yeniden çizildi.
Kılıç kılıca, cevher çeliğe çarptı, varlık da yokluğa.
Ve hep bir yol vardı kalplerden denizlere.
Derin denizler, büyük aşklar için atlas olup dokundu.
İskender Pala, bir çağı ve o çağın efsanelerini dile döktü.
Barbaros Hayreddin Paşa'yı...
Sonra, bir gül sepeti getirdi.
Isırılmış üç elmayı anlattı.

Sayfa Sayısı: 392
Baskı Yılı: 2015

Dili: Türkçe

Kitap Yorumu

İskender Pala'nın okuduğum ikinci romanı Efsane... İskender Pala ile tanışmam "Od" ile gerçekleşmişti. Tarihe olan merakımı kamçılayan Efsane ise İskender Pala'nın tercih ettiğim ikinci kitabı oldu.  İyi bir tercih yapmış olduğumu baştan söylemekte fayda var.

Bu güzel roman Barbaros Hayreddin Paşa'nın çocukluğundan vefatına kadar geçen sürede başta İslam olmak üzere Osmanlı Devleti'ne katkılarının anlatıldığı bir eser olarak karşımıza çıkmakta.
Kitapta yer alan tüm karakterlerin okuyanı etkisi altına aldığı bir gerçektir. Barbaros Hayrettin Paşa, Oruç Reis, Seyyid Muradi (Saint Alcala), Billure (Beatrix) hepside insanı etkileyen karakter olarak karşımıza çıkmakta.

Tartışmasız ki kitapta kafi miktar ilerledikçe Seyyid Muradi'den daha fazlaca bahsedildiği hissine kapılmanız mümkün ancak yine de Barbaros Hayreddin Paşa'sız bir Seyyid Muradi (Saint Alkala), Seyyid Muradi'siz bir Barbaros Hayreddin Paşa düşünülemez diyerek ikili arasındaki bağı da vurgulamış olalım.

Kitabın aksiyon kısımlarının temelinde Barbaros Hayreddin Paşa ile Andrea Doria arasında çekişmeleri yatmakta. İki kaptanın birbirine olan düşmanlıkları ve saygıları takdire şayan. "Allah düşmanında merdini nasip etsin" mantığından ilerleyerek hareket eden Barbaros Hayreddin Paşa'nın Doria'nın oğluna muamelesi ders alınacak ve ecdad ile onur duyulacak bir hadise.

İskender Pala'nın Efsane'sinin bir diğer aksiyon kısmında ise Seyyid Muradi yatmakta. Kitabı okurken bu aksiyonun sebebini ve ne olduğunu okudukça göreceksiniz zaten. ancak şunu söylemek gerekiyor ki Seyyid Muradi'nin bu hareketlerinin bana biraz Ezio Auditore da Firenze'i hatırlattığını söylemeden geçemeyeceğim.

Efsane ile alakalı olarak kötü olarak hatıramda kalacak tek konu dilin bazı bölümlerde ciddi anlamda ağırlaşması ve anlaşılmasının zor olması.Her ne kadar İskender Pala, romanının son sayfalarına bir deniz sözlüğü koymuş olsa da tutkulu bir okur kolay kolay olaydan uzaklaşarak kelimenin anlamını öğrenmek için sözlük karıştırmayacaktır. Belkide Kapı Yayınları sözlük yerine dipnot sistemi ile bu kelimeleri sayfaların alt kısımlarında açıklasa daha iyi bir görüntü olabilirdi.

Tasarım ile ilgili bir diğer konu ise Efsane içindeki bazı resimlerin bulundukları konumlar ve o konumlarda yer alan satırlar ile resimlerin alakasız oluşu. Bazı denizcilik çizimlerinin ise ne olduğunu bilmemek ayrı bir sıkıntı olabiliyor.

Ben ne olduğunu çözemedim. Bu ve benzeri bir çok görsel var. 
Müslüman bir gemiciden bahsederken bu gemi tasviri sadece bana mı garip geldi acaba?
Kitabın kapak tasarımı ise bir harika. Utku Lomlu tarafından yapılan tasarımda George Philip Reinagle'nin 1828 yapımı bir tablosu ve Barbaros ile Doria'yı temsilen iki kılıç kullanılmış. gerçekten beni büyüleyen bir tasarım oldu.

Sonuç olarak İskender Pala imzalı Efsane 'Bir Barbaros Romanı' kesinlikle kitaplığınızda bulunması gereken bir eser. Bu eseri bu kadar geç okuduğum için kendime kızdığımı bir kere daha ilan etmek istiyorum. Umarım yorumum sizin için bir teşvik unsuru olur.

Efsane hakkındaki diğer yorumlar


tutkularla.blogspot.com.tr'nin yorumu için buraya
sununnotu.blogspot.com.tr'nin yorumu için buraya
1kitapgurmesi.blogspot.com.tr'nin yorumu için buraya tıklayabilirsiniz.

GÜNCELLENDİ: 13 Temmuz 2015







03- KİTAP YORUMU: Can Dostu

Haziran 18, 2015

Can Dostu
Can Dostu Kitap Yorumu

Yazar :Yücel Sarpdere
Yayınevi :Evrensel Basım Yayın

Yücel Sarpdere, büyük ilgi gören ve bugüne dek 20 binlik bir satış rakamına ulaşan "Vatandaş Abuzer"den sonra, ikinci romanı "Can Dostu" ile okur karşısında. Can Dostu, özgün bir dostluk, bağlılık ve mücadele romanı. Zihinsel gelişmini tamamlayamamış, anasız babasız bir genç ile onu yanların alan olgun bir devrimci karı koca olan Oya ile İbo arasındaki dostluk ilişkisi bizi yoksul bir gecekondu mahallesinin yaşamının ve olaylarının içine çekiyor. Deli dolu işçi kız Serpil, fabrika düdüğü kadar dakik Kör Kamil, mahallenin iyi kalpli "entel"i Prof, içkiyle arası hoş gönül adamı Ayakkabıcı Macit, ticaret dünyasında kendine bir yer arayan, ruh hali de ticari performansına paralel olarak değişen "keskin solcu" Yaşar ve ötekiler... canlı, zaman zaman öne çıkan mizah unsurlarıyla zenginleşen bir üslupla anlatılıyor.

Sayfa Sayısı: 184
Dili: Türkçe

Kitap Yorumum

Kitap yorumumdan önce şunu söylemekte fayda var; kitabı bir tanıdıktan ödünç alarak okudum. Aslında ödünç almaktan ziyade zorla okutuldum demek daha doğru olur. 22- Britanya Yolu'nu dükkanda çalışırken bitirdiğim sırada komşumuz ile yaptığım kitap sohbeti sonrasında "Can Dostu" tavsiye edildi ve okumaya başladım. Ödünç kitap almaktan veya vermekten hiç hoşlanmadığımı belirtmekte fayda var. Ancak dostlarda kırılamaz elbette.

Gelelim kitap yorumuna; 

Yücel Sarpdere'nin diğer kitaplarında da olduğu gibi bu öyküsünde de solculuk temellerine dayalı bir yaşam gözler önüne serilmekte. Paylaşmak, direnmek, sendikal haklar vb solcuların kullandığı birçok terim ve duygu kitapta sıklıkla geçmekte. Kitabın siyasi misyonunu bir yana bıraktığınızda anlatılan mahalle ve insanlar her zaman gördüğümüz insanlardan diyebilirim. Gariptir ki solculuk ile uzaktan yakından bir ilgim olmasa da Yücel Sarpdere'nin bu öyküsünün insanı içine çeken bir tarafı var.

Kitaptaki karakterler oldukça samimi; Kör Kamil Emmi, Muza, ve Prof benim en beğendiklerim. Kör Kamil ve Muzo'nun sohbetleri daha ilk sayfalardan sizi güldürmeye yetiyor diyebilirim. Gerçi Muzo'nun bulunduğu her sohbette  muhakkak ki yüzünüzde bir gülümseme yer alıyor. Özellikle Muzo ve yumurta aşkı görülmeye değer bir durum.
Muzo'nun yer aldığı bölümlerin ne kadar mizah içerdiğini söylesem de bazen bende onun gibi çevremi tanımlamaya çalıştığımı ifade etmem gerekiyor. Kitabın sanırım 100. sayfasından sonraki bir bölümde yer alan yıldızlar hakkındaki derin bilimsel açıklamaları dikkate almalısınız. Muhakkak ki sizde benim gibi bu türden bilimsel çıkarımlar içinde bulundunuz.

Can Dostu'nda Muzo ve Prof'un aşk betimlemeleri de dikkatinizi çekecektir. Muzo'nun yumurtaya olan aşkının farkına vardığı an ise gülmemek için kendinizi tutmayın, koyverin gitsin derim. Aşk demişken Prof'un aşık olduğu zamanlarda yaşadıklarını hepimiz yaşadık. Hatta diyebilirim ki Can Dostu'ndaki Prof karakteri gibi bizlerde birçok defa şiir defterleri tuttuk. Gecede yazılan 3-5 şiir ise bizim için gündelik durumlardan başka bir şey değildi.

İbo, Oya ve Serpil gibi karakterler ise Can Dostu'nun daha çok solcu kimlikleriyle ön plana çıkan karakterleri. Tabi buna Yaşar'ı da ekleyebiliriz. Her ne kadar parayı seven bir solcu olsa da solcu solcudur. Sevdiğim bir diğer karakter ise Ayakkabıcı Macit karakteri. Can Dostu'nun gizli kahramanlarından biri bence. Kendisi her ne kadar vurdumduymaz gibi görünse de mahalle eşrafı söz konusu olduğunda taşın altına elini sokan abilerimizden.

Uzun zamandır Türk Yazar okumamıştım bu nedenle keyif verici bir macera olarak adlandırabilirim bu romanı. Okumaya değer bir eser, bir göz atmanızda fayda var. 

Diğer Yorumlar:


  • Yücel Sarpdere'nin birazkitap.blogspot.com.tr tarafından yayınlanan Vatandaş Abuzer yorumu iste tam burada...

GÜNCELLENDİ: 13 Temmuz 2015

İlk Kitabım

Haziran 16, 2015
İlk Kitabım, Hidayet Karakuş, Bilgisayara Giren Tırtıl
Aslında ilk kitabım lafı biraz iddialı oldu sanırım. Hatırladığım ilk kitabım daha iyi bir başlık olabilirdi. Her neyse, bu yazımda size ilk kitabımdan bahsetmek istiyorum. Sanırım 5. sınıfa gidiyordum. O zamana kadar okuduğumu hatırladığım tek kitap Cin Ali serileri... (Evet bir hayli yaşlandığımı bende çok iyi biliyorum.)
Bir gün öncesinde okula gittiğimde öğretmenimizin bize ertesi gün bir kitap etkinliği olacağını söylediğini hayal meyal hatırlıyorum. Kulakları çınlasın Oya Öğretmenimiz kitap okumamız için bizi bir hayli teşvik ederdi.Akşam eve geldiğimde babamdan para istediğimi ve uyumadan çantama parayı koyduğumu biliyorum. Ertesi gün ilk dersten itibaren herkesin dilinde öğlen okulu ziyaret edecek yazar vardı. 12 yaşında bir çocuk için bir yazar ile tanışmak oldukça büyük bir olay olduğunu söylememe gerek yok sanırım.
Öğlen olduğunda herkes okulun önünde toplandı.Öğlenci diye tabir ettiğimiz ve sabah uykularını iyice almış olarak okula gelen şanslı arkadaşlarımızla beraber yazarı bekledik. Küçük bir konuşma ardından kitap satışları (ki şu an temel amacın bu olduğunu biliyorum) ve kitap imzalama işlemi başladı.
Sıra sıra kitapların başına geldiğimde gözüme direk takılan kitap "Bilgisayara giren tırtıl" olmuştu. Kitabı ilk aldığımda canlı bir hayvanın nasıl olur da bilgisayara girebildiğini düşündüğümü itiraf edeyim. Kitabımın imzalı olması ise ayrı bir sevinç kaynağı olduğunu ifade etmeliyim.
Akşam eve geldiğimde ödevleri nasıl yapıp da kitabın başına geçtim bilmiyorum. Evde amcamlar olmasına rağmen yatak odasına geçip kitabı okumuştum. Kısacık bir öyküden meydana gelen kitapta ne duygular yaşadığımı anlatamam size. Meğer bizim tırtıl bir uzaylıymış ve mahalleden  bazı çocukları kaçırıyor. Ancak öyle kötü niyet yok tabi. Hikayeden etkilenen bendeniz içeriden gelen seslerin en küçük kesilmesinde yaşadığı korkuyu anlatmaya yürek dayanmaz.
Velhasıl kelam ben bu kitap ile başladım serüvenime, sonrasında da Al yanaklı mavi balonu okumuştum aynı yazardan. Güzel günlerdi...

Sizde benimle ilk okuduğunuz kitapları paylaşırsanız sevinirim

02- KİTAP YORUMU: -22- Britanya Yolu

Haziran 14, 2015
22 britanya yolu kitap yorumu, britanya yolu özeti

22 - Britanya Yolu

Yazar :Amanda Hodgkinson
Çevirmen :Buse Barış
Yayınevi :Arkadya Yayınları

Her savaş bir kaybediştir.
Kimi sevdiğini, kimiyse benliğini kaybeder.

Silvana ve Janusz, yeni evli bir çifttir ve bu mutlu evliliklerini bir bebekle taçlandırmışlardır. Ancak II. Dünya Savaşı'nın başlayıp Varşova sınırlarına kadar ulaşmasıyla, o huzurlu günler de geride kalır. Janusz, ülkesini savunmak için Polonya birliklerine katılırken, Silvanaya da küçük oğlunu korumak adına tüm zorluklarla mücadele etmek düşer.
Aradan geçen kâbus dolu altı yılın ardından Silvana, sekiz yaşındaki oğlu Aurek ile birlikte bir deniz yolculuğuna çıkar. Janusz, onların Polonyadan İngiltereye gelmelerini istemiştir. Artık barışın hüküm sürdüğü topraklarda yeniden bir arada olacaklardır. Bir aile hayali ise Silvana'nın biricik oğlu Aurek için gerçekleştirmek istediği tek şeydir.
Fakat ne Silvana ne de Janusz, eskiden oldukları kişilerdir artık. Mutlu bir aile tablosu çizmeye çalıştıkları her an, beraberinde getirdikleri sırların ağına takıldıklarının farkındadırlar. Ya umuda yelken açıp bu sır ağından birlikte kurtulacaklardır ya da onun kendilerini dibe çekmesine göz yumacaklardır.
İhanetin, sevginin, şefkatin ve annelik duygusunun birlikte harmanlandığı yürek burkan bir roman -22- Britanya Yolu, savaş sancısıyla dağılan bir ailenin toparlanış öyküsünü etkileyici bir dille anlatıyor.
Anne ve çocuk arasındaki o kopmaz bağı konu alan bu romanı kolay kolay unutamayacaksınız.
The New York Times Book Review

Sayfa Sayısı: 456
Baskı Yılı: 2013
Dili: Türkçe

KİTAP YORUMU


Öncelikle belirtmem gerekiyor ki aşk kitaplarını aslında sevmem. Konusu itibari ile beni kendine çeken bir eser olduğunu söyleyemeyeceğim. Ancak esere haksızlık yapmak gibi de bir hadsizlik yapamam. Oldukça rahat okunabilen ve insanı etkileyen bir roman. Ana olay etrafında geçtiği zamanla ilgili olarak da ciddi bir fikir vermekte…
Janusz 2. Dünya Savaşı sırasında Polonyo Ordusu’na katılmış bir Polonyalı’dır. Ancak savaşmaktan hoşlanmayan Janusz, ordudan kaçarak farklı maceralara atılır. Yolu Fransa’ya oradan da İngiltere’ye kadar uzanır. Bir süre sonra geride bıraktığı eşi Silvana oğlu Aurek’in hasretini çeker ve onları aramaya başlar. Bu uzun ve acılı bir arama sürecidir.
Silvana ise Januzs’un gidişi sonrası oğlu Aurek ile baş başa kalır. Polonya’nın Alman istilasında olduğu günlerdir ve Silvana hayatta kalmak adına hiç istemediği durumlara düşer. Sonunda evini terk eder ve hayatını ormanlarda geçirmeye başlar. Öyle insanlarla tanışır ki bu onun asla anlatamayacağı bir geçmiştir.
Sonunda bir gün Silvana İngiliz askerlerince bulunur ve ana karadan ayrılarak adaya gider. Januzs ile buluşurlar ve üç kişilik küçük bir aile olurlar ancak bu her şeyin düzelmesi anlamına gelmez. Hem Januzs’un hem de Silvana’nın anlatamadığı birçok şey vardır. Tüm bunların yanında İngiltere’de onlara yeni facialar sunar. Elbette bir aile olmak her zaman çok zordur. Ancak aile olmak aile olmayı gerektirir.
Kitapta beni en etkileyen karakter tartışmasız küçük Aurek'tir. Kendime benzettim desem yeri var. Kafasında sürekli bazı sorular, etrafı algılama şekli diğer tüm çocuklardan farklı. Doğa onun için bir araçtan ziyade amaç gibi. O ağaçların altında özgür bir çocuk. 


Diğer Yorumlar

kitapsayfalarii.blogspot.com.tr'nin yorumu için buraya
kitapasigi.blogspot.com.tr'nin yorumu için buraya
kordugumhayaller.blogspot.com'un yorumu için buraya tıklayabilirsiniz




GÜNCELLENDİ: 13 Temmuz 2015

01- KİTAP YORUMU: Kartal

Mayıs 29, 2015
Selahaddin Eyyubi üçlemesinin ilk kitabı

Kartal / Bir Savaşçı Doğuyor


Yazar :Jack Hight
Çevirmen :Gönül Kayol
Yayınevi :Optimum Kitap

Selahaddin veya Avrupalıların bildiği adıyla Saladin, bir Kürt ve horlanmış bir halkın oğluydu. Sonunda da Mısır ve Suriye'nin kralı oldu. Allah'ın kullarını bir araya getirdi, Kudüs'ü geri aldı ve Haçlı ordusunu denize döktü. Savaştı ve Aslan yürekli olarak bilinen ve bu lakabı kesinlikle hak eden İngiltere kralı Richard'ı dize getirdi. Saladin yüce bir insandı, tanıdığım en yüce insandı. Ancak, onunla tanıştığımda sadece çelimsiz bir çocuktu. Yahya al-Dimhak'ın günlüğünden
Bu kitapta Selahaddin efsanesinin yanında, başka bir hikaye daha vardır. 1148'de Haçlı ordusu, Şam'ın duvarlarına doğru ilerlerken, John adında genç bir Sakson yakalanır ve esir düşer. Yusuf adında kitapsever küçük bir çocuk tarafından, bir çift sandalet fiyatına satın alınır. Ve kader iki düşmanı bir araya getirir. Kutsal Toprakları değiştirecek bir arkadaşlığın hikayesi böyle başlar. Ürkek Yusuf büyüyüp 'Kartal' lakaplı savaşçı Selahaddin olacaktır. John, önce efendisine savaş sanatını öğretecek, sonra Kudüs Kralı'na ve Kral Richard'a hizmet etmek için batıya dönecektir.
Muhteşem planlanmış savaşlar...
Yozlaşmış Haçlı zihniyeti...
Ölümüne dövüşler...
İslam hayatı...

Sayfa Sayısı: 424
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe

KİTAP YORUMU

Blog yazılarına Jack Hight’ın Selahhattin Eyyubi üçlemesi’nin ilk kitabı olan Kartal ile başlıyorum. Uzun zamandır kitaplığımda bekleyen bir kitaptı kendisi. Kitabı alırken benim için önemli olan kapağın üst kısmındaki “Selahhadin Eyyubi üçlemesinin ilk kitabı” ibareseydi. Çünkü ciddi bir seri takipçisiyimdir. Okuduğum kitapların büyük bir bölümünü seri kitaplar oluşturur.
Kitabın konusuna gelince üçlememiz Selahhdin Eyyubi’nin çocukluk yıllarında başlıyor. O zamanki adıyla Yusuf ailenin ikinci oğludur ve bu özelliği nedeniyle ikinci planda olduğunu söylemek gerekiyor. Abisi olan Turan kendisinden daha çok sevilmekte ve önemsenmektedir. Bu durum Turan ile Yusuf arasındaki ilişkinin temelini oluşturur. Turan Yusuf’u sürekli aşağılar ve kendisine hakaretler saydırır. Yusuf büyük oranda bu durumu kanıksasa da ilerleyen günler Yusuf’un başarıları ile Turan’ı ardında bırakmasını sağlayacaktır.
Yusuf’un babası Necmeddin ve Amcası Şirkuh, Haleb Atabeyi Nureddin adına savaşmaktadır. Ve zamanı geldiğinde Yusuf’ta Nureddin adına savaşmaya ve gösterdiği başarılar ile Nureddin’in danışmanlarından ve en güvendiği adamlardan biri haline gelir.
Kartal’da ki bir diğer karakter ise Tatewik’li Jon’dur. Haçlı Ordusu ile kutsal topraklara gelen Jon, serazenler ile Haçlılar arasındaki bir savaş sonunda esir düşer ve Yusuf’a satılır. Babası onu aldığında Yusuf’a kızmıştır ancak sonraki süreçte Yusuf’un bir kölesi olmasına izin verir ve Yusuf ile Jon iyi dostlar olurlar. Yusuf, Jon’dan Hristiyan adetlerini ve yaşayışlarını öğrenir. Bu da Selahaddin’in doğuşunu tetikleyen bir diğer unsurdur. Jon ise Yusuf’tan Arapça ve Müslüman adetlerini öğrenir. Öğrendikleri ile Jon daha doğru bir adam olmaya başlar.
Kitabın elbette birde bu tarihsel süreci dışında kalan aşk hikayeleri vardır. Yusuf, Nureddin’in karısı olan Asimat’a aşıktır ve efendisine ihanet etmesine rağmen Yusuf, Asimat ile birlikte olur. Jon’un aşkı ise daha karışık bir haldedir. Yusuf’un ablası olan Zimat’a aşıktır. Maalesef Jon’da arkadaşına ihanet eder ve kız kardeşine olan aşkını yaşatır. Ancak bu durum Yusuf’ca öğrenildiğinde hiçte hoş karşılanmaz.
Ve her şeyin sonunda Eyyüb’ün oğlu Yusuf, Selahaddin olur. Bu sürecin en büyük mimarı ise tartışmasız Zimat ile birlikte olarak arkadaşlığına ihanet eden Jon’dur.
Kitap kesinlikle okunmasını tavsiye ettiğim bir eser. Eğer tarihi romanlardan hoşlanıyorsanız bu fırsatı kaçırmayın derim. Jack Hight’ın yazdığı ikinci eser ve ben oldukça beğendiğimi ifade etmeliyim. Serinin ikinci kitabı olan Krallık’ı ise en kısa zamanda edinip okumayı istiyorum.

Kitapla ilgili olarak yapılabilecek olumsuz durumlara gelirsek bunun kapağı olduğunu söyleyebilirim. Kitabın orijinal dildeki kapağı çok daha güzel. Ayrıca kitapta bazı noktalama işareti yanlışlıkları var. Konuşmaların büyük bir bölümü tırnak işreti dışında kalmış.  Güzel bir esere küçük bir nazar boncuğu…

GÜNCELLENDİ: 13 Temmuz 2015 

Merhaba

Mayıs 29, 2015
Herkese benden merhaba. Okuduğum kitapları paylaşmak adına açtığım bu blogda sizlere zevk aldığım kitapları dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım. Öyle çokça kitap bilgini bir halim yoktur baştan söyleyeyim.. Beklentileri yükseltmemek adına şimdiden uyarmış olayım.. Annemin deyimiyle bir kitap canavarı sayılabilirim aslında..  Yine de cahil bir okurum ve alınacak çokça yol var :-) Umarım yazdıklarım az da olsa okuyacaklara fikir verir...
Blogger tarafından desteklenmektedir.